Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm ancak fikri külliyatımın yalnızca hissi kaideler ile kaim olmaması adına, zikre dönüşmesinde uygun emarelerin de yeterli düzeyde hasıl olması gerekliliği gibi sözümün arka planına mana katması için beklediğimiz hadiselerin de artık vaki olduğu kanaatindeyim. An o dur ki; geri durmanın yalnızca bir muhteris kifayetinde kalma bunalımlarının veya nevrozlarının tüketiminden beri kalma, içselleştirilmiş kaygıların zamansal eylemselliği manzumesine nema edilmesi hakikatine meyyaldir. Bazı fikirler vardır yalnızca söyleyenin kendisini var etmesini amaçlar ancak bazı fikirler de söyletilenlerin gerçekliğine vukufiyet gereksinimi hissettirir. İlki tercih edenler kanaatimce kamusal meselelere merak duymaları yönünden bizzat bedbahttırlar ve de ne yazıktır tercihini bu yönde kullananlardan müteşekkil bir topluluk içerisinde yaşamak, manayı algılamayla derdi olmayanlar! Evet onlar, ne gafildir onlar! Yüzeysel geçişlerin yüzeye erişemediği, yüzeyselliğin bile yüzeysel saiklerle donatıldığı, hakiki emelin münferit ve oldukça nefsi muhayyilelerle bezendiği, mes'elenin meselesiz kaldığı hülasa ciddiyetin bertaraf olduğu bir süreçler manzumesindeyiz. Kimi zaman berrak, kimi zaman bulanık fakat her haliyle muhteviyatı hoyrat süreçler bahis konumuz. Ahlak ve erdem üzerine konuşmaların kıyısında mahsur kalabilecek düzeyde avam ve lümpenlerin kurduğu tezgah, helalinden satışa talip olup sermayesini nesafetten öte iktisaba her haliyle namzet mudiler, öz ve formu çelişkilerle dolu histerik çıkışların içine hapsolmayı gerektirir. Haliyle muteber olanı arayış, müspet terazilerden münezzeh menfi çıkarımsamaları zuhur ettirir ki, orası çok tenhadır, uzaklaştıkça içine çeker, çeker, çeker... Türkiye'nin son birkaç yıldır üzerinde durduğu siyasi yargılamalara bakış açısını kendi zaviyemden değerlendirmeye çalışıyorum. Yazdıklarım bir miktar öteki gelebilir, yeni normalim der geçerim. Antik Yunan Felsefesinin siyaset kurumunu ve kamusal alanı anlamlandırma gayretlerinin bugün her ne kadar pratik hayata uyguladığımızda çıktıları kadim öğretileri doğrulasa da, şimdilik o taraflara bir virgül! Şu aşamada Aristo'nun toplum ve siyaset ilişkisini, Platon'unun 'politei, politikos, nomoi' sarmalındaki derin çözümlemelerle geçen fırtınalı manevralarını, Epikürcü Okuldan Stoacı Okula vs. Kümülatif bir selam çakmaktan ve derin saygı duymaktan başka pek çaremiz yok. Ancak yazımızın girişinde de izah etmeye çalıştığımız emarelerin gerekliliğine lüzum vardı ve de sebat sırları önümüzde deşifre ediyor. Ne demişti Amentu şiirinde İsmet Özel; ''...rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için bana deha değil belgeler gerekli kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza...'' Evet gerekti ifadeler ehemmiyet arz ettiği kadar! Bana göre çok apaçık deliller var! Türkiye'de siyasi yargılamalar günümüzün yaşantısı içerisinde peyda olmuş değildir, yeni düzen konseptinde siyasi yargılamaları milad olarak cumhuriyetin kuruluşundan alabiliriz. Bana göre Türkiye'nin ilk ciddi imtihanı İstiklal Mahkemeleriydi ve sınıfta kaldık. Sonrasında Yassıada Yargılamalarıydı ve yine sınıfta kaldık. Akabinde 1980 Darbesiyle gelen siyasi parti yargılamalarıydı yine sınıfta kaldık. 90'lı yılların Türkiye'sinde yaşanan hadiseler içerisindeki Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin özellikle muhafazakar camia üzerindeki etkisel hafızası tazedir, yine sınıfta kaldık. Bir umut zuhur etti aslında, bir dönem Ergenekon Yargılamaları vardı bilirsiniz, yine 'kudretli paşaların' yargılandığı 28 Şubat Davaları, kanaatimce bürokrasinin bağırsaklarını temizleyici ve de statik dengenin milli kaidelere evrilebileceği devrimsel nitelikteydi ancak ne yazıktır ki FETÖ gölgesi düştü! Adil yargılanmaların olamadığından hareketle pek çokları beraatle paçayı sıyırdı fakat hafıza tazedir, hatırlarda kalır, mutlakiyetle kendini yeniler... Nitekim yeniledi de! Ak Parti iktidarının 2002 yılından bu yana pek çok badireleri atlattığı bilinmektedir. Kurucu kadroların niteliği tartışılabilir ancak ilk kuruluş refleksleriyle teşkilat düzeyi arasında her dönem ciddi farklılıklar oldu. Parti üst yönetimiyle alt düzey teşkilatları arasındaki denge unsuru ise liderlik makamı oldu. Milli Görüş geleneğinden gelen kimseler heyecanlıydı, tutkuluydu, azimliydi, inançlıydı ancak nitelikli değildi. Halihazırda geleneğin tortulları olarak kalan Saadet Partisi ve de Yeniden Refah Partisi siyasi partilerin teşkilat yapısına ve içerisinde barındırdıkları kimselere bakıldığında ne demek istediğimiz daha net anlaşılacaktır. Ancak çok daha vahim olan husus ise, Ak Parti'nin kuruluşundan 2013 yılına kadar ki sürecinde yani FETÖ'nün FETÖ'leştiği 17-25 Arlık operasyonlarına kadar, en azından niteliksel katkılarının olduğu yadsınamazdı. Zira 2013 yılından itibaren çeşitli vakıflar aracılığıyla süreç istihkam edilmek istenmiş ve 2019 yerel seçimleriyle ciddi bir darbe almıştır. Yerini doldurma amaçlı zuhur eden kuruluşlar kanaatimce aşırı politize olmuş, aşırı kamu gücüyle donatılmış ve de ne yazık ki olabildiğince iradesi ve niteliği noksan kimselerden yönetim kadroları oluşturulmuştur. Sessiz olsun bizim olsun stratejisi, yalnızca sessizlik temelli olduğundan, ileride ses getirmesini bekleme umudunun varlığı da şaşılacak şeydir doğrusu! Tayyip Bey parti teşkilatlarıyla süreci yönetmek istemiş ancak kendi liderliğinin ve dehasının geldiği nokta ile parti teşkilatları arasında çok derin bir uçurum olduğunu anlamıştır. Hatta kanımca sadece teşkilatları değil mevcut iktisadi çalkantılar içerisinde çoğu zaman dezenformasyona uğramış olan merkez sağ ve muhafazakar camia diye nitelendirilebilecek kendi kitlesi içinde aynı yorumda bulunmak mümkündür. Tayyip Bey, bürokratik kalkışmalar karşısında yalnızdı ve yalnızca en yakınında aile üyeleri vardı ancak nispeten 23 yıllık iktidarın birikimi hatta mirası sayılabilecek birkaç bürokrat dışında. Statüko ve yerleşik düzencilerin kaderin cilvesi olsa gerek ki uzunca bir sürenin ardından yapısal olmamakla birlikte dönemsel dönüşümünü sağlamış olması, Tayyip Beyin bürokratik arenadaki kuvve-i azmine dayanak oldu. İBB ve Ekrem İmamoğlu ile ilgili yürütülen soruşturmanın akıbeti yakında ortaya çıkar ve de kamuoyu olarak hepimiz aydınlanmış oluruz. Neticeten ne olur ne biter kısmıyla ilgili elbette ki bir görüşümüz vardır ancak bu görüşlerin hepsi gündelik siyasi gündem nedeniyle en fazla politik olabilir. Mevzunun esası da halihazırda tamamen siyasi olduğundan, ana muhalefet ile iktidar arasındaki karşılıklı atışmaları tahlil etmek gerekir. Tüm süreç içerisinde kanaatimce CHP, oturaklı savunmalardan ziyade, en başında kendilerine karşı bir darbe ve nihayetinde ise cumhuriyet rejimine karşı başkaldırı düzleminde ilerleme stratejisi üzerindedir. Ancak Özgür Özel'in bir açıklaması var ki, yazımızın içeriğinde cevaplarını barındırmaktadır. Özgür Özel'in yargı makamlarına karşı söylemleri oldukça nezaketten uzak hatta yer yer belki suçtur ancak Tayyip Beye hitaben söylemiş olduğu 'kendi kollarından ve teşkilatından umudunu kesti ve de yargı kollarını kurdu' söylemi, çok yönden değerlendirilmelidir. Devlet aygıtının somutlaştırıldığı kural ve kaideler bütünü olan hukuk devleti ilkesi veya Türkiye'nin genel ahval ve şeraitinin değişimi gibi hususlar, bahsi geçen söylem üzerinden genel bir yorum olabilir ve de ciddiyetle ele alınmalıdır ancak özel yorumun da ise Ak Parti'nin kuruluş felsefesinden gelinen noktaya kadar ki barındırdığı anlam ve önemini, yetiştirdiği kadroları, çatıdan tabana yer yer olmakla birlikte bazılarına göre ise derin çatlaklıkları tasvir etmesi yönünden bizzat partililer arasında değerlendirilmesi gerekilen bir husustur! Bu söylem alelade bir söylem değildir, haklılığı ise vicdanlara kalmıştır. Hürriyete aşık vicdanlar, bir dönem saf tuttukları devrimsel saflara kamu gücüne rağmen katılmışlardı oysa günümüz devrimcilerinin yaşadıkları en kutsal olay, herhangi bir kamu kuruluşunun gücünün saflarının arasında erimektir. Kamu gücü demişken bir soru; Kamu gücü de gaflete dahil midir veya kamusal alandakiler de gafil midir? Soru sayısı birle başladı iki oldu, daha da artmadan yazıyı bitirelim en iyisi ama kader bu ya, birin olduğu yerde muhakkak iki de gelir...