|
Tweet |
Zira Filistinli kadınlar, doğmayan yavrularını şahadetle teslim eden kahraman anne’lerdir. Her gece çocuklarının, ellerine ve ayaklarına isimlerini yazarak onları şehadete hazırlayan sabır timsali annelerdir.
Bu çocuğum küçük, bunu daha çok seviyorum, ya da hiç değilse bir tanesi bana kalsın demiyor bu kadınlar; adanmışlığın en güzel dersini, Kudüs’ün fedakar annesi Hanne’den alarak, çocuklarını Şehadet bilinciyle yetiştirmiş ender annelerdir onlar.
Sabır ve teslimiyeti kuşanıp, “Hasbunallah ve nimel vekil” diyerek teslimiyet ve tevekkülün en canlı örnekleridir.
Bizler çocuklarımız üşümesin diye sıcacık yorganlarla üzerlerine örterken, Filistinli Anneler, çocuklarının cansız bedenlerini örtecek kefen bulamıyorlar.
Bizler çocuklarımıza çeşit, çeşit, yemekleri servis ederken, Gazze’deki anneler açlıktan ağlayan çocuklarını avutacak bir Parça ekmek, bir yudum su bulamıyorlar.
Filistinli kadınların ev içi rolleri gerçekleştirmesinin nasıl imkansız bir hal aldığını, çocuklara bakım vermenin nasıl bir irade, azim ve psikolojik mücadele gerektirdiğini, adeta bir meydan okumaya dönüştüğünü görürüz.
Filistinli kadınlar günlük hayatlarını İsrail’in zulmü altında geçiriyor. Gazze’de bir bina enkazında iki çocuğunu yıkamaya çalışan kadın aslında kamusal rol üstlenmiş ve bu zülmün en güzel örnegidir.
Filistinli kadınların bir kısmı hayatlarını zindanlarda sürdürüyor. İsrail zindanlarındaki Filistinli kadınların sayıları tam olarak bilinmiyor. Ancak buralarda yaşayan kadınların oldukça zor şartlarda hayatlarını sürdürmek zorunda oldukları biliniyor, İşgal yönetimi zindanlarındaki Filistinli kadınlardan acil tedavı gerekenlerin bile tedavi edilmelerine fırsat tanımıyor. Rahatsız olanların tedavilerine izin verilmezken hapishane şartlarının ve muamelelerin kötü olması dolayısıyla hastalığa maruz kalan kadınların sayısı günden güne artıyor. Bu hanımlardan zindanda doğum yapanlar bile oluyor.
İşgal yönetimi onlara da acımıyor ve anneyi bebeğin hatırına dışarı çıkarmak yerine bebeği de zindanda büyümeğe zorluyor. Zindana atılan kadınların durumu bu. Ancak dışarıdakiler de rahat değil. Kendileri zindanda olmayan kadınlardan bazılarının da eşleri veya çocukları zindanda. Çocukları zindanda olan analar onların zindanda çektiği acı ve ızdırabı duygusal olarak çekiyorlar ki bunun bedensel ızdıraptan daha etkili olduğunu bütün analar bilir.
Eşleri zindanda olanlar bütün bu acı ve ızdıraplara ek olarak ailenin maddi yükünü kaldırmak zorunda olmanın sıkıntısını da yaşıyorlar. İşgal yönetimi onları sadece bu acılarla ve sıkıntılarla da bırakmıyor. Zindandaki yakınlarını ziyaret etmelerine engel olmak, dövmek, hakaret etmek suretiyle de onlara ayrıca işkence ediyor. Bütün bu baskı, mezalim, işkence ve eziyetlere rağmen Filistinli kadınlar, ulusal kurtuluş mücadelelerinden asla vazgeçmiyorlar. Çünkü onların 1919’dan beri Filistin’e sahip çıkma ve uğruna kavga verme azimleri var,
Günümüzde ise, erkeklerin tutsak oldukları, katledildikleri veya sürgün edildikleri her dönemde Filistinli kadın, hem baba hem anne rolünü aynı anda üstlenerek hayatta kalma mücadelesine ek olarak işgalciye karşı direnme görevini yerine getiriyor.”
İsrail’in oluşturduğu olağan dışı sosyal hayat koşulları, düzenli baskı, göçe zorlanma klasik toplumsal rollerin çok ötesinde bir zorlanmaya ve mücadeleye işaret ediyor. Bu kadınlar onlarca yıldır bu zulmü yaşıyor, yok olmamak için neslin devamını sağlıyor ve takdir edilesi bir kadın mücadelesi sergiliyor.
Aksa’nın annelerine destek olan, yanında duran, tüm annelere selam olsun!
Bu zulme sessiz kalan tüm zalimlerin sonu “İla Cehenneme zümera” olacaktır.