Avrupa, dünya siyasi tarihinin son üç yüz yılında küresel dengeleri belirleyen en önemli kıtalardan biri oldu. Özellikle Sanayi Devrimi ile birlikte kendisini dünyanın merkezine konumlandırdı; ekonomik, askeri ve kültürel üstünlüğü uzun yıllar boyunca küresel sistemin belirleyici unsuru haline geldi.
Ancak bugün Avrupa, yeni bir değişim ve dönüşüm sürecinin eşiğinde bulunuyor. Bu süreç, kıtaya dair bildiklerimizi önemli ölçüde yeniden tanımlayacak gibi görünüyor.
Kendini özgürlük, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin merkezi olarak tanımlayan Avrupa, yeni dönemde tek bir kavram etrafında yeniden şekilleniyor: GÜVENLİK.
Önümüzdeki yıllarda bu kavramı çok daha sık duyacağız. Özgürlüklerin sınırlandığı, insan hakları ve demokratik hassasiyetlerin ikinci plana itildiği bir döneme doğru ilerleniyor. Avrupa’nın siyasal refleksleri artık değer temelli değil; güvenlik merkezli bir paradigmaya doğru kayıyor.
Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri, olası Rus tehdidini yalnızca bölgesel bir risk olarak değil, doğrudan bir “beka meselesi” olarak okumaya başladı. Rusya kaynaklı tehdit algısı, kıtanın savunma politikalarını köklü biçimde dönüştürüyor. Savunma harcamalarındaki artış, ortak güvenlik mekanizmalarının güçlendirilmesi ve askeri entegrasyon çabaları bu dönüşümün en somut göstergeleri.
Bu noktada ABD ile yaşanan stratejik görüş ayrılıkları ve özellikle Greenland üzerinden yürüyen jeopolitik tartışmalar da dikkatle okunmalıdır. Avrupa, kendisini yalnızlaşmış hissederken; kuruluş kodlarını yeniden gözden geçiriyor ve yeni bir stratejik konumlanmaya yöneliyor.
Bu nedenle, Avrupa’ya dair bildiklerimizi sorgulayacağımız yeni bir yüzyılın eşiğindeyiz. Üstelik bu geçiş süreci beklenenden daha sancılı ilerliyor. Kıta, hiç hesap etmediği ölçüde karmaşık ve çok katmanlı bir güvenlik kriziyle karşı karşıya.
Bu dönüşümün önemli başlıklarından biri de Avrupa Birliği – Türkiye ilişkilerinin geleceğidir. Güvenlik merkezli yeni Avrupa paradigması, Türkiye’yi Batı açısından stratejik bir cazibe merkezi haline getirmektedir.
Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayisinde attığı adımlar, bölgesel krizlerde üstlendiği arabuluculuk rolü ve çok boyutlu dış politika yaklaşımı; Batı’nın güvenlik endişelerini dengeleyebilecek bir kapasite ortaya koymaktadır. Bu durum, ilişkilerin yönünü yeniden belirleyebilecek potansiyele sahiptir.
Yeni dönemde Avrupa nasıl bir kimlik inşa edecek? Değerler eksenli bir yapıdan güvenlik eksenli bir yapıya geçiş kalıcı mı olacak?
Bunu zaman gösterecek. Ancak kesin olan şu ki: Avrupa artık bildiğimiz Avrupa olmayacak.