Kamuoyunun malumu olduğu üzere bir süredir CHP kurultayının iptaline dair gelişen gündem maddeleri ve sonuçları epey yoğunluktaydı. Kimilerine göre şaibeli bir kurultay kimilerine göre ise iktidarın CHP üzerinde kurduğu bir oyundu. Her görüşe kendi içinde saygı duymak lazım elbette ancak bu yazımızda daha çok ideolojik bir taramayı veya tahkikatı derinleştirme gayretimiz olacak. Çiyleşmiş fikri mülahazalar içinde ne kadar aktarabileceğimiz veya ne kadar algılanabileceği meçhul fakat projeksiyonun ayaklarını sağlama almakta fayda var. Ne olduğunu, işlerin nereye gittiğini kavramaya çalışmak, ussallığı elden bırakmamak, bir dizi tahayyüller veya tasarruflar…
En yalın haliyle bakıldığında, evet CHP tam manasıyla bölündü. CHP’nin bölünmesi daha öncelerinde de vaki olmuştu elbette. İsmet İnönü ile parti içi rekabete giren Bülent Ecevit, fikriyatıyla CHP kimliğini tam bağdaştıramayıp kerhen de olsa yine parti içi siyasetini sürdürmüş ancak ilk fırsatta DSP’yi kurmaktan imtina etmemişti. Esasında Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü arasındaki rekabetin bir devamı gibi yorumlamakta mümkün. Günümüz şartlarıyla on yıllar öncesinin rekabet ve siyasi iklimini mukayese ettiğimizde, varacağımız sonuçlar rasyonel olmayabilir. O günlerin zihni karmaşalarıyla günümüz arasındaki karmaşaları ve hatta bunalımları da idrak edebilme kudretimiz olabilir fakat harmanlamamız pek imkan dahilinde değildir. Her dönemin bir politik seyri ve zihniyeti vardır zira.
Bir de tabi yakın tarihteki Deniz Baykal ve Mustafa Sarıgül rekabeti vardı CHP’de! Şimdi bu rekabeti gelin de İnönü-Ecevit arasındaki rekabete indirgeyin, mümkün mü? Mehmet Ali Birand’ın Kara Oğlan Belgeseli’nde İnönü Ecevit için mealen der ki;’’çok genç ve fevri kararlar veriyor, bana Talat’ı hatırlatıyor.’’ Talat dediği de, Talat Aydemir hani 22 Şubat 1962 ve 20-21 Mayıs 1963 tarihlerinde iki kalkışma gerçekleştiren ancak bastırılan, Kara Harp Okulu Komutanı Kurbay Albay! İsmet Paşa Kara Harp Okulu’ndaki kalkışma ihtimaline binaen bir ziyaret tertip eder. Malatyalı çiçeği burnunda bir Harp Okulu öğrencisi de karşılama kıtasının içerisinde yer almaktadır. İsmet Paşa Kurtuluş Savaşı kumandanlarından, methini bilen ancak ilk defa yüz yüze gelen Malatyalı talebe, hemşehrisi olan İsmet Paşa’yı görünce heyecandan bayılır. Ne okul ama değil mi?! İçeriden fethi kabil!
Ecevit’e İnönü tarafından yapılan benzetmeyi düşündüğümde, Kılıçdaroğlu-Özel rekabeti biraz daha anlam buluyor sanki zihnimde. Baykal ve Sarıgül rekabetini tam olarak bir yere oturtmak güç. Kaderleri de hatta karakterleri de çok benzeşiyormuş, zaman ikisini de gösterdi. Kaset skandalları ve kasetçilik diyorum ve susuyorum! İnönü, Ecevit’i asi bir paşayla eş değer olarak görüyor ve de zamanı geldiğinde boynunun ezilmesi hatta belki de vurulması gerektiğini dışa vuruyor! Kılıçdaroğlu Özel’e ‘hırsız’, Özel’de Kılıçdaroğlu’na ‘butlancı’ diyor. Aslında her ikisi de birbirine aynı şeyi söylüyor. Sanırım bu zaviyeden bakılırsa, Özel ve Kılıçdaroğlu da aynı kişilik ve kaderin farklı versiyonları gibi.
İnönü, Atatürk’ün Çankaya sofralarına atıfla ehli keyf olmakla itham ederdi. Hodbin bir tavır sergilediğinden yanında Milli Mücadele kahramanı paşa ve kurmaylardan pek kimsenin kalmadığını ifade ederdi. Memleket içki masalarında yönetilmez derdi, aslında sterilize edilmiş haliyle tek adam derdi kısaca işte, kendisi Cumhurbaşkanı olunca herkesi kucaklama gayesi güttü, Atatürk’le yolları ayrışmış olan Mücahede-i Milliye mensubu kişiliklere makam ve sorumluluklar verdi ancak çok partili döneme gelinince hazımsızlığı nüksetti, demokrasiye yenildi, kışlaları arka bahçesi haline getirdi. Atatürk’e karşı yürüttüğü propagandanın adeta tamamına bizzat büründü ve akıbet; Menderes, Zorlu, Polatkan asıldı! Seçilmişlerin mahvına, statükonun devamına…
Ecevit ‘’Ortanın Solu’’ fikriyatının mimarı hatta mihmandarı olarak başladı. İnönü’ye bayrak açtı, CHP’yi halka açma girişimlerinde bulundu. ‘Halkçı Lider’ olarak CHP tarihine geçti, CHP’nin parti olarak en yüksek oy oranına erişmesini sağladı ancak 1989 itibarıyla fikirleri değişti. Daha önce halkçı olan Kara Oğlan bundan kelli devletçiydi. Nihayetinde ise emekleri taçlandırıldı, Başbakanlık yaptı tekraren, taçlandırıldı dehlizlerde peyda olmuş derinlerce… Sağlık sorunlarına rağmen iktidarda kalma hırsına yenik düşenlerden oldu, İnönü’ye karşı yaptığı eleştirilere bizzat dönüştü, kontrolü kaybetti, halkın değil kışlaların desteğini alarak geldi ve akıbet; 2001 Krizi… Yani yine seçilmişlerin mahvına, statükonun devamına…
Meseleyi günümüze getirmenin vakti geldi sanırım, cilt cilt kitaplar yazılıacak hususları bir iki sayfaya sığdıramayız elbette. Baykal-Sarıgül rekabetini teğet geçip Kılıçdaroğlu-Özel mevzuuna giriş…
2023 Seçimlerinin büyük umutlarının adamı; Gandhi Kemal! Haram lokma yemeyen Kemal! İşçi Kemal! Emekçi Kemal! İşçinin dostu Kemal! Fakirin yoldaşı Kemal! SGK Kemal! Bye Kemal! Demokrat Kemal! Yeni sürümüyle Butlancı Kemal! 2023 Kurultayının ise yeni Ecevit’i Özgür Özel. Baba ocağının yılmaz bekçisi! Arkasında İmamoğlu, önünde CHP genel kurulu, elinde hançer, ne hikmetse tesadüf işte Kılıçdaroğlu’nun sırtında unutulmuş!
Tuhaf işler azizim, Kılıçdaroğlu ile ‘parlamenter demokrasi’ geçişi sağlanacaktı, Erdoğan gibi olmayacaktı(!) muhaliflerin kanısınca, makama oturacaktı ama kalkacaktı! CHP çok akıl ürünü işlerin olduğu bir konsept gibi gelmedi bana ezelden beri. Fakat bu defa başka! 2024 yerel seçimlerinde CHP Özgür Özel yönetiminde birinci parti olarak çıktı. Aslında halkın 2023 Genel Seçimleri sırasında Erdoğan’a karşı birçok sebepler dairesinde gösteremediği tavrın bir nevi acısının üzerine denk gelmişti. Halkın Erdoğan’a elbette bir tepkisi olacaktır, seçilmiş lider çok normal. 2019 Yerel Seçimlerinin çok daha katmerlisi 2024 Yerel Seçimlerinde Ak Parti aleyhine yaşandı. Objektif tavır böyle mi olmalıdır bilinmez ancak seçmenin verdiği bir mesaj vardı…
İlgili mesaj negatif yönden alındı, BASTIRILMASI GEREKİLEN DUYGULAR VARDI, nitekim CHP’nin iç karışıklıkları da her zaman olmuştu. Bölünmeler, ayrışmalar vs. Yine aynısı olabilir miydi, elbette! Nitekim oldu; CHP’li Belediye Başkanlarının tutuklanması, çatı iddianameler, yolsuzluklar, ihaleye fesat karıştırmalar, rüşvetler, edebe mugayır yaşamlar bla bla bla… Bu kadar isnadın olduğu bir parti içerisinde Kılıçdaroğlu için dönme imkanı bulunurdu, bulundu da… AMA DEMOKRAT LİDERLER SEÇMEN İRADESİNE SAYGI DUYARLARDI DEĞİL Mİ, OTURDUKLARI YERDEN KALKMASINI DA BİLİRLERDİ DEĞİL Mİ, 2023 SEÇİMLERİNİ KAZANSA KESİN BÖYLE OLACAKTI CB KEMAL DEĞİL Mİ, GIDIKLAYAN OLURSA GÜLMEK İSTERİM AMA SOMURTARAK! Nasıl ki Kılıçdaroğlu cephesinin, kendi kazanımlarının üzerine Özgür Özel’in çöktüğü ve kendi başarısı olarak gösterdiği iddiası varsa, Özgür Özel döneminde seçilen Belediye Başkanlarının da yemiş olduğu haram lokmaların hesabını vermesi gerekirdi. Halka değil kime; Kılıçdaroğlu’na…
Tencere dibin kara seninki benden kara, bahçelerde maydanoz gel bize bazı bazı, BENİM GELİNİM OYNAR DÖNER DÖNER BİR DAHA OYNAR! PEH PEH PEH!
Ama bu kadar hikayenin içerisinde aslında çok hayırlı bir iş de oldu, CHP’liler adına. Bir oyun döndü çok belli, kimin kimi devirdiği, kimin kime ne yaptığı, kimin ne çıkar sağladığı, komplosal düşünceler bunlar düşünmeye devam edenlere saygılar. Ancak şu bir gerçek ki, CHP senelerdir yüklendiği negatif bagajından ve isminden sıyrılma imkanı buldu! Bunu isteseler de yapamazlardı sanırım. Hatırlarsınız Erdoğan’ın seçim meydanlarında CHP ismi üzerinden kurduğu üstünlüğü değil mi? ‘Bunlar Camileri ahıra çevirdi’, ‘CHP başörtüsüne karşı çıkan zihniyetin temsilcisidir’, ‘CHP döneminde ekmek kuyrukları vardı’, ‘CHP demek çöp demek’, ‘CHP zihniyeti darbecidir’ gibi mealen bir sürü söylem… Yeni Parti ile ilgili direk şu aşamada tarihsel mevcudiyete ve serüvenlere atıfla propaganda geliştirme imkanı kalmıyor zira adı yeni bir parti. Ancak Erdoğan’ın yine de güncel hadiseler üzerinden propaganda üretebileceği imkanlar mevcut. Özel ve ekibinin, sağdan kimliksel politik kesmi değil ancak liberal veya küskün ya da öfkeli yahut rasyonel vatandaşları cezbedebilecek türden oluşum sergileyebilme imkanları da mevcut. Aslında siyasette bir heyecan oluşur gibimsi. Ta ki Özel ve arkadaşlarının, CHP ismiyle özdeşleşip aynı çizgiden seyreyleme ve tarihi negatif mirası devralarak yeni ismine karşı alerjik bir taban oluşturana dek! Bazı yansımaları da var, altı oka bağlılık mesajlarının çok yoğun olması ve Andolu Kulübü’nde rakseylemeler gibi ama göreceğiz. Benim umudum halkın umuduyla pek bağdaşmıyor zira hakikatin yelleri çok farklı yönlerden esiyor!
Benim daha çok üzerinde durduğum husus ise şu ki; siyasilerin, iktidarıyla muhalefetiyle, tüm aktüel gidişat içerisinde yaşamış olduğu çok ciddi bir irtifa ve güven kaybı var. Siyaset kurumunun bütünüyle demek yerindedir. Kendileriyle birlikte vatandaşın içindeki nefsani heva ve hevesleri de körüklediler.
Ülkenin 2013 yılından itibaren içerisinde bulunduğu manevi çöküntü ve 2018 yılından itibaren ekonomik kriz hali, siyasiler nezdinde pek enterese edilen bir konu başlığı gibi durmuyor. Realist sorunları halı altına süpürmeceler, vatandaşta da bir kanıksama oluşturdu. İcraatı bir kenara bırakıp sadece ideolojik söylemler ile yürümenin maddi ve manevi çok ağır bedelleri oldu. Muhalefet ve muhalifler söylem geliştiremedi ve lider yetiştiremedi, önce hizmet sonra rahmet diyemedi, dar bir daire içerisinde yüklendikleri tezatlıklarla boğuşma ve birbirlerini boğma halinden öteye gidemediler, iktidar ise fabrika ayarlarını bırakarak tüm kolaycılık kapılarını zorlama imkanına erişti. İktidarın tabanı da öznelleşti, nesnellikten oldukça uzaklaşarak öz denetimi tamamen bıraktı hatta saldı. İktidarın başlangıç noktası ile varış noktası bir başka yazının başlı başına konusu! Sözüm ona olabildiğince politize bir topluma siyasi akademiden verilen eğitim olarak, tam manasıyla ortak menfaatlerin müspet halinden menfi hale geçişini izledik ve izlemeye devam ediyoruz.
Hedonizmin tüm sanrıları baş gösterdi, herkes ufak çaplı birer aktör oluverme mücadelesine bürünmüş durumda. Herkes çok önemli ve bunun da bilinmesini istiyor! Derin bir rekabet, kapitalizmin eşiği! Çalışmak var ancak verimli olmayanından kültü, tüm kılcallara nüfuz etti. Artık toplum içerisinde yüce hedeflerin yüce karakterlerinin amir ve memur olması dönemi kapandı. Bedel ödemekten kaçış ile yalnızca kısa yoldan köşe! Dengeleri gözeterek ilerleme! Çağın zihniyeti. Yeni Parti bahsi geçen hususlarla baş edebilme idrakine haiz mi, düzeltebilecek güçte mi, her şeyden önce böyle bir derdi var mı?
Statükonun oluşumu bürokrasinin içerisinde filizlenirdi eskiden artık bürokrasiye ne hacet, toplum bizzat statik dengenin asli unsuru halinde! Argüman da hazır: Ne de olsa Türkiye makamdan içeri girenlerin sorumluluklarını kapının önünde bıraktığı cennet bir ülkedir değil mi! Toplumdaki seçkin karakterli insanların da pek seçilme ve göz önünde olabilme imkanı da kalmadı sanırım. Böyle kalanların da makamlara talip olabileceğini düşünmek, kanımca mutlak çılgınlık hali olsa gerek. O halde toplum için de diyebiliriz ki; maalesef en onarılması güç olanından, seçilmişlerin mahvına, statükonun devamına…
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|