Yazıya giriş yaparken birçok kez duraksadım, acaba hangi başlık tam olarak karşılık gelebilir diye! Türkiye’nin son 10 yıldaki yaşadığı siyasi meşakkatler düşünüldüğünde, basit bir gündem maddesi gibi görünüyordu. Belki öyle de başladı ancak üzerine çok derin analizler yapabilme potansiyeli barındırdığı çok geçmeden anlaşıldı. Konu dallanıp budaklanabilecek çehreye sahipti! Ancak piyasadaki söylem ve metinleri düşününce, başlıkta kendiliğinden kısaldı, uzatmak isteyene en sol şerit açıktı!
Evvela şunu belirtmekte yarar var, önceki yazılarımın her biri, birbirlerinin mütemmim cüzüdür. Bu yazımda bir öncekini, daha da somutlaştıracaktır. Verilmek istenen mesajlar oldukça net! Defaatle referans gailesine düşmemek için kısa bir not! Ayrıca, diğer yazılarıma göre, oldukça yalın ve tekrarlı bir anlatım metodu izleme ihtiyacı hissetmekteyim.
A-) FON KRİZİ
Ülke gündeminde, şu sıralar fon mevzu bahsi tam merkez halinde. Bana göre sürpriz değil, konjonktür böyle. Kovayı doldurmanın girift şekli! Olmasa şaşardım asıl! Birilerinin Tera Fon meselesine hacimsellik kattığı sonrasında piyasaya farklı farklı fon veya şirket yatırımlarıyla güven aşılayarak yüz binlerce kişinin de, fona katılımını sağladığı nihayetinde ise yatırımların karşılıksız kaldığı, hasılı vel kelam vurgun yapıldığı...
Gündemde kalma mevcudiyeti veya derinlikli ele alınması aslında basit bir fon vurgunu düzleminden çıkmasıyla alakalıymış. Yönetim kurulları ve kurucuları ya da büyük finansör veya yatırım ortakları ayyuka çıkınca, basit bir fon krizi gibi görünen hadise, arka planında çok daha geniş bir perspektif hatta misyonu barındırdığını gözler önüne serdi. Çoğu foncunun, iktidara yakın ve hatta yönetici statüsünde olduğu rivayetlerine, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin açıklaması somut bir dayanak oluşturarak, adı geçen Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya görevinden istifa etti.
B-) FON KRİZİ SONRASININ AK PARTİ’DEKİ İLK YANSIMALARI
Peki fon krizi Ak Parti tabanında veya parti teşkilatlarında ilk etapta nasıl bir yankı uyandırdı? İzlenimim o ki silsile halinde; parti tabanı yani seçmen oldukça tepkili zira ekonomi en çok onları vurmuş durumda, parti teşkilatı alt kademesi öfkeli ama onların öfkeselliği daha çok kendilerini vurguculara göre nispeten temiz hissetmelerinden mütevellit, parti orta kademeleri temkinli hemen pozisyon alıp ileride gafil avlanmak istemiyorlar, parti üst kademeleri de birbirlerine operasyon çekme yarışında! Fakat genel olarak liderlik makamı özellikle taban ve teşkilat tarafından korunmacı hatta ayrıştırılarak değerlendirilme dahilinde. Ancak üst kademede durumun pek de böyle olmadığına dair izlenimler mevcut. Herkes suçu kendi üstünden atma gayretinde! Oligarşik ve burjuvatik çekişme!
C-) MUHALİF TABAN VE SİYASİ PARTİLERDEKİ SON DURUM
Halihazırda, fon vurgununa karışanlara dair ilk somut ismin Yeni Parti içerisinden dile getirilmiş olması sonrasında, özellikle muhalif tabanda bir sosyal patlama yaşanılacağı iddiası mevcut! Katılmıyorum, algıladıkları gibi bir sosyal patlamanın henüz gerekli ve yeterli şartları oluşmuş değil! Kamuoyunun malumu olduğu üzere pek çok Yeni Parti Belediye Başkanı tutsak. Genel suçlamalar; hırsızlık, rüşvet ve yolsuzluk. Çatı iddianamelerdeki birleşim halinden hareketle, suç örgütü kurma meselesi. 2024 Yerel Seçimleri neticesindeki başlatılan operasyonlarla toplumda irtifa kaybı yaşayan Yeni Parti, karşı argümanlarla kendine tekrardan pozisyon belirleme gayretinde. Daha da ileri giderek Özgür Özel’in Erdoğan’ı hedef alarak; ‘’ya bizimle beraber çözeceksin’’ söyleminden hareketle, tutsak belediye başkanlarıyla ilgili pazarlık masası oluşturma saikiyle hareket ettiği iddiası da mevcut. Halkın efkarına ise henüz bir olgun veya birleştirici siyaset üretme mekanizması oluşmuş değil. Oluşacak gibi de görünmüyor.
İrili ufaklı diğer siyasi partilerin de birkaç cılız sesi geldi. Takip edebildiğim kadarıyla Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu bir demeç verdi ancak hem demecin içeriği hem de devamındaki tartışmalarla, meselenin özü bağlamından koptu. Oradan da tabana bir salkım üzüm henüz düşmedi! Pesimist olmak değil gaye ancak buradan hareketle, yine pek de düşecek gibi görünmüyor. Konumuz farklı zaten!
D-) AK PARTİ’NİN YANLIŞ POLİTİKASI
Ne oldu da biz bu duruma geldik ya da ne olacak şimdi veya kimler bu işlere tevessül etti, sorusu herkesin az çok malumu. Konuyu anlama gayretlerinin bulunması çok doğal. Biz kendi zaviyemizden, kişi veya kurumlarla uğraşarak esaslı bir neticenin oluşamayacağı kanaatindeyiz. Peki nasıl bir yol izlenmeli? Konuya hangi perspektiften bakılmalı?
Türkiye 2017 itibarıyla ekonomik sorunlarla uğraşma dönemine düçar oldu. Evveliyatı var ancak daha önce yazdık, çok yazıldı ve konuşuldu! Kestirmeden gidelim. 2023 Genel Seçimleriyle Ak Parti iktidarı devam etti. 2024 Yerel Seçimlerinden CHP birinci parti olarak çıktı ve Ak Parti’den başta İstanbul özelindeki ilçeler olmak üzere, pek çok belediye kazandı. 2024 Yılından itibaren, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal ihtiyaçları göz ardı edildi. Ak Parti iktidarı maalesef, 2024 seçimlerindeki kaybın faturasını önce vatandaşa sonrasında ise CHP’ye boca etti. Sorunu hiç kendisinde aramadı! İyi niyetli eleştirilere de yine kulak tıkadı hatta bertaraf etti! Vatandaşa servis edilen; ‘’bakın işte oy verdikleriniz dibine kadar kire bulaşmış’’ mesajı kapsamında CHP’ye karşı yürütülen operasyonlar, tam da ekonomik krizin her geçen ay ve yıl daha da perçinlenerek vatandaşın boynunda adeta bir giyotin gibi sallandığı süreçlere tevafuk etti.
Ak Parti, vatandaşın 2023 yılında kendisine verdiği ödevini maalesef iyi okuyamadı! Kerameti kendinden bildi! Türkiye Yüzyılı vizyonu, Ak Parti Yüzyılı(!) olarak sübuta erdi. Belki bu siyasi mefkure tutabilirdi ancak toplum adeta tamamen bir tarafa bırakılınca, kelebek etkisi doğdu; güç zehirlenmesi, her şeyi yapabilme sanrısı, devlet kademelerinde at koşturmalar, zenginliğine zenginlik katmalar, parti teşkilatında bulunanlardan veya seçilmişlerden hukuksuzluklara sessiz kalmanın kefareti olarak haksız iktisap eylemelere meşruiyet kazandırmalar, bir şeyler, bir şeyler… Ez cümle sokak siyaseti yerine salon siyaseti gütme gayretleriyle bezenmiş tezgahı düzeltme kaygıları, öyle ya, kim takardı vatandaşın kaygılarını?
E-) TOPLUMSAL DEĞERLENDİRME VE AK PARTİ TABANINDAKİ KIRILMA
Şunu hemen belirteyim, toplumumuzun refleksleri üzerine bir kritik olsun! Şayet ekonomik sorunlar olmasaydı, Ak Parti’nin 2024 sonrası uyguladığı stratejisi lehine seyredebilirdi hatta kanaatimce kesinlikle seyrederdi. Muhalifler zaten kendi temsil kabiliyetlerini sağlayan partilere karşı son derece güven bunalımı içerisindeyken, fon meselesi üzerinde de pek durmazlardı artık! Daha önce memleket sathındaki gelişen benzer hadiseler düşünüldüğünde, bahsi geçen hususlar daha bir oturaklı hale gelecektir. Ya da, ekonomik sorunlar içerisindeyken, CHP belediyelerine karşı operasyonlar bu denli geniş marjlı ve tahripkar olarak tatbik edilmeseydi ve adeta bir cadı avına dönüştürülmeseydi, belki yine Ak Parti fon krizinden nasibini böylesine aleyhe almayabilirdi. Çünkü muhalif kesimler için halihazırda seçim mağlubiyetlerinden sonra en ufak bir yerel seçim kazanımının bile yargı üzerinden geri alınması, psikolojik olarak artık hiçbir şeye rağmen mücadeleden geri durmamaları gerektiği kanısında birleşim sağladı. Şiddetli bir öfke ve fay hattı oluştu. Kaldı ki CHP’ye karşı yürütülen operasyonların içeriği, sürekli akçeli haksız iktisap ile işler üzerine bina edildi. Rüşvet, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, zimmet vs. Paradoks bu ya, bumerang misali dönüyor! Ak Parti’nin muhasebesini iyice yapamadığı aşikar olan siyasi ve stratejik çok ciddi bir hatası! Güncel hava durumu böyle!
Ancak tüm negatif parametrelere rağmen Ak Parti iktidarı ideolojik olarak sürekli el yükseltmekten, vatandaşın kendisine verdiği reyi, muhaliflerine karşı tahakküm aracı haline getirmekten daha da önemlisi, yargı mekanizmasını kendisi için adeta bir paravan haline getirmekten beri durmadı! Yazık oldu. 2002’den beri her koşulda kendi yanlarında bulunan, Erdoğan için her türlü badireye göz yuman, her türlü sıkıntıya göğüs geren ve istikrarın devamını sağlama noktasında irade gösteren samimi kitleler, şu an yarı bir bunalım hali içerisinde. Onca kazanımın üzerine limon sıkmak olur muydu? Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP karşıtı söylemlerini, samimiyetine duydukları güvene binaen her zaman satın alıp en çok müdafaayı gerçekleştirenler bizzat kendileri oldu. Mağduru da görünen o ki yine bizzat kendileri konumunda!
Menfaatperest kalemşorlar ve dışarıda kalanların hariçten gazelleri, benim nazarımda yok hükmündedir. Bahsettiğim zevat, hangi görüşten olursa olsun çok şerlidir! Seslerini yükseltmeleri, hani bana hani bana tezviratıdır. Bizi ilgilendirenler, ussallığını ve vicdani duruşunu öyle veya böyle muhafaza edebilmiş olanlardır.
Akl-ı selim olarak iktidara gönül bağı olanlar diyorlar ki; madem kendi içimizde bu kadar vurguncu vardı o halde neden CHP’yi bu kadar hırsızlık ve yolsuzluk üzerinden hedef aldılar? Şimdi nasıl yapılanları savunacağız? Madem bu kadar fon oluşturulabiliyordu, neden millete hizmet yolunda kullanılmadı? Neden piyasaya sürülüp toplum maddi ve manevi rahatlatılmadı? Ya da ekonomik krizi çözmeyeceklerdiyse bizi neden sürekli oradan oraya sürükleyip durdular? Bir dahaki seçimlerde millete ne anlatacağız veya nasıl oy toplayacağız? Ak Parti tabanındaki kırılma tam da bu noktada başlıyor işte! Muhalifler zaten muhalifti, zaten Ak Parti iktidarına karşıydı. Ak Parti’nin Bilakayduşart kendi arkasında duran samimilere ise ciddi bir izah borcu doğdu. İşçilere, emeklilere, memurlara, esnaflara, varoşlarda yaşayanlara, köylülere, çiftçilere hülasa kendilerini vesayete karşı mücadelesine hiçbir zaman yalnız bırakmayan Anadolu insanına samimi bir izah borcu!
-NETİCE
Gelinen nokta partizanlığın kaybettiği bir noktadır. Esasında çok yıllar önce partizanlık illeti millete tatlı bir zehir olarak sunuldu. Her görüş ve siyasi çevreden ise alıcıları çok oldu. Dünya siyaseti de çok farklı olmadığından memleket içindeki yansımaları, adeta bir sağlama noktasına evrildi. Bugün yine aynı düzlem üzerinden çıkarımlara gitmek, en hafif tabirle safdillilikten öteye gidemeyecektir. Sözüm ona toplumsal kırılmanın hangi kanatta olduğu ve yaşandığı, muhalif partilerce iyi analiz edilmelidir. İktidarın, milletin gerçek ve maddi sorunlarına karşı pratik çözümler üretmek yerine rakiplerine yönelik ideolojik harekat planlarını tatbik etmekten vazgeçmesi temel bir zarurettir. Fondaşların tespit edilip akabinde yargı önünde hesap vermesi lazımdır. Gücünü milletten alanlar, milletin şefkatini ve arifane tavrını hırpalamamalıdır.
Maalesef ahlaki değerler ve etik üzerinden şu ahval ve şerait üzerinden konuşmak hiç mümkün görünmüyor. Türkiye’nin normalleşmeye ve kenetlenmeye her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı bulunmaktadır. Şu an taşların kendiliğinden oturma sürecidir. Toplumun suhulet ve sükunetle, başta iktidar mensubu topluluk olmak üzere evvela kendi öz eleştirisini yapması sonrasında ise mensubiyet duydukları siyasi eğilim ve partilerin tavrını tahlil etmesi gerekmektedir. Her şeyden önemlisi; nasıl bir Türkiye istediklerini ve nasıl bir Türkiye iklimi içerisinde bulunduklarını anlaması ve anlamlandırması, yaşamına da sirayet ettirmesi elzem bir hakikattir. Ve son olarak, behemehal ivedilikle sandık milletin önüne getirilmelidir! Saygılarımla…
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|