Adıyaman’ın Besni ilçesinde 7 yaşındaki Ahmet Uçar, sahipsiz bir köpeğin saldırısında yaralandı. Kuduz olduğu tespit edilen köpeğin saldırısına uğrayan Ahmet, Gaziantep Şehir Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Bu olay, sokak köpekleri krizinin ne kadar derin ve tehlikeli bir hal aldığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Türkiye, 2025’e girmek üzere, ancak hâlâ kuduz karantinası altındaki köyler, sokaklarda kontrolsüzce üreyen milyonlarca köpek ve bu köpeklerin neden olduğu insan ölümleri konuşuluyor. Gelişmiş ülkelerde bu sorunun çoktan çözülmüş olması bir yana, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri gibi yerlerde sokaklarda başıboş köpek görmek neredeyse imkânsızdır. Bu ülkeler, sokak köpeklerini toplum sağlığı ve güvenliği açısından bir tehdit olarak değerlendirip, yıllar önce kapsamlı politikalarla bu meseleyi çözdüler. Peki ya Türkiye?
Çıkarılan sokak hayvanları kanununa baktığımızda, bu durumun kısa vadede çözülmesi bir yana, daha da derinleşeceği açık. Barınakların tamamlanması 2028’e ertelenmişken, 15 milyon sokak köpeği dört yıl daha sokaklarda serbestçe dolaşacak, üreyecek ve çoğalacak. Bu süreçte onlarca insan köpekler tarafından parçalanarak ölecek, binlerce trafik kazası yaşanacak, kuduz vakaları artacak, her gün 1200’den fazla kişi köpek ısırığı nedeniyle hastanelere başvuracak.
Bunun nedeni açık: Sokak köpekleri üzerinden kurulan mama lobisi ve derneklerin ekonomik çıkarları. Bu gruplar, sorun çözülmediği sürece zenginleşmeye devam edecek. Peki, bu durumdan kim sorumlu? Çok uzağa bakmaya gerek yok. Kanunu bu hâliyle düzenleyen, halkın güvenliği yerine bu lobilerin çıkarlarını gözetenlere bakın.
Türkiye, 21. yüzyılda bu kadar temel bir toplumsal güvenlik sorununu çözmekten aciz bir tablo sergiliyor. İnsan hayatını hiçe sayan bu anlayışa daha ne kadar sessiz kalınacak?
Halkın, siyasetin ve ilgili makamların bu sorunu görmezden gelmeye devam etmesi, vicdanlarda silinmeyecek bir leke olarak kalacaktır.