<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>ESENLER VİZYON HABER</title>
<link>https://esenlervizyonhaber.com</link>
<description>Esenlerin Bağımsız ve Özgün Yerel Haber Sitesi </description>
<language>tr</language>
<copyright>https://esenlervizyonhaber.com</copyright>
<image>
<title>https://esenlervizyonhaber.com</title>
<url>
https://esenlervizyonhaber.com/images/genel/Remove-bg.ai_1722630266209.png
</url>
<link>https://esenlervizyonhaber.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>YENİ PARTİ (Seçilmişlerin Mahvına, Statükonun Devamına…)</title>
<description><![CDATA[<p>Kamuoyunun malumu olduğu üzere bir süredir  CHP kurultayının iptaline dair gelişen gündem maddeleri ve sonuçları epey yoğunluktaydı. Kimilerine göre şaibeli bir kurultay kimilerine göre ise iktidarın CHP üzerinde kurduğu bir oyundu. Her görüşe kendi içinde saygı duymak lazım elbette ancak bu yazımızda daha çok ideolojik bir taramayı veya tahkikatı derinleştirme gayretimiz olacak. Çiyleşmiş fikri mülahazalar içinde ne kadar aktarabileceğimiz veya ne kadar algılanabileceği meçhul fakat projeksiyonun ayaklarını sağlama almakta fayda var. Ne olduğunu, işlerin nereye gittiğini kavramaya çalışmak, ussallığı elden bırakmamak, bir dizi tahayyüller veya tasarruflar…</p>

<p>En yalın haliyle bakıldığında, evet CHP tam manasıyla bölündü. CHP’nin bölünmesi daha öncelerinde de vaki olmuştu elbette. İsmet İnönü ile parti içi rekabete giren Bülent Ecevit, fikriyatıyla CHP kimliğini tam bağdaştıramayıp kerhen de olsa yine parti içi siyasetini sürdürmüş ancak  ilk fırsatta DSP’yi kurmaktan imtina etmemişti. Esasında Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü arasındaki rekabetin bir devamı gibi yorumlamakta mümkün. Günümüz şartlarıyla on yıllar öncesinin rekabet ve siyasi iklimini mukayese ettiğimizde, varacağımız sonuçlar rasyonel olmayabilir. O günlerin zihni karmaşalarıyla günümüz arasındaki karmaşaları ve hatta bunalımları da idrak edebilme kudretimiz olabilir fakat harmanlamamız pek imkan dahilinde değildir. Her dönemin bir politik seyri ve zihniyeti vardır zira.</p>

<p><strong>Bir de tabi yakın tarihteki Deniz Baykal ve Mustafa Sarıgül rekabeti vardı CHP’de! </strong>Şimdi bu rekabeti gelin de İnönü-Ecevit arasındaki rekabete indirgeyin, mümkün mü? Mehmet Ali Birand’ın Kara Oğlan Belgeseli’nde İnönü Ecevit için mealen der ki;’’çok genç ve fevri kararlar veriyor, bana Talat’ı hatırlatıyor.’’ Talat dediği de, Talat Aydemir hani 22 Şubat 1962 ve 20-21 Mayıs 1963 tarihlerinde iki kalkışma gerçekleştiren ancak bastırılan, Kara Harp Okulu Komutanı Kurbay Albay!  İsmet Paşa Kara Harp Okulu’ndaki kalkışma ihtimaline binaen bir ziyaret tertip eder. Malatyalı çiçeği burnunda bir Harp Okulu öğrencisi de karşılama kıtasının içerisinde yer almaktadır. İsmet Paşa Kurtuluş Savaşı kumandanlarından, methini bilen ancak ilk defa yüz yüze gelen Malatyalı talebe, hemşehrisi olan İsmet Paşa’yı görünce heyecandan bayılır. Ne okul ama değil mi?! İçeriden fethi kabil!</p>

<p>Ecevit’e İnönü tarafından yapılan benzetmeyi düşündüğümde, Kılıçdaroğlu-Özel rekabeti biraz daha anlam buluyor sanki zihnimde. Baykal ve Sarıgül rekabetini tam olarak bir yere oturtmak güç. Kaderleri de hatta karakterleri de çok benzeşiyormuş, zaman ikisini de gösterdi. Kaset skandalları ve kasetçilik diyorum ve susuyorum! İnönü, Ecevit’i asi bir paşayla eş değer olarak görüyor ve de zamanı geldiğinde boynunun ezilmesi hatta belki de vurulması gerektiğini dışa vuruyor! Kılıçdaroğlu Özel’e ‘hırsız’, Özel’de Kılıçdaroğlu’na ‘butlancı’ diyor. Aslında her ikisi de birbirine aynı şeyi söylüyor. Sanırım bu zaviyeden bakılırsa, Özel ve Kılıçdaroğlu da aynı kişilik ve kaderin farklı versiyonları gibi.</p>

<p>İnönü, Atatürk’ün Çankaya sofralarına atıfla ehli keyf olmakla itham ederdi. Hodbin bir tavır sergilediğinden yanında Milli Mücadele kahramanı paşa ve kurmaylardan pek kimsenin kalmadığını ifade ederdi. Memleket içki masalarında yönetilmez derdi, aslında sterilize edilmiş haliyle tek adam derdi kısaca işte, kendisi Cumhurbaşkanı olunca herkesi kucaklama gayesi güttü, Atatürk’le yolları ayrışmış olan Mücahede-i Milliye mensubu kişiliklere makam ve sorumluluklar verdi ancak çok partili döneme gelinince hazımsızlığı nüksetti, demokrasiye yenildi, kışlaları arka bahçesi haline getirdi. Atatürk’e karşı yürüttüğü propagandanın adeta tamamına bizzat büründü ve akıbet; Menderes, Zorlu, Polatkan asıldı! <strong>Seçilmişlerin mahvına, statükonun devamına…</strong></p>

<p>Ecevit ‘’Ortanın Solu’’ fikriyatının mimarı hatta mihmandarı olarak başladı. İnönü’ye bayrak açtı, CHP’yi halka açma girişimlerinde bulundu. ‘Halkçı Lider’ olarak CHP tarihine geçti, CHP’nin parti olarak en yüksek oy oranına erişmesini sağladı ancak 1989 itibarıyla fikirleri değişti. Daha önce halkçı olan Kara Oğlan bundan kelli devletçiydi. Nihayetinde ise emekleri taçlandırıldı, Başbakanlık yaptı tekraren, taçlandırıldı dehlizlerde peyda olmuş derinlerce… Sağlık sorunlarına rağmen iktidarda kalma hırsına yenik düşenlerden oldu, İnönü’ye karşı yaptığı eleştirilere bizzat dönüştü, kontrolü kaybetti, halkın değil kışlaların desteğini alarak geldi ve akıbet; 2001 Krizi… Yani yine <strong>seçilmişlerin</strong> <strong>mahvına, statükonun devamına…</strong></p>

<p>Meseleyi günümüze getirmenin vakti geldi sanırım, cilt cilt kitaplar yazılıacak hususları bir iki sayfaya sığdıramayız elbette. Baykal-Sarıgül rekabetini teğet geçip Kılıçdaroğlu-Özel mevzuuna giriş…</p>

<p>2023 Seçimlerinin büyük umutlarının adamı; Gandhi Kemal! Haram lokma yemeyen Kemal! İşçi Kemal! Emekçi Kemal! İşçinin dostu Kemal! Fakirin yoldaşı Kemal! SGK Kemal! Bye Kemal! Demokrat Kemal! Yeni sürümüyle Butlancı Kemal! 2023 Kurultayının ise yeni Ecevit’i Özgür Özel. Baba ocağının yılmaz bekçisi! Arkasında İmamoğlu, önünde CHP genel kurulu, elinde hançer, ne hikmetse tesadüf işte Kılıçdaroğlu’nun sırtında unutulmuş!</p>

<p>Tuhaf işler azizim, Kılıçdaroğlu ile ‘parlamenter demokrasi’ geçişi sağlanacaktı, Erdoğan gibi olmayacaktı(!) muhaliflerin kanısınca, makama oturacaktı ama kalkacaktı! CHP çok akıl ürünü işlerin olduğu bir konsept gibi gelmedi bana ezelden beri. Fakat bu defa başka! 2024 yerel seçimlerinde CHP Özgür Özel yönetiminde birinci parti olarak çıktı. Aslında halkın 2023 Genel Seçimleri sırasında Erdoğan’a karşı birçok sebepler dairesinde gösteremediği tavrın bir nevi acısının üzerine denk gelmişti. Halkın Erdoğan’a elbette bir tepkisi olacaktır, seçilmiş lider çok normal. 2019 Yerel Seçimlerinin çok daha katmerlisi 2024 Yerel Seçimlerinde Ak Parti aleyhine yaşandı. Objektif tavır böyle mi olmalıdır bilinmez ancak seçmenin verdiği bir mesaj vardı…</p>

<p>İlgili mesaj negatif yönden alındı, <strong>BASTIRILMASI GEREKİLEN DUYGULAR VARDI</strong>, nitekim CHP’nin iç karışıklıkları da her zaman olmuştu. Bölünmeler, ayrışmalar vs. Yine aynısı olabilir miydi, elbette! Nitekim oldu; CHP’li Belediye Başkanlarının tutuklanması, çatı iddianameler, yolsuzluklar, ihaleye fesat karıştırmalar, rüşvetler, edebe mugayır yaşamlar bla bla bla… Bu kadar isnadın olduğu bir parti içerisinde Kılıçdaroğlu için dönme imkanı bulunurdu, bulundu da… <strong>AMA DEMOKRAT LİDERLER SEÇMEN İRADESİNE SAYGI DUYARLARDI DEĞİL Mİ, OTURDUKLARI YERDEN KALKMASINI DA BİLİRLERDİ DEĞİL Mİ, 2023 SEÇİMLERİNİ KAZANSA KESİN BÖYLE OLACAKTI CB KEMAL DEĞİL Mİ, GIDIKLAYAN OLURSA GÜLMEK İSTERİM AMA SOMURTARAK!</strong> Nasıl ki Kılıçdaroğlu cephesinin, kendi kazanımlarının üzerine Özgür Özel’in çöktüğü ve kendi başarısı olarak gösterdiği iddiası varsa, Özgür Özel döneminde seçilen Belediye Başkanlarının da yemiş olduğu haram lokmaların hesabını vermesi gerekirdi. Halka değil kime; Kılıçdaroğlu’na…</p>

<p><strong>Tencere dibin kara seninki benden kara, bahçelerde maydanoz gel bize bazı bazı, BENİM GELİNİM OYNAR DÖNER DÖNER BİR DAHA OYNAR! PEH PEH PEH!</strong></p>

<p>Ama bu kadar hikayenin içerisinde aslında çok hayırlı bir iş de oldu, CHP’liler adına. Bir oyun döndü çok belli, kimin kimi devirdiği, kimin kime ne yaptığı, kimin ne çıkar sağladığı, komplosal düşünceler bunlar düşünmeye devam edenlere saygılar. Ancak şu bir gerçek ki, CHP senelerdir yüklendiği negatif bagajından ve isminden sıyrılma imkanı buldu! Bunu isteseler de yapamazlardı sanırım. Hatırlarsınız Erdoğan’ın seçim meydanlarında CHP ismi üzerinden kurduğu üstünlüğü değil mi? ‘Bunlar Camileri ahıra çevirdi’, ‘CHP başörtüsüne karşı çıkan zihniyetin temsilcisidir’, ‘CHP döneminde ekmek kuyrukları vardı’, ‘CHP demek çöp demek’, ‘CHP zihniyeti darbecidir’ gibi  mealen bir sürü söylem… Yeni Parti ile ilgili direk şu aşamada tarihsel mevcudiyete ve serüvenlere atıfla propaganda geliştirme imkanı kalmıyor zira adı yeni bir parti. Ancak Erdoğan’ın yine de güncel hadiseler üzerinden propaganda üretebileceği imkanlar mevcut. Özel ve ekibinin, sağdan kimliksel politik kesmi değil ancak liberal veya küskün ya da öfkeli yahut rasyonel vatandaşları cezbedebilecek türden oluşum sergileyebilme imkanları da mevcut. Aslında siyasette bir heyecan oluşur gibimsi. Ta ki Özel ve arkadaşlarının, CHP ismiyle özdeşleşip aynı çizgiden seyreyleme ve tarihi negatif mirası devralarak yeni ismine karşı alerjik bir taban oluşturana dek! Bazı yansımaları da var, altı oka bağlılık mesajlarının çok yoğun olması ve Andolu Kulübü’nde rakseylemeler gibi ama göreceğiz. <strong>Benim umudum halkın umuduyla pek bağdaşmıyor zira hakikatin yelleri çok farklı yönlerden esiyor!</strong></p>

<p>Benim daha çok üzerinde durduğum husus ise şu ki; siyasilerin, iktidarıyla muhalefetiyle, tüm aktüel gidişat içerisinde yaşamış olduğu çok ciddi bir irtifa ve güven kaybı var. Siyaset kurumunun bütünüyle demek yerindedir. Kendileriyle birlikte vatandaşın içindeki nefsani heva ve hevesleri de körüklediler.</p>

<p>Ülkenin 2013 yılından itibaren içerisinde bulunduğu manevi çöküntü ve 2018 yılından itibaren ekonomik kriz hali, siyasiler nezdinde pek enterese edilen bir konu başlığı gibi durmuyor. Realist sorunları halı altına süpürmeceler, vatandaşta da bir kanıksama oluşturdu. İcraatı bir kenara bırakıp  sadece ideolojik söylemler ile yürümenin maddi ve manevi çok ağır bedelleri oldu. <strong>Muhalefet ve muhalifler söylem geliştiremedi ve lider yetiştiremedi, önce hizmet sonra rahmet diyemedi, dar bir daire içerisinde yüklendikleri tezatlıklarla boğuşma ve birbirlerini boğma halinden öteye gidemediler, iktidar ise fabrika ayarlarını bırakarak tüm kolaycılık kapılarını zorlama imkanına erişti. İktidarın tabanı da  öznelleşti, nesnellikten oldukça uzaklaşarak öz denetimi tamamen bıraktı hatta saldı. İktidarın başlangıç noktası ile varış noktası bir başka yazının başlı başına konusu! Sözüm ona olabildiğince politize bir topluma siyasi akademiden verilen eğitim olarak, tam manasıyla ortak menfaatlerin müspet halinden menfi hale geçişini izledik ve izlemeye devam ediyoruz.</strong></p>

<p>Hedonizmin tüm sanrıları baş gösterdi, herkes ufak çaplı birer aktör oluverme mücadelesine bürünmüş durumda. Herkes çok önemli ve bunun da bilinmesini istiyor! Derin bir rekabet, kapitalizmin eşiği! Çalışmak var ancak verimli olmayanından kültü, tüm kılcallara nüfuz etti. Artık toplum içerisinde yüce hedeflerin  yüce karakterlerinin amir ve memur olması dönemi kapandı. Bedel ödemekten kaçış ile yalnızca kısa yoldan köşe! Dengeleri gözeterek ilerleme! Çağın zihniyeti. Yeni Parti bahsi geçen hususlarla baş edebilme idrakine haiz mi, düzeltebilecek güçte mi, her şeyden önce böyle bir derdi var mı?</p>

<p>Statükonun oluşumu bürokrasinin içerisinde filizlenirdi eskiden artık bürokrasiye ne hacet, toplum bizzat statik dengenin asli unsuru halinde! Argüman da hazır: <strong>Ne de olsa Türkiye makamdan içeri girenlerin sorumluluklarını kapının önünde bıraktığı cennet bir ülkedir değil mi!</strong> <strong>Toplumdaki seçkin karakterli insanların da pek seçilme ve göz önünde olabilme imkanı da kalmadı sanırım. Böyle kalanların da makamlara talip olabileceğini düşünmek, kanımca mutlak çılgınlık hali olsa gerek. O halde toplum için de diyebiliriz ki; maalesef en onarılması güç olanından,</strong> <strong>seçilmişlerin mahvına, statükonun devamına…</strong></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//yeni-parti-secilmislerin-mahvina-statukonun-devamina/291/</link>
<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 22:30:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SEN SACA GEL YETER</title>
<description><![CDATA[<p>Milletin hafızası güçlüdür.</p>

<p>Nice sözler zamanla unutulur.</p>

<p>Ama yapılanlar kalır.</p>

<p>Bir şehrin değişen kaderi…</p>

<p>Bir insanın hayatına dokunan bir iyilik…</p>

<p>Bir gencin önüne açılan bir fırsat…</p>

<p>Bunlar zaman geçse de hatırlanır.</p>

<p>Makamlar değişir.</p>

<p>İsimler değişir.</p>

<p>Dönemler değişir.</p>

<p>Geride kalan ise insanın bıraktığı izdir.</p>

<p>Çünkü sac kızdığında kimseyi kayırmaz.</p>

<p>Ateş bahaneyi dinlemez.</p>

<p>Hamur kendini anlatamaz.</p>

<p>Son sözü ekmek söyler.</p>

<p>Ve Anadolu’nun yıllardır taşıdığı o kısa cümle, bütün bu hakikati tek başına anlatır:</p>

<p>“Sen saca gel yeter.”</p>

<p>Sevgiyle Kalın…</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//sen-saca-gel-yeter/290/</link>
<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 13:50:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MEMENTO MORI</title>
<description><![CDATA[<p>Roma’da bir komutan zafer kazandığında şehir ayağa kalkardı. Sokaklar dolup taşar, kalabalık bağırır, alkışlar hiç bitmezdi. O an, güç gözle görülür hale gelirdi.<br />
Ama o görkemin içinde kimsenin önemsemediği bir gerçek vardı.<br />
Komutanın arkasında yürüyen bir köle, eğilir ve kulağına sürekli aynı cümleyi fısıldardı:<br />
“Memento mori”<br />
— Fanisin, ölümlüsün, unutma.<br />
Bu bir uyarıydı. Çünkü Roma şunu iyi biliyordu: Alkış büyüdükçe insan kendini büyümüş sanır. Güç kalıcıymış gibi görünür. Oysa değildir.<br />
Bir süre sonra insan, alkışı hak ettiğini düşünür. Eleştiriyi rahatsızlık sayar. Sessizliği onay zanneder. Ve fark etmeden sahnenin içinde değil, sahnenin sahibi olduğunu sanmaya başlar.<br />
İşte o noktada sert bir gerçek devreye girer:<br />
“Fazla ilgi, eşeğin kendini aslan sanmasına neden olur.”<br />
Bu bir hakaret değil, bir aynadır. Çünkü ölçüsüz ilgi, insana hak etmediği bir büyüklük hissi verir. O his büyüdükçe gerçek küçülür, gösteri büyür.<br />
Roma’daki o fısıltı bu yüzden vardı: Hatırlatmak için.<br />
Sen sahnede olabilirsin, ama sahne sen değilsin.<br />
Bugün de değişen bir şey yok. Alkışın çok olduğu yerde hizmet geri plana itilir. Görünmek, üretmenin önüne geçer. Algı konuşur, emek susar.<br />
Siyaset tam da burada ayrılır:<br />
Şov yapanla hizmet eden aynı yerde durmaz.<br />
Biri alkışı toplar, diğeri yükü taşır. Biri görünür olur, diğeri izi bırakır.<br />
Ve tarih sonunda tek cümleyi yazar:<br />
Şov biter, hizmet kalır.<br />
Sevgiyle Kalın..</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//memento-mori/289/</link>
<pubDate>Wed, 24 Jun 2026 22:37:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>                                         SESSİZLİĞİN GÜCÜ: MUHAMMED GÖMEÇ </title>
<description><![CDATA[<p>Hekimlik ile yöneticilik aynı çizgide buluştuğunda ortaya her zaman uyumlu bir tablo çıkmıyor. Bunu sağlıkla biraz iç içe olan herkes bilir. Tıp başka bir disiplin, idarecilik başka bir yük.<br />
Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi gibi sürekli hareket halinde olan bir yapıda bu yük daha da ağır. Günün her saati insan sirkülasyonu var; beklenti bitmiyor, şikâyet de kolay kolay bitmiyor.<br />
Doç. Dr. Muhammed Gömeç’in görev sürecine bakınca dikkat çeken şey şu: Yüksek sesli bir yönetim değil, daha sakin ve daha kontrollü bir çizgi. Hastane içinde zaman zaman görünmesi, servislerde dolaşması, çalışanla doğrudan konuşması… Bunlar küçük detaylar gibi durur ama kurumun havasını belirler.<br />
Bir dönem bu hastane daha çok şikâyetlerle anılırdı, bunu herkes hatırlar. Randevu sıkıntısı, yoğunluk, iletişim problemleri… Ses daha yüksekti. Bugün aynı ses yok. Tamamen sorunlar bitti demek mümkün değil ama gündem değişmiş durumda.<br />
Zaten kamu kurumlarında asıl mesele de bu değil mi? Her şeyin mükemmel olması değil, şikâyetin azalması, tansiyonun düşmesi, işin biraz daha “normal” akması.<br />
Türkiye’de sağlık sisteminin yükü sadece cihazla, bina ile açıklanmaz. Asıl yük beklentiyle imkân arasındaki farktan doğar. Vatandaş hızlı çözüm ister, sistem kendi ritminde ilerler. Çatışma da çoğu zaman buradan çıkar.<br />
Bugün Çorum’da görülen tabloya uzaktan da baksanız, içeriden de baksanız aynı şeyi söylüyor: daha sakin bir hastane düzeni. Aynı yoğunluk var ama daha az gürültü var. Bu da küçümsenecek bir şey değil.<br />
Sağlıkta ölçü aslında basit: İnsan hastaneden çıkarken ne taşıyor? Elinde sadece bir reçete mi var, yoksa biraz daha hafiflemiş bir ruh hali mi?<br />
Cevap değişiyorsa, orada bir şeyler de değişiyordur.<br />
Bir hastanenin gerçek ağırlığı tabelasında yazmaz. Koridorlarda, görünmeyen emekte ve çoğu zaman kimsenin fark etmediği o sessizlikte birikir.<br />
Bu süreçte emeği geçen tüm sağlık çalışanlarına ve hastane personeline teşekkür etmek gerekir. Yoğun tempoya rağmen hizmetin aksamadan sürmesi, çoğu zaman görünmeyen bu emeğin sonucudur.</p>

<p>Sevgiyle Kalın..</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//sessizligin-gucu-muhammed-gomec/288/</link>
<pubDate>Sat, 20 Jun 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BASKIN SEÇİM</title>
<description><![CDATA[<p>Yukarıda kısaca arz ve izah edilen ve yine re’sen değerlendirilecek hususlar manzumesinde… Bir dakika kafamı karıştırdılar! Hukuk Devleti İlkesi miydi, o konuyu duvarlara yazdık, yazdık ve ayazını da yedik, yeterli bakiye!</p>

<p>Bu adama inanıyorum dostum, rap tekrardan güneye inecek, Ernesto purosunu yakacak ve de fonda bir ses yankılanacak; Rodrigo’nun gitar konçertosu…</p>

<p>Sanırım demir ağlarla örme işiyle gitar konçertosu sarmalı, Türk solu için istenilen harmana gelemedi, tınısında bir miktar kulaklara mayhoş gelen eğretilikler var, ya da bayatlıklar, yenilemeyecek kıvamda, yazık!</p>

<p>Türk sağının da aklıyla bildikleri arasındaki mesafe her geçen gün artıyor mu ne! Muhafazakarlar da ne olsun işte; ınstagram, tiktok, kolay para kazanma yolları, ses çıkarmayalım tezgah devam etsin vs. Ah şu kimliksel bunalımlar, Ortadoğusal sanrılar, şark kurnazlıkları, mahallelerden mahallelere ip sarkıtıp neticeten kendi ayaklarına dolama işleri! Ne ağlarsın benim zülfü siyahım, bu da gelir bu da geçer, ağlama, ya da ağla, hiç olmazsa birkaç timsah gözyaşı! O timsah gözyaşlarını Gazze meselesi üzerinden perdelemesinler ama alır sonra samimi kalan nitelikli azınlık ayaklar altına!</p>

<p>Muhafazakarlık demişken, 28 Şubat süreciydi, memlekette her mesele ya Kürtlere ya da 28 Şubat Süreci’ne çıkar! Bir de şimdilerde Kılıçdaroğlu üzerinden Alevilere! Çarşı karışmıştı, asker her gece yeminler içiyordu postaldan aşağı palaskadan yukarı, kafaları basmaz zaten başka türlüsüne, elinde silah tutana ver gazı çekil kenara, çalkala çalkala vur duvara!</p>

<p>Refah-Yol Hükümeti başta, <strong>Erbakan Milli Görüş diyor asker Atatürk İlkeleri</strong>, garibim Tansu Çiller de tutulmuş Demirel’in DYP’sindeki  tuzlukların muhasarasına! Çakmak çaksan alev alır, öyle bir vaziyet! Mehmet Ali Birand’ın 28 Şubat Belgeseli’nden bir izlenimimi aktarıyorum şu an. TSK cunta hareketlerinin mihmandarı, eski CHP gibi, kadehler kalkıyor sonra iniyor falan, İsrail’le dirsek temasları, Çevik Bir, Müslüm Gündüz, Fadime Şahin, Ali Kalkancı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Kudretli Paşalar, <strong>DYP MİLLETVEKİLLERİ</strong> bla bla bla…</p>

<p>Halka ölümü gösterip sıtmaya razı tutma gayretleri oturmuş, halk öylesine kıskaçta! Bilakis kim takar halkı! Devlet işleri böyledir, evvel devlet, ebed müddet! Peki halk? Ama o yok ama! Oyuna devam…</p>

<p>Aklıma yine geldi de yazık Tansu Hanıma, neler çekti neler, Meral Akşener İçişleri Bakanı, Celal Adan DYP İstanbul İl Başkanı, Celal Adan’ın Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Süleyman Soylu, diye hatırlıyorum… Doğan Güreş Genelkurmay Başkanlığı’ndan DYP Kilis Milletvekilliği’ne, kanımca en güvendiği ve en yakın olanıydı Güreş Paşa, hasmı çoktu ama Tansu Hanımın eli çok daha kuvvetliydi, saklı tutuyordu, vaktini bekliyordu! Tabi koskoca başvekil, ülke yönetiyor ülke, devlet yönetiyor devlet!</p>

<p>Ödü patlamak üzere olan kurmayları ikide bir Tansu Hanıma koşuyorlar, asker darbe yapacak diyorlar! Siyasi kriz var, Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Erbakan’dan aldı ancak Tansu Hanıma vermedi hükümeti, koalisyon ortağıydı, Çiller geri adım atmıyor, direniyor! Askerin tavrı çok kati diyorlar kurmayları yine, ihtilal kapıda, mahpus damlarında çürütürler bizi ancak Tansu Hanımın argümanı oldukça kudretli, saklı el açılabilirdi artık, ve o muhteşem kozu oynamaya karar veriyor, kurmaylarına diyor ki; <strong>’’yok öyle bir şey ben her gün Amerikalılarla görüşüyorum!’’</strong> Oldu mu yani şimdi, tüm sırrı bozdunuz ama siz Tansu Hanım!</p>

<p>Darbe illa el koymayla olmazdı, bir Batı Çalışma Grubu, üç beş satılık medya kuruluşu yeterliydi. JİTEM peki, karıştırma, herkes ekmeğinde!</p>

<p>Halk vardı bir de, millet, <strong>JİTEM DİYİNCE AKLIMA TEKRAR DÜŞTÜ</strong>, hayır, mutlak ideolojiler olacak, karıştırma! O ne öyle ayrıca biz tebaa sistemini devralmışız, herkes kraliçe arıya yani devlete hizmet edecektir! Açlıktan ölürse bile ölüsüyle, o kadar! Fillerin tepişmesinin arasında kalan karıncaların ortak hissiyatı bu yöne evrilmişti! Müthiş bir akıl tutulması, facia! Ancak her zaman kasa kazanırdı ne de olsa, Uğur Mumcu’nun köşe yazıları da geldi aklıma, satır satırı açıyor, <strong>SAKINCALI PİYADEDİR KENDİSİ, DOĞRULARI SAVUNDUĞU İÇİN! ÖYLE DEMİŞLER ASKERDE RAHMETLİYE, O DA TAMAM DEMİŞ, NE DESİN GARİBİM! SAKINCALI PİYADE KİTABINDA ANLATIR, BELKİ DE BİR PULSUZ DİLEKÇE, ÇOK ZAMAN OLDU OKUYALI, KOMUTANIYLA İDEOLOJİK TARTIŞMAYA GİRİŞMİŞ, ASKERLE İDEOLOJİK TARTIŞMA MI! TAHAYYÜL BİLE EDEMİYORUM, KOMUTAN MAĞRUR BİR ŞEKİLDE DEMİŞ Kİ; SİZ BİLMEZSİNİZ YEĞENİM ABD KOMÜNİSTTİR!!!</strong> Bak bu kaçıncı oyun bozanlık ama yapmayın böyle popülist deyimiyle tatliş tatliş geniusluklar(dahilikler)… Bad boy(kötü çocuk) olmayayım en iyisi, tebessüm işareti, kendime…</p>

<p>1996 Yılından çıktım, geldim 2026 yılına…</p>

<p><strong>Tanıdık hadiseler var ancak yerleri değişmiş, kişiler ise çoğunlukla değişmiş, olaylar benzer yer yer yeni ancak arka planlar tarihsel süreç itibarıyla tekerrürsel… Buradan itibaren anlatımlarımın ana fikrini; kavrama eşiğini ve içerdiği mesajı okuma iradesi gösterebilen kıymetlilere bırakıyorum. </strong>İçimden şunu demek geliyor: ‘’1996 ve 2026 yıllarında yaşanan, Türkiye siyasetindeki gelişmeler üzerinde tefekkür edip yazıya dökünüz’’ ancak sonrasında söylememek iradesi daha ağır basıyor.</p>

<p>CHP’de mutlak butlan, Özgür Özel gitti Kılıçdaroğlu geldi, Özel cephesi ivedilikle kurultay istiyor ancak Kılıçdaroğlu cephesi bu mümkün değil diyor, zamanında seçim yapılırsa henüz  2 yıl var ancak seçimin normal zamanına doğru özelikle 2023’ten itibaren değişmeyen ve kötüye giden ekonomik parametreler var. Enflasyon ve hayat pahalılığı, gelir eşitsizliği, oligarşik ve bürokratik tekelleşme. Ehliyet ve liyakatin yerine particilik! Eleştirilmesi gerekilen haddinden fazla husus var. Siyasi dönüşümlerle halkın gerçek gündemi arasındaki odak noktası, illüzyon yapılmayı gerektiriyor. Bir de özellikle Uluslararası ilişkiler mevzuatı eklenince, durumlar daha bir kompleks hale geliyor.</p>

<p>Ak Parti de sahaya indi, tüm kadrolarıyla, mahalle bazlı danışma meclisleri tertip ediliyor, sokak başkanları tayin ediliyor hatta edildi bile, sokak demek sandık demek, gurmeler bilir. Ak Parti’de bazı il  başkanları değişti, Haziran sonunda da Ak Parti’nin Genel Merkez İstişare Kampı var. CB Erdoğan, siyasi hamlelerini teşkilatlarını diri tutarak, teşkilatlarını tekrardan harekete geçirerek halka aktarma ve halkın desteğiyle seçimleri bir kez daha kazanma aşamasında. Hataya mahal vermeyecek derecede temkinli adımlarla ilerliyor. Daha da önemlisi Temmuz başında NATO Güvenlik Zirvesi yapılacak Ankara’da. Ne demişti Tansu Çiller; <strong>’’yok öyle bir şey ben her gün Amerikalılarla görüşüyorum!’’ Ne  kadar da çok şeyler anlatıyor aslında, meselenin özünü anlatıyor desek teşbihte hata olmaz minvalinde.</strong></p>

<p>Bir hazırlık var hülasa, uygun ortam oluşturma gayreti sübuta erecek gibi, yansımalar belirginleşiyor, seçim ekonomisi de devreye sokuluyor hafiften, bir de halk var tabi, oy kullanan!</p>

<p>Özgür Özel de boş durmuyor bu arada, il il geziyor. Tahminimce CB Erdoğan da NATO Zirvesinden sonra sahada ısınma turlarına başlar. NATO Zirvesi, Özgür Özel’le, Özgür Özel’e yakın milletvekilleri hakkındaki dokunulmazlıkların kaldırılması ve yargılama sürecinin olup olmayacağının akıbetini de belirleyebilir.</p>

<p>Baskın seçim kapıda yani çok yönlü hazırlıklarıyla. Evdeki  hesap çarşıya uyar mı, temel bir dönüşüm olur mu, halk siyasi ideolojilere mi yoksa gerçek gündeme göre mi tavır takınır, muhalefet bir kazanım elde edebilir mi, manipülasyon yöntemleri ve algı yönetimi yine işe yarar mı, arafta kalan ve düşünülmesi gerekilen  konu başlıklarından bazıları. <strong>Fakat memleketin seçime ihtiyacı var, baskın bile olsa, maddi hakikatler bunu gösteriyor. Dağıldı etraf, toparlamak lazım! </strong></p>

<p>Sonuçları bilemem demeyeceğim, herkesin bir öngörüsü vardır, elbet bizim de bir öngörümüz olacak ancak Tansu Hanıma atıfla; ‘’şimdilik saklı tutuyorum’’ diyeceğim. Latife yapıyorum, saklı kalan bir şey yok, her şey aleni ortada, saklı tutulacak herhangi bir şey de yok ama kimse de saklı tutmasın lütfen, vatandaş olarak! Daha iyi fikirleriniz varsa makul zeminde paylaşınız, sakıncalı piyade olmak pahasına da olsa! Hayra vesile şerden uzak, fitneye kapalı hakkaniyete açık. Rasyonel zeminde kalınırsa korkulacak bir şey de yok öyle, olsa bile Uğur Mumcu’dan neyimiz fazla ki zaten, değil mi?</p>

<p>Saygılarımla…</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//baskin-secim/287/</link>
<pubDate>Sat, 06 Jun 2026 20:27:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÇORUMLUNUN YAPTIĞINI HERKES YAPAMAZ</title>
<description><![CDATA[<p>FK’nın Süper Lig’e yükselişi, sadece bir sportif başarı değil; bir şehrin yıllara yayılan sabrının aynı anda karşılık bulmasıdır. Sevinç büyüktür ama bu şehirde sevinç Arca Çorum bile derindir; sessiz, köklü ve içten.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın tebrik mesajı, bu başarının yalnızca sahada kazanılmadığını da ortaya koydu. Çorum’un hikâyesi artık bir şehir anlatısı değil, ülke gündeminde karşılığı olan bir gerçektir.</p>

<p>Çorum’u anlamak için bugüne bakmak yetmez. Hititlerin başkentliğini yapmış bir şehirden söz ediyoruz. Devlet kurmanın, düzen inşa etmenin ve üretmenin ağır bir anlam taşıdığı topraklardan… Bugün sahaya yansıyan ruh da tam olarak buradan besleniyor.</p>

<p>Bu yüzden Çorum’da başarı tesadüf değildir.</p>

<p>Şehrin bugünü de aynı çizginin devamıdır. Organize sanayi bölgeleri, savunma sanayine uzanan üretim kapasitesi, makine ve gıda sektörü… Gösteriş yoktur ama sürekli bir emek vardır. Çorum konuşmaz; üretir.</p>

<p>Leblebi bu şehirde sadece bir ürün değil, bir kimliktir. İskilip dolması ise geçmişi bugüne bağlayan bir kültür hafızasıdır. Her detay, bu şehrin süreklilik duygusunu taşır.</p>

<p>Futbol da bu yapının dışında kalmadı.</p>

<p>Onursal Başkan Muhsin Dere, Savaş Balçık ve Baran Korkmazoğlu’nun ortaya koyduğu vizyon; sahadaki emekle birleşince sadece bir takım değil, bir şehir ruhu ortaya çıktı. Sezon boyunca hissedilen en güçlü şey buydu: birlikte yürüyen bir şehir.</p>

<p>Sahada ter döken futbolcuların her biri, bu başarının görünmeyen kahramanı oldu. Formayı giyen herkes, bu hikâyenin bir parçası değil; doğrudan taşıyıcısıydı.</p>

<p>Tribünler ise bu yolculuğun seyircisi değil, ortağıydı. Skor değişti ama destek değişmedi. Bağ kopmadı, hikâye yarım kalmadı.</p>

<p>Konya’daki final süreci ise sadece bir organizasyon değil, şehirlerin aynı sahada buluşabildiğini gösteren güçlü bir tabloydu. Ev sahipliği yapan Konya’ya, tribünlerdeki izleyicilere ve emeği geçen herkese ayrıca teşekkür etmek gerekir. Futbol, bir kez daha birleştirdi.</p>

<p>Bugün gelinen nokta nettir:</p>

<p>Çorum Süper Lig’dedir.</p>

<p>Ama asıl hikâye şimdi başlıyor.</p>

<p>Çünkü bu şehir oraya gelmek için değil, orada kalmak için yürüdü.</p>

<p>Ve bu hikâyenin kapanış cümlesi değişmez:</p>

<p>Çorumlunun yaptığını herkes yapamaz..</p>

<p>Sevgiyle Kalın…</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//corumlunun-yaptigini-herkes-yapamaz/286/</link>
<pubDate>Sat, 30 May 2026 00:16:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR BABAYA MEKTUP</title>
<description><![CDATA[<p>Sana bu mektubu iki kişi yazıyor:</p>

<p>bir anne ve bir çocuk.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Biri sabırla yıllarını tüketti.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Diğeri sessizlikle büyüdü.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ve ikimiz de aynı gerçeği farklı yerden öğrendik:</p>

<p style="margin-left:1rem;">Senin yokluğun da bir varlık gibi hayatımızdaydı..</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ben sustum.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Uzun süre bekledim.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Belki değişirsin sandım.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Belki bir gün sorumluluk alırsın dedim.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ama bazı insanlar değişmiyor…</p>

<p style="margin-left:1rem;">sadece uzaklaşıyor.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ve sonra geriye tek bir cümle bırakıyor:</p>

<p style="margin-left:1rem;">“Ben para gönderiyorum.”</p>

<p style="margin-left:1rem;">Oysa gerçek hiç öyle olmadı.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Çoğu zaman o bile yoktu.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ama mesele para da değildi zaten.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Mesele bir çocuğun gözünün içine bakabilmekti.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Bir omuz olabilmekti.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Bir “baba” olabilmekti.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ve şimdi, kelimeler yetmediği yerde gerçek konuşuyor:</p>

<p style="margin-left:1rem;">Atmasaydın kör kuyulara tüm hayatımı, adardım yoluna.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Eğer sen beni özür dileyecek kadar değerli görseydin, en büyük kusurlarını dahi affederdim.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Eğer beni ilk günkü gibi sevip incitmeseydin, düşünmeden girerdim koluna.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Erkekliğini kanıtlamak gibi bir derdin olmasaydı…</p>

<p style="margin-left:1rem;">Eğer kendine biraz güvenseydin, sesinin tonunu her ağzını açtığında yükseltmeseydin…</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ağlattığında gözyaşlarımı silseydin,</p>

<p style="margin-left:1rem;">üzgün uyumama izin vermeseydin,</p>

<p style="margin-left:1rem;">tenimden değil kalbimden öpseydin, anlayabilirdim belki seni.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Şimdi vazgeçtim…</p>

<p style="margin-left:1rem;">Bana verdiğin dertten, kederden, üzüntüden, kötülükten ve tüm olmazlarından…</p>

<p style="margin-left:1rem;">Durdurmalarından, ağlatmalarından, tehditlerinden, bağrışlarından, huysuzluklarından, küsmelerinden, nemrutluklarından…</p>

<p style="margin-left:1rem;">Sabrettim, “düzelecek” diye bekledim.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Tüm hayallerimden vazgeçtim.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ben senden vazgeçtim.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Senin yalnız bedenimi değil, yüreğimi de ezen hallerinden, her şeyinden…</p>

<p style="margin-left:1rem;">Hoşçakal diyemiyorum sana.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ne isen sen, onunla kal.</p>

<p style="margin-left:1rem;">ÇOCUK</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ben seni tanımadım.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ama yokluğunu çok iyi öğrendim.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Bir baba bazen gelir…</p>

<p style="margin-left:1rem;">bazen de hiç gelmez.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ama her iki durumda da çocuk bir şey öğrenir:</p>

<p style="margin-left:1rem;">Eksiklik.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ben o eksiklikle büyüdüm.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Senin yokluğun bir isim değildi sadece…</p>

<p style="margin-left:1rem;">bir hayat biçimiydi.</p>

<p style="margin-left:1rem;">BİZ</p>

<p style="margin-left:1rem;">Bir çocuk büyürken her şeyi kaydeder.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Sözleri değil sadece…</p>

<p style="margin-left:1rem;">sessizlikleri, yoklukları, ilgisizlikleri de.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ve hiçbir şey silinmez.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Bugün sen bunu bir “mesafe” sanıyorsun.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Biz ise bir hayatın içine kazınmış gerçek olarak yaşıyoruz.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Bir baba sadece isim değildir.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Bir imza değildir.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Bir fotoğraf hiç değildir.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Bir baba; sorumluluk alandır.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Ve sorumluluk, unutularak yok olmaz.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Biz artık beklemiyoruz.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Çünkü bazı yokluklar, bekleyerek dolmaz.</p>

<p style="margin-left:1rem;">Sevgiyle Kalın..</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//bir-babaya-mektup/285/</link>
<pubDate>Sun, 24 May 2026 01:00:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>TEŞEKKÜRLER</title>
<description><![CDATA[<p>Kıymetli okurlarım,<o:p></o:p></p>

<p>Yaklaşık iki buçuk yıl boyunca bu köşede, bazen dünyanın yükünü, bazen insanlığın sessiz çığlıklarını, bazen de umutlarımızı birlikte paylaştık. Yazdığım her satırda, sizlerin gönül dünyasına bir nebze olsun misafir olabilmenin huzurunu ve sorumluluğunu taşıdım.<o:p></o:p></p>

<p>Bugün ise kalbimde hem bir hüzün hem de yeni başlangıçlara dair bir umutla sizlere veda ediyorum. Her veda biraz eksik, biraz yarım… Ama biliyorum ki, gönüller arasında kurulan bağlar kolay kolay kopmaz.<o:p></o:p></p>

<p>Bu köşede bana bu imkânı tanıyan, yazılarımı sizlere ulaştırmamda vesile olan Sayın İnci KÖKSAL Hanımefendi’ye ve Sayın Şeref YUMURTACI Bey’e en derin şükranlarımı sunuyorum.<o:p></o:p></p>

<p>Hepinizi Allah’a emanet ediyorum.<br />
Gönüllerinizde bir yerim olduysa ne mutlu bana…<o:p></o:p></p>

<p>Saygı ve hürmetlerimle.<o:p></o:p></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//tesekkurler/284/</link>
<pubDate>Fri, 22 May 2026 20:11:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MUTLAK BUTLAN</title>
<description><![CDATA[<p>Evet, başlıyoruz!</p>

<p>Şöyle bir derinden suni özgüven gerektiren söylemler, arkaya yaslanışlar, tok karınlar, pek sırtlar, orantısız kişilik şovları, ters yüz eylemler ve evvel ussallıklar…</p>

<p>Girişin gelişmeden sonuca eriştiği, lebin leb-a leb zihin tiyatrosunda anlam bulduğu, gelişi güzelliklere oldukça kutsiyet atfedildiği zaman zarflarının içinde allamesel hezeyanlar…</p>

<p>Konum arayışıydı yukarıdaki emmareler, bir yerden başlama telaşesi, sözün öze dönüşmesine vesile, çok uzatmadan, ne olmayacak bu memleketin hali?!</p>

<p>Mutlak butlanla sakatlık! Hukuka giriş dersleri, kişiler hukuku; ana rahmine düşüş(cenin), tam ve sağ doğum, gerçek kişiler, tüzel kişiler, ehliyet, tam ehliyet, yarı ehliyet, tam ehliyetsizlik, kısıtlılık, vesayet, velayet, gaiplik ve ölüm...</p>

<p>Sonra pratikler; akl-ı baliğ olmayan(tam ehliyetsiz) bir kimsenin kendisini borç altına sokan bir sözleşme yapmasının sonuçları nelerdir? Akl-ı baliğ olmayan bir kimsenin yaşı kaçtır? Velayet altında mıdır(yaş küçüklüğü)? Yaşı büyükse vesayet makamı sağlanmış mıdır? Sözleşmeyi yapan diğer sağ(tam ehliyetli) durumdan haberdar mıdır? Hata, hile, ikrah, gabin ile akl-ı baliğ olmayanın iradesi sakatlanmış mıdır? Kişinin akli melekelerinin yerinde olmaması sebebiyle yapılan sözleşmenin geçerliliği nedir? Sakatlık hali butlan(nispi/kısmi/mutlak) gerekçelerinden hangisi içerisinde değerlendirilmelidir? Sözleşmenin kurucu unsurları teşkil edilmiş midir? Sözleşmenin geçerliliği nedir? Akl-ı baliğ olmayanın seçme ve seçilme hakkı var mıdır?</p>

<p>En genel şekliyle, mutlak butlan halinin varlığı ile oluşan ihtilaf konusu hususun çözümü, yargısal yönden nihai karar; her ne işlem ise iptaline, hukuki yönden ise açıklaması; ihtilaf konusu fiilin hiç var olmamış sayılması gerekliliğinden hükümsüzlüğüne, şeklinde yorumu mümkündür.(istisnai hususlar saklıdır)</p>

<p>Kişiler, sözleşme, irade, butlan,  hukuk, bahçelerde mimoza! Gelelim niyetin malumuna, malumun da ilamına!</p>

<p>Niyetin malumu noktasında, kişi kendinden bilir işi, diye bir söz duymuştum çok seneler önce. Bana fazla anlamlı gelmişti. Siyasette de durum böyle midir, bu siyaset işleri de kişi işi değil mi ki? Kişinin olduğu yerde olmaz mı kıymeti ve kerameti kendilerinden menkul demokrasi? Ne demişti Mao: ‘’siyaset kansız yapılan savaş, savaş kanla yapılan siyasettir’’ falan mıydı, neydi, bişi(bir şey)?</p>

<p>Erıch Fromm’un ‘’Özgürlükten Kaçış’’ kitabını okurken yakalandım ‘mutlak butlan’ a! Fromm, Avrupa’daki sosyolojik ve siyasi dönüşümlerle birlikte gelen ‘otoriter kişilik’ ve ‘otoriter liderlik’ kavramlarını açıklamaya çalışıyordu. Diyordu ki sahife 80’de: <strong><em>‘’…Herkes bir potansiyel rakip olduğundan, çevresindeki insanlarla olan ilişkisi, düşmansı ve yabancı bir ilişkidir artık; özgürdür, yani yalnız, soyutlanmış ve dört bir yandan gelen tehditlerin ortasındadır. Rönesans kapitalistinin elindeki servet ve güç onda olmadığından, ayrıca insanlarla ve evrenle bir olma duygusunu da yitirdiğinden, bir bireysel hiçlik ve çaresizlik duygusu sarar içini. Cennet, bir daha bulunmamak üzere yitirilmiştir, birey tek başına, dünyaya karşı durmaktadır –sınırsız ve tehdit edici bir dünyaya fırlatılmış bir yabancıdır o. Yeni özgürlük, derin bir güvensizlik, güçsüzlük, kuşku, yalnızlık ve kaygı yaratacaktır. Bireyin başarıyla ayakta durabilmesi için, bu duyguların hafifletilmesi gerekmektedir.’’</em></strong> Zamanlaması çok manidar! Devamında ise 16. Yüzyıl reformistlerinden Jean Calvin ve Martin Luther retoriğinin tahlili…</p>

<p>Aslında Fromm, günümüzdeki yaşanılan dahili ve harici hadiselerin dayanağını da, insan formunun sığınak ve sığınak kalıplarından azade yaşayamayacağını da, tafsilatlı olarak anlatmış. Kitabın muhteviyatı ve tamamının analizi başka bir zamana belki ancak tavsiyedir, okunmalı, neyse.</p>

<p>CHP’ye mutlak butlan konusuna tekrardan gelecek olursak, Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasındaki kongre mücadelesinde, iddia o dur ki; Özgür Özel kanadınca parti delegelerinin iradesinin sakatlanması nedeniyle kongrenin iptaline, genel yetkili mahkemeler marifetiyle kararının verilmiş olmasıdır. Başvurucular; parti delegelerinden bazıları, nihayetinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP genel başkanı olarak devamına…</p>

<p>Siyasi saiklerle meseleye mercek tutacak olsam, tarihi hafızam tazelenir ve mukaddesatçı damarım belki ağır basarak; ‘’ne butlanı, kapatılmalıdır CHP’’ diyebilirim. Saiksel ve kimliksel tutumumuz oldukça net ve radikal olabilir. Ancak yine siyasi saiklerle meseleye anti parantez açarak; ‘’Ak Parti milletin sorunlarını(iktisadi) çözmekle mükelleftir derinleştirmekle değil’’ diye de eklerim. Hatta onunla da kalmam daha neler söylerim neler. Ancak kendimi konumlandırma yarışında at koşturmaktan beriyim, mesele şahsi değil ilkesel, münferit değil ülkesel. Herkesin azami ciddiyet göstermesi gereken, söylemlerini yarını da düşünerek ifa etmesi lazım olan, <strong>mensubiyet duydukları partinin öz denetimini sağlayarak sözlerini yükseltmek suretiyle gayret gösteren</strong>, günün ideolojik argümanlarına sığınma kolaycılığıyla nevale keşmekeşi acizliğine düşerek değil memleketin ali menfaatlerini önceleyen, bir duruş sergilemesi zarurettir.</p>

<p>Hukuki zaviyemizden yorumlayacak olursak ise, şu aşamada elimizdeki doneler ve süreç manzumesinde, Türkiye’nin kurallar ve kurumlar yani Hukuk Devleti ilkesinin ciddi derecede zafiyet içerisinde olduğu kanaatindeydim. <strong>Siyasi partilerin; memlekete hizmet noktasında yalnızca bir araç olduğu</strong>, aslolanın ise ülkenin genel refahının hizmet suretiyle kalkındırılması olduğu, vatandaşın talep ve hissiyatının ne denli karşılık bulduğu ve eyleme dönüştürüldüğü bir siyasi partinin başarısına katkı noktasında elzem bir hakikat olduğu, demokratik temsilin meşru zeminde kalabilmesi adına yürütme erkinin yargı erkine tahakkümünün yargı erkine güveni ortadan kaldırabileceği gibi yargı kararlarının bağlayıcılığı noktasında da cebri icra kabiliyetini ortadan kaldırabileceği, haricen siyasi partilerin kendi iç seçimlerinin, genel ve yerel seçimlerin tanzimi noktasında  yegane yetkili kurumun Anayasa madde 79 kapsamında Yüksek Seçim Kurulu olduğu, haliyle usulsüzlük itirazlarının yalnızca YSK organlarına yapılabileceğiyle YSK tarafından karara bağlanabileceği, genel yetkili mahkemelerin yetki aşımının Anayasal hak ihlali olarak değerlendirileceği ve anılan kararlarının da mutlak butlan olarak yani hükümsüz kabul edilebileceği, eğer Anayasal kurallardan memnuniyetsizlik hissiyatı var ise de iktidara düşen sorumluluğun Anayasa’yı uygulama zorunluluğunun yanı sıra demokratik değişim için ya TBMM aracılığıyla ya da referandum suretiyle Anayasa’nın değişmesi mümkün olan maddelerini değiştirebileceği, temyiz makamı olan Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi’ne tarihi bir sorumluluk düştüğünü belirterek mutlak butlan kararına karşı yapılan itirazları yerinde bulup yerel mahkeme kararını bozması gerektiği, düşüncesine haizim. Şerhlerimiz oldukça rasyoneldir. Umarım yanlışa yanlışla, avama avamlıkla mukabele edilmez. Saygılarımla…</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//mutlak-butlan/283/</link>
<pubDate>Fri, 22 May 2026 19:22:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BELİRSİZLİK</title>
<description><![CDATA[<p>Dünyamız, son yüzyılın en çalkantılı dönemlerinden birini yaşamaktadır. Bu sürecin nasıl sonuçlanacağına dair ise net bir öngörü ortaya koymak oldukça güçtür. Küresel ölçekte hâkim olan bu belirsizlik; enerji, gıda ve ekonomi başta olmak üzere birçok alanda ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak enflasyon yükselmekte, alım gücü düşmekte ve yaşam şartları her geçen gün zorlaşmaktadır. </p>

<p>Özellikle enerji krizinin derinleşmesi, birçok ülkede yeni ekonomik krizlerin yaşanma ihtimalini artırmaktadır. Tarihsel süreçlere bakıldığında, uzun süren belirsizliklerin çoğu zaman kaosla sonuçlandığı görülmektedir. Bu nedenle, içinde bulunduğumuz dönemin de benzer riskler barındırdığı açıktır.<o:p></o:p></p>

<p>2008 yılından bu yana küresel sistemde artan kırılganlıklar dikkat çekmektedir. Son dönemde yaşanan Gazze’deki insanlık dramı, Ukrayna-Rusya savaşı ve Orta Doğu’da artan gerilimler, bu belirsizlik ortamının somut yansımalarıdır. Bu gelişmeler, dünya genelinde yeni bir düzen arayışının da işareti olarak değerlendirilebilir.<o:p></o:p></p>

<p>Belirsizliğin devam etmesi, yeni çatışma alanlarının ortaya çıkmasına ve buna bağlı olarak göç hareketlerinin artmasına zemin hazırlayacaktır. Kısacası, dünya bu belirsizlik ortamından çıkamadığı sürece, daha büyük sosyal ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalma ihtimali oldukça yüksektir.<o:p></o:p></p>

<p>Bu çerçevede yapılması gereken en önemli şey, küresel ölçekte istikrarı sağlayacak adımların bir an önce atılmasıdır. Aksi takdirde, insanlığı daha zorlu bir geleceğin beklediği açıktır.<o:p></o:p></p>

<p>Belirsizliğin en kısa sürede sona ermesi temennisiyle…<o:p></o:p></p>

<p><strong>Saygı ve hürmetle </strong><o:p></o:p></p>

<p><o:p></o:p></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//belirsizlik/282/</link>
<pubDate>Thu, 07 May 2026 18:33:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ABD - İSRAİL ÇIKMAZI </title>
<description><![CDATA[<p>Bugün dünya, yaklaşık 40 gün önce Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail öncülüğünde, nükleer silah gerekçesiyle İran’a karşı başlatılan savaşın sonuçlarını yakından izlemektedir. Başlangıçta savaşın kendi planladıkları şekilde ilerleyeceğini düşünen tarafların, süreç ilerledikçe beklemedikleri bir tabloyla karşılaştıkları görülmektedir.</p>

<p>İran’ın verdiği karşılık, birçok çevrede şaşkınlık yaratmıştır. Açıkçası, böylesine güçlü ve kararlı bir misillemenin gerçekleşeceği pek çok kişi tarafından öngörülmemiştir. Bu durum, savaşın seyrini önemli ölçüde değiştirmiştir.</p>

<p>Öte yandan, ABD–İsrail koalisyonunun uluslararası kamuoyundan beklediği desteği tam anlamıyla alamaması, dünyada hâlâ vicdan sahibi toplumların varlığını göstermesi açısından dikkat çekicidir. Bu gelişme, geleceğe dair umutları da bir ölçüde canlı tutmaktadır.</p>

<p>İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla birlikte ortaya çıkan enerji krizi, ABD ve İsrail’i ciddi bir çıkmazın içine sürüklemiştir. Küresel enerji akışında kritik bir noktaya sahip olan bu boğazın kapanması, yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte ekonomik etkiler doğurmuştur.</p>

<p>Bu noktada bazı sorular öne çıkmaktadır: Eğer uranyum zenginleştirme gerçekten yasaksa, neden bazı ülkelerde bu faaliyetler devam etmektedir? Eğer yasak değilse, İran’a yönelik bu askeri müdahalenin gerekçesi nedir? Ayrıca, böyle bir müdahalenin küresel enerji dengelerini sarsacağı neden öngörülememiştir?</p>

<p>Tüm bu gelişmeler ışığında, söz konusu müdahalenin yalnızca İran ile sınırlı olmadığı; aynı zamanda Çin ve Rusya gibi küresel aktörlere yönelik stratejik bir mesaj taşıyıp taşımadığı da tartışma konusudur.</p>

<p>Gelinen noktada açıkça görülmektedir ki bu savaş, özellikle ABD açısından beklenen sonuçları doğurmamakta ve giderek daha karmaşık bir çıkmaza dönüşmektedir. Sürecin nasıl şekilleneceğini ise zaman gösterecektir.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//abd-israil-cikmazi/281/</link>
<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 22:21:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir İnsanlık Mektebi: Tosya Yaren Kültürü</title>
<description><![CDATA[<p>Kış gecelerinin o uzun sessizliğinde, Tosya’nın dar sokaklarından bir konak kapısına doğru adımlarınızı attığınızı hayal edin. İçeriden gelen müzik sesi ile samimi bir sohbetin sıcaklığı dışarı sızıyor. Ama burası sadece bir "sıra gecesi" ya da rastgele bir arkadaş toplantısı değil. Burası, kökleri Selçuklu’ya, Ahilik teşkilatına kadar uzanan; sevginin, saygının ve disiplinin harmanlandığı Yaren Meclisi.</p>

<p><strong>Gelenek ve Terbiye Bir Arada</strong></p>

<p>Tosya Yarenliği, sıradan bir eğlence kültürünün çok ötesindedir. Gençlerin "piştiği", büyüklerin tecrübelerini aktardığı, adeta bir yaygın eğitim kurumudur. Kapıdan içeri girdiğinizde sizi karşılayan o ağırbaşlılık, aslında Anadolu’nun bin yıllık "edep" anlayışıdır. Meclise giren her "Yaren", egosunu kapıda bırakır. Burada makamın, mevkinin ya da zenginliğin hükmü yoktur; sadece dürüstlüğün ve kardeşliğin dili konuşulur.</p>

<p>"Kız Anadan Öğrenir Sofra Düzmeyi, Oğlan Babadan Öğrenir Sohbet Gezmeyi"</p>

<p>Bu meşhur söz, Yaren kültürünün Tosya’daki toplumsal karşılığını ne güzel özetler! Yaren meclisleri, gençlerin hayata hazırlandığı bir staj dönemidir. Misafir ağırlamayı, büyüklerin yanında nasıl oturulacağını, nerede susup nerede konuşulacağını öğrenen bir genç, aslında hayatın her alanında başarılı olmanın anahtarını cebine koyar.</p>

<p>Meclisin kendine has kuralları vardır:</p>

<p>• Başağa: Meclisin lideri, adaletli hakimi.</p>

<p>• Yaren Ağaları: Kardeşlik bağını diri tutan üyeler.</p>

<p>• Cezalar: Yanlış yapanın, toplum kurallarını çiğneyenin tatlı sert yöntemlerle terbiye edildiği o meşhur "cezalandırma" ritüelleri.</p>

<p><strong>Neden Yaşatmalıyız?</strong></p>

<p>Dijitalleşen dünyada, ekranlara hapsolduğumuz şu günlerde "göz göze gelmenin" ve "gönül gönüle vermenin" kıymetini daha iyi anlıyoruz. Tosya Yaren kültürü, bize unutmaya yüz tuttuğumuz yardımlaşmayı, sadakati ve en önemlisi "bir" olmayı hatırlatıyor. Eğer bu mirasa sahip çıkmazsak, sadece bir geleneği değil, bizi biz yapan ahlaki pusulamızı da kaybederiz.</p>

<p>Kastamonu’nun bu kadim sesi, sadece Tosya’nın dağlarında yankılanmamalı; modern insanın ruhuna da dokunmalı. Çünkü Yaren demek, dost demek; dost demek ise dünyayı daha yaşanılır kılmak demektir.</p>

<p><strong>Gurbette Sıla Sıcaklığı: Esenler’de Yaren Gecesi</strong></p>

<p>İşte bu kadim kültür, geçtiğimiz 28 Mart akşamı İstanbul’un kalbinde, Esenler Mehmet Öcalan Spor Salonu’nda yeniden hayat buldu. Tosya’nın o vakur havası, binlerce hemşerimizin katılımıyla İstanbul’un sokaklarına taştı. Ben de oradaydım; o atmosferi solumak, o heyecana ortak olmak için yerimi aldım.</p>

<p>Yalan yok, uzun zamandır hasret kaldığım, özlediğim o Yaren oyunlarını izlerken yerimde duramadım. Hatta o kadar kaptırmışım ki kendimi, meclisin disiplininden kaçamadım. İki Yaren tekerlemesini heyecandan şaşırınca, Yaren Ağasından bizzat cezamı aldım! Ceza mı dediniz? Tam manasıyla "uçtum". Yaren ağaları beni ayaklarımdan yakalayıp baş aşağı çevirerek salladılar. O an, havada asılı kalırken anladım ki; o ceza aslında bir sitem değil, bir "hoş geldin", bir "bizdensin" nişanesiydi. Yarenlikte ceza bile bir lezzet, bir samimiyet testidir. Bu kültürü sadece izlememeli, iliklerimize kadar yaşamalı ve gelecek nesillere bu heyecanı miras bırakmalıyız.</p>

<p><strong>Ilgaz mı, Tosya mı? Bir Gönül Birliği Meselesi</strong></p>

<p>Yaren kültürü denince akıllara hemen o meşhur soru gelir: "Yaren Ilgaz’ın mı, Tosya’nın mı?" Aslında bu soru, bir ayrışmanın değil, devasa bir zenginliğin tezahürüdür.</p>

<p>Ilgaz Dağı’nın bir yüzü Ilgaz’a, bir yüzü Tosya’ya bakar. Sis çöktüğünde dağı birbirinden ayıramadığınız gibi, Yaren kültürünü de bu topraklardan koparıp tek bir haneye sığdıramazsınız. Bu kültür; Ilgaz’ın vakarı ile Tosya’nın zanaatkar ruhunun, Ahilik geleneğinde buluştuğu ortak bir mirastır. Biri ocağı yakar, diğeri közü harlar. Usul aynı usul, edep aynı edeptir. Önemli olan bu ateşin hangi ilçede yandığı değil, Anadolu’nun ortasında bizleri hâlâ ısıtıyor olmasıdır. Bizim görevimiz "kimin" olduğunu tartışmak değil, bu asırlık "edep mektebini" el birliğiyle geleceğe taşımaktır. Çünkü Yaren; sınırlarla değil, gönüllerle çizilmiş bir coğrafyanın adıdır.</p>

<p><strong>Vefa ve Teşekkür Borcu</strong></p>

<p>Bu muazzam gecenin arkasında büyük bir emek, sarsılmaz bir irade ve bitmek bilmeyen bir memleket sevdası var. Anadolu’nun birlik, beraberlik ve edep kültürünün yaşatılması adına imkanlarını seferber eden Esenler Belediye Başkanı Sayın Mehmet Tevfik Göksu’ya, bizleri yalnız bırakmayan AK Parti İstanbul İl Yöneticilerine, AK Parti Esenler İlçe Başkanı Sayın Emrullah Erkuş’a, MHP İstanbul ve Esenler İlçe Yönetimlerine ve memleketten kopup gelen MHP Tosya İlçe Başkanımıza şükranlarımı sunuyorum.</p>

<p>Ayrıca bu organizasyonun lokomotifi olan TODEF Genel Başkanı Sayın Hasan Can Mızrak’a, Tosya Çevre Köyleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Sayın Ömer Safran’a ve özellikle bu gecenin hayata geçmesi için gecesini gündüzüne katan, maddi ve manevi her türlü fedakarlığı ortaya koyan İBB ve Esenler Belediyesi Meclis Üyemiz Sayın Hasan Şahin’e Tosyalılar adına gönülden teşekkür ederim.</p>

<p>Böyle güzel kültür gecelerinin artarak devam etmesi temennisi ile en büyük teşekkür ise; Tosya’dan bu gece için Esenlere gelen Yarenlerimize ve İstanbul’un dört bir yanından akın akın gelerek salonu hıncahınç dolduran, özüne ve kültürüne sahip çıkan kıymetli hemşerilerimize...</p>

<p>İyi ki varsınız... </p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//bir-insanlik-mektebi-tosya-yaren-kulturu/280/</link>
<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 23:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> MANEVİ ÇÖKÜŞ MÜ, EKONOMİK ÇÖKÜŞ MÜ?</title>
<description><![CDATA[<p>Her toplumun kendine ait manevi değerleri vardır. Bu değerler, bir toplumu ayakta tutan en önemli unsurlardır.<br />
Bu değerlerin kaybedilmesi halinde toplumsal erozyon başlar ve ardından çöküş kaçınılmaz hale gelir.</p>

<p>Tam da bu noktada şu soruyu sormanın yerinde olduğuna inanıyorum:<br />
<strong>Manevi çöküş mü daha büyük felakettir, yoksa ekonomik çöküş mü?</strong></p>

<p>Kanaatimce manevi çöküş, felaketlerin en büyüğüdür.<br />
Çünkü ekonomik bir çöküşten çıkıp yeniden ayağa kalkmak mümkündür. Tarihte bunun birçok örneği vardır.<br />
Ancak manevi çöküş yaşandığında, toplumun yeniden toparlanması çok zor olur. Bu süreç bazen bir asrı bulabilir.<br />
Bu da en az iki neslin kaybolması, değerlerinden uzak yetişmesi anlamına gelir.</p>

<p>Bugün yaşadıklarımıza baktığımızda, toplum olarak nereye gidiyoruz diye sorulursa;<br />
Benim cevabım şudur:<br />
<strong>Toplumsal bir manevi kıyamete doğru sürükleniyoruz.</strong></p>

<p>Bunun o kadar çok belirtisi var ki, sadece birkaçını saymak bile yeterlidir:</p>

<ol>
	<li>Anne ve babaya karşı saygının azalması, isyanın artması</li>
	<li>Canımızı korumak için hayatını ortaya koyan güvenlik görevlilerine saldırılar</li>
	<li>Hastanelerde görev yapan sağlık çalışanlarına yönelik şiddet</li>
	<li>Dinimizde her zaman saygın bir yere sahip olan öğretmenlere karşı saldırılar</li>
	<li>Hukuk önünde savunma görevini yerine getiren avukatlara yönelik saldırılar</li>
	<li>Din hizmeti yapan din görevlilerine karşı saygısızlık ve saldırılar</li>
	<li>Akrabalık bağlarının zayıflaması, ilişkilerin kopması</li>
	<li>Dedikodu ve gıybetin artması</li>
	<li>Komşuluk ilişkilerinin yok olmaya başlaması</li>
	<li>Garibin, düşkünün ve yoksulun görmezden gelinmesi</li>
</ol>

<p>Bu listeyi uzatmak mümkündür.<br />
Ancak sadece bu saydıklarımız bile bir toplumun manevi anlamda çöküşe sürüklendiğini göstermeye yeterlidir.</p>

<p>Şimdi soruyorum;<br />
<strong>Sizce hangisi daha ağırdır? Manevi çöküş mü, ekonomik çöküş mü?</strong></p>

<p>Bu sorunun cevabını herkesin kendi vicdanında vermesi gerekir.</p>

<p>Saygı ve hürmetlerimle.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//manevi-cokus-mu-ekonomik-cokus-mu/279/</link>
<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 16:13:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çıkmaz Sokak </title>
<description><![CDATA[<p>Tüm dünya, geçtiğimiz Cumartesi gününden itibaren ABD–İsrail–İran hattında yükselen gerilime kilitlenmiş durumda.</p>

<p>Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in, müzakereler devam ederken İran’a saldırması ve bunun neticesinde İran’ın dini liderinin hayatını kaybetmesi, gerilimi doruk noktasına taşıdı.</p>

<p>Ancak herkesin zihnindeki asıl soru şu:<br />
Bu iş nereye gidiyor?<br />
Nerede duracak?<br />
Nasıl sonuçlanacak?</p>

<p>İran’ın beklenmeyen ölçekteki misillemeleri karşısında dünya açıkça şaşkınlığa uğradı. Başta ben olmak üzere milyonlarca insan, İran’ın bu denli kapsamlı ve sert bir karşılık vereceğini tahmin etmiyordu.</p>

<p>Gelinen noktada İran, kendi açısından sürpriz olmayan; fakat dünya kamuoyu açısından oldukça şaşırtıcı bir askeri cevapla ABD–İsrail bloğuna karşılık vermeye başladı.</p>

<p>Ortaya çıkan tablo gösteriyor ki; bu gidişat devam ederse bölgesel bir savaşın eşiğinden küresel bir yangına uzanan tehlikeli bir yolun taşları döşenmiş olacak.</p>

<p>Peki sorulması gereken bir başka soru daha var:<br />
Müzakereler sürerken bir devletin başka bir devlete saldırması hangi uluslararası hukukta yazıyor?</p>

<p>Nükleer program gerekçe gösteriliyor. Ancak madem mesele nükleer faaliyetlerse, neden yalnızca İran konuşuluyor? Bu sorunun cevabını herkes biliyor ama yüksek sesle dile getirmekten kaçınıyor. Görünen o ki nükleer meselesi bir gerekçe; asıl mesele ise güç dengesi.</p>

<p>Fakat hesapta olmayan bir gelişme yaşandı:<br />
İran’ın bu kadar sert bir karşılık verebileceği öngörülemedi.</p>

<p>Şimdi daha da sertleşen söylemler ve adımlar, tüm insanlığı İran üzerinden derin bir bilinmezliğe, bir dip kuyuya sürükleme riskini taşıyor.</p>

<p>İşte bu nedenle bu yazının adını <strong>“ÇIKMAZ SOKAK”</strong> koydum.</p>

<p>Çünkü yayılan bu kıvılcım, kontrol altına alınmazsa tüm dünyayı içine çekecek bir ateşe dönüşebilir. Böyle bir senaryoda kazanan olmayacak. Çıkmaz sokakların sonunda zafer yoktur; yalnızca duvar vardır.</p>

<p>Bu çıkmazın sonunda;</p>

<p>Kaos var.<br />
Ölüm var.<br />
Gözyaşı var.<br />
Vahşet ve soykırım var.</p>

<p>Tarih bize bunu defalarca gösterdi.<br />
I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı insanlığın nasıl karanlık bir döneme sürüklendiğinin en acı örnekleridir.</p>

<p>Eğer aklıselim galip gelmezse, bugün atılan adımlar yarının kapkara sayfalarına yazılacaktır. İnsanlık, “Çıkmaz Sokağın” içinde kaybolmuş bir dönemi daha tarihine eklemek zorunda kalabilir.</p>

<p>Bu nedenle devletlerin, ateşi körüklemek yerine söndürmeye yönelmesi hayati önem taşıyor. Küresel bir yangın, yalnızca bölgeyi değil; dünyayı yakar.</p>

<p>Temennim odur ki insanlık kazanır.<br />
Savaşı ve kaosu isteyenler kaybeder.</p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//cikmaz-sokak/278/</link>
<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 21:33:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ali Hamaney Suikastı Sonrasında İran İstihbaratının Tutumu ve Etkiselliği</title>
<description><![CDATA[<p>'ABD'nin Muhtemel İran Müdahalesinin Kürt Ayrılıkçı Hareketleri Üzerindeki Etkileri' yazımızda daha önce olası ABD'nin İran müdahalesinin kuvvetli olasılığını işlemiştik. Nihayetinde beklenilen oldu ve artık durum dünden daha ciddi. Yarın nelere gebe, bölgesel ve küresel çapta ne gibi dalgalanmalar yaşanacak, şimdilik muamma! Ancak en net çıkarım, uluslar arası hukuk ve uluslar arası örgütlerin, kuruluş ve ortaya çıkış amacının dayanaksız kalmış olmasıdır. Dünya milletleri, ülkeler arası silahlı çatışmalar ve vesayet kuvvetlerinin halka karşı saldırıları kıskacında, masum sivil katliamlarını sürekli zihinlerde mükerrer olarak seyretmektedir. 2. Dünya Savaşı sonrasında amaçlanan kalıcı barış ortamına karşı bizzat kurucu ülkeler kayıtsız kalmakla birlikte, yeryüzündeki örgütlü tüm halklara kavratılan hakikat da, güçlünün güçsüze mutlak hakimiyetinin ilelebet kalıcı olacağıdır. Birleşmiş Milletler Paktı(26 Haziran 1945), Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi(10 Aralık 1948), İnsan Hakları ve Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi(3 Eylül 1953), yazı üzerindeki temenniler olarak kalmaktan öteye gidememiş, insanlık onurunun ağırlığına yakışır proaktif ve interaktif ehemmiyet kazandıramamıştır. Diplomasi literatüründeki  yapıcı muğlaklık(constructive ambiguity) kavramı da, küresel ve bölgesel sorunların gelişimine adeta beşinci boyut kazandırmış, sentezinde ise yalnızca kalıcı muğlaklık(permanent ambiguity) sorunsalının acı dayatmasına insanlığı maruz bırakmıştır!</p>

<p><strong>ABD-İsrail İttifakının Stratejik Hedefi</strong></p>

<p>28 Şubat 2026 itibarıyla başlayan ABD-İsrail işbirliği altındaki İran saldırılarının, saha okumalarından ve savaşın seyrinden anlaşıldığı üzere, önceki saldırılardan çok daha farklı ilerlediği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Aralarında İran Dini Lideri(velayet-i fakih) Ali Hamaney'in de bulunduğu pek çok üst düzey İran'lı yetkili, ABD-İsrail ortak saldırıları neticesinde suikasta uğrayarak öldürüldüler. Taraflar arasında resmen başlayan mevcut savaş ikliminin en temel yansıması olarak, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun stratejik hedefi olan,  İran'ın ilk etapta dumura uğramasından ve emir-komuta zincirinin dağılmış bir görüntü sergilemesinden istifade ederek, psikolojik harekatın matematiksel argümanları yerel halk ile harmanlanıp bir rejim değişikliğine doğru evrilmesi şeklindeydi! Görünen o ki, Trump yönetimi Venezuela'daki Maduro'yu teslim almasının sağladığı kazanımların bir benzerini, İran pratiği ile de elde edebilmek istemiştir. Peki, ABD-İsrail ittifakı açısından, harekat tarzı aynı amaca matuf olarak yapılan Ali Hamaney suikastından aynı sonuç elde edilebildi mi?</p>

<p><strong>İran İstihbaratının Dönüşümü ve Hakkındaki Bazı Eleştiriler</strong></p>

<p>7 Ekim 2023 tarihinde, mezalim altındaki Filistin halkının direniş örgütlerinden HAMAS'ın, İsrail içlerine doğru düzenlemiş olduğu bir kısım saldırıların neticesinde, Filistin’e karşı vahşi saldırılar İsrail kanadınca gerçekleştirilmiş aynı zamanda İsrail ve İran arasındaki gerilim her geçen gün artarak devam etmiştir. HAMAS-İsrail Savaşı sırasında, 2024 Verzigan Helikopter Kazası olarak tarihe geçen ve İsrail İstihbarat Birimi MOSSAD'ın faaliyeti olduğu kanımızca düşünülen suikast neticesinde; İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Emirabdullahiyan hayatlarını kaybetti. Yine HAMAS Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye, 31 Temmuz 2024 günü İran'ın başkenti Tahran'da uğradığı suikast sonucu şehit edildi. İran'ın üst üste yaşadığı suikastlar, istihbarat noktasında ciddi zafiyetler yaşadığı sorularını akıllara getirdi. MOSSAD'ın İran içindeki faaliyetleri ve operasyon gücü, son dönemde Dünya kamuoyunca da, İran'ın sergilediği askeri gelişim göstergelerinin adeta bir kağıttan kaplan olmaktan öteye gidemeyeceği yorumlarına sebebiyet verdi! İran'ın önceki Cumhurbaşkanlarından Mahmud Ahmedinejad'ın beyanatlarından birinde de belirtmiş olduğu şekliyle, MOSSAD ajanlarının İran Devlet Teşkilatı içindeki kritik noktalara ne denli eriştiği itirafları da birlikte değerlendirildiğinde, yaşanılan hadiselerin içeriği daha da alenileşmiştir.</p>

<p>Aslında mevcut savaş iklimi içerisinde yapılan Ali Hamaney suikastı, İran İstihbarat Bakanlığı üzerindeki şaibeleri bir kez daha ciddi oranda arttırmış olsa da, sıcak çatışma ortamındaki özellikle 2 Mart gecesi ve devamındaki İran Askeri Kuvvetleri’nin mütekabiliyeti, parametreleri tersine çevirmiş olarak görünmektedir. İran İstihbaratı'nın temellerini oluşturan SAVAK ve sonrasında yaşadığı dönüşümlerin eseri olan VAJA ve DMO(Devrim Muhafızları Ordusu) unsurları, yurt içi ve yurt dışı operasyonel gücü yüksek olarak gösterilen istihbarat örgütleri arasında yerini almaktadır. CIA-MOSSAD istihbari ortaklığına ve ABD-İsrail askeri harekatının teknolojik savaş aygıtlarının tahrip edici gücüne rağmen, İran'ın devlet ve toplum olarak dağınık bir görüntü sergilemesi bir yana, bilakis devlet gücünü tekrardan tahkim ettiği görünmektedir. Kanaatimizce, İran İslam Cumhuriyeti'nin tekrardan psikolojik üstünlüğü sağlamasındaki en büyük unsurunun, istihbarat faaliyetlerindeki dirliği sağlamasından mütevellittir.</p>

<p><strong>ABD-İsrail İttifakı ve İran Savaşının Seyri</strong></p>

<p>Saha analizi yapan pek çok analist ve uzman görüşü, daha çok İran'ın jeopolitik konumu ve balistik füze teçhizatı başta olmak üzere kamikaze insansız hava araçları ile psikolojik üstünlüğü sağladığı şeklindedir. İlaveten İran'a bağlı vekil güçlerin savaşa dahil olmasıyla çatışmaların kapsamının genişletilmesi bir başka başat unsur olarak yorumlanmaktadır. Hürmüz Boğazı'nın taşımacılık faaliyetlerine kapatılmasıyla petrol sevkiyatının sekteye uğratılması ve de Körfez Ülkeleri(Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, BAE vs.) üzerinde İran'ın, ABD üs ile temsilciliklerine karşı füze ve kamikaze insansız hava araçları saldırılarının yoğunlaşması, ayrıca demir kubbe olarak adlandırılan İsrail hava savunma sisteminin, Tel Aviv başta olmak üzere ülke sathında gerekli güvenliği sağlayamamış olması, savaşın gidişatındaki rüzgarları İran lehine çevirmiş görünmektedir. Tüm  yorumların doğruluğuna, yüzeysel manada rasyonelliğine hiçbir aykırı söylem geliştirmek mevcut şartlar içerisinde mümkün değildir. Ancak en çok hafiye teşkilatının etkiselliği üzerinde durulması, daha eftal ve açıklayıcı bir tutum olacaktır.</p>

<p>Dünya Savaşlar Tarihi, pek çok realiteyi içerisinde barındırmaktadır. ABD-İsrail ve İran Savaşı da bunlardan biridir. Savaşların parametreleri ve sonuçları, tarihsel süreç içerisinde bir takım değişimleri de terminolojik olarak barındırmaktadır. Savaşlar Tarihi boyunca; teknoloji, strateji, ülke sınırları ve rejimleri, liderler, perspektifler ve ordu düzenleri köklü değişiklikler geçirmiştir. İstihbarat faaliyetlerinin önemi ve etkiselliği, Savaşlar Tarihi’ndeki yegane başvurucu, değişmeyen yöntemi olarak karşımıza çıkarmaktadır. Mıchael Bar-Zohar ve Nıssım Mıshal tarafından yazılan 'MOSSAD' ile Arslan Tekin tarafından kaleme alınan 'Alamut'un Büyüsü' kitaplarını tam da bu noktada tavsiye olarak belirtmekte yarar görüyorum. Hassan Sabbah'ın önderliğindeki 'haşhaşiler', Alamut Kalesi'nden imparatorlukların adeta belini büken istihbari faaliyetleriyle tahakkümlerini gerçekleştirmişlerdi. Yakın geçmişe gelecek olursak, Soğuk Savaş dönemindeki istihbari faaliyetlerin etkiselliği izahtan varestedir. Daha nice sayılabilecek örnekler mevcuttur.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Ali Hamaney Suikastının İran İslam Cumhuriyeti’ndeki Yansımaları</strong></p>

<p>Konumuza dönecek olursak, esasında İran dini lideri Ali Hamaney'in suikast sonucu öldürülmesi, kanaatimce İran istihbarat unsurlarının kılcallarına işleyen MOSSAD hücrelerinin temizlenmesine vesile oldu. Emin olunamayan ajanların iletişim ağlarının ve hangi pozisyonda olduklarını anlama çalışması demekle yetinelim. En sert deşifre faaliyetlerinden biri de diyebiliriz! Bunun için Ali Hamaney bir denek miydi, şaibelidir ancak çalışma ofisi içerisinde suikasta uğraması farklı bir projeksiyona sebebiyet vermektedir. Zira dini liderin konumu ve nüfuzu, diğer suikasta uğrayan üst düzey liderlerle mukayese edilemeyecek kadar derin bağlar ve içtihatlar barındırmaktadır. Çalışma ofisinde öldürülmeyi beklemek, ilgili makamın tanımından uzak soyut bir vaka olacağından, haliyle iradi bir tavır olmaktan azade yorumlanmalıdır. Ülkelerin metotları ve yorum biçimleri, en yüce çıkarlarını muhafazaya yönelik olmaktadır. Normal olan da budur! Uluslararası ilişkilerin mütekabiliyet esasına dayalı olması boşa değildir. İran bu yönüyle de kapalı bir toplum kisvesiyle ilerlediğinden, kendileri için kimin feda edilmesi gerektiğine elbette yine kendileri karar vermişlerdir. Konu, dini lider kadar hayati olsa bile! Ancak yaşanan son ahval ve şerait göstermektedir ki, İran birlik ve dirliğini istihbarat birimleri riyasetinde sağlamış, dahili ve harici büyük oranda zarar verici faktörlerden arınmış olacak ki, ABD-İsrail saldırıları kapsamında emperyal dominasyon ile murat ettikleri halk hareketi filizlenmediği gibi İran tahkim ettiği askeri unsurları aracılığıyla, Orta Doğu coğrafyasında yeniden psikolojik üstünlüğü ele geçirmektedir. Belki savaş sonucunda Ali Hamaney’in ölümü, daha steril bir ortamda tartışılma imkanı bulacaktır. Şimdilik donelerimiz kısıtlı ve oldukça gizler barındırmaktadır.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//ali-hamaney-suikasti-sonrasinda-iran-istihbaratinin-tutumu-ve-etkiselligi/277/</link>
<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 21:31:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mesele Almaksa Vaziyet, Belirleriz Kendi Akl-ı Selimimizi Vesayet</title>
<description><![CDATA[<div>Bilindiği üzere kabinede 2 yeni değişiklik meydana geldi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Adalet Bakanı</div>

<div>Yılmaz Tunç'un görevlerine son verildi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'nın son dönemlerindeki özellikle</div>

<div>Emniyet Kararnamesi'yle görevden aldığı kimseler arasında, Cumhur İttifakı'nın bileşenlerinden</div>

<div>Milliyetçi Hareket Partisi'ne yakın oldukları bilinen İl Emniyet Müdürlerinin büyük oranda bulunması,</div>

<div>Devlet Bahçeli'yi rahatsız ettiğine dair bazı iddialar medya organlarına yansımıştı. Selefi Süleyman</div>

<div>Soylu'nun, en başından itibaren sabit kanaatim olduğu biçimiyle; popülist söylemlerle bezenmiş, şahsi</div>

<div>ihtiraslarıyla bolca nemalandırılmış, hatta siyasi ikbali uğruna Demokrat Parti liderliğinden Ak Parti</div>

<div>liderliğine geniş yelkenler açma vasıtası olarak gördüğü bakanlık döneminin akabinde, Ali Yerlikaya'nın</div>

<div>devr-i nazırlık süreci oldukça münzevi sayılabilir. Ancak ferman başbuğun fakülteler onların mıydı,</div>

<div>neydi! Öyle bir şey işte, neyse...</div>

<div>İçişleri Bakanlığı kısmı esasında daha kıymetli bir konu ancak mesleki deformasyonumuzu mazur</div>

<div>görünüz! Biz Adalet Bakanlığı'ndaki değişimin akislerine odaklanacağız! Elzem bir hadise olarak</div>

<div>karşımıza çıkan yegane husus şudur ki, yeni Adalet Bakanı'nın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevini</div>

<div>ifa ederken atanmış olmasıdır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde Akın Gürlek, özellikle</div>

<div>İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı başta olmak üzere pek çok kamuoyuna mal olmuş soruşturmalara</div>

<div>öncülük etti. Siyaset, sanat, medya, sosyal medya, bürokrasi, spor ve ticaret dünyasından önemli kişi ve</div>

<div>tüzel kişilikler operasyonlardan nasibini alacaktı. Medya dünyasındaki spikerler ve gazeteciler, sanat</div>

<div>dünyasındaki ünlüler, sosyal medya fenomenleri, il ve ilçe belediyesi çalışanları, Maliye Müfettişleri,</div>

<div>Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanıyla Galatasaray Spor Kulübü'nün eski yöneticileri ve bir kısım diğer</div>

<div>kulüplerin yöneticileriyle futbolcular, Ciner Holding başta olmak üzere yüzlerce sermaye şirketi, Akın</div>

<div>Gürlek döneminde nasibini alanlar listesinin kısa bir manzumesidir. Ancak en büyük soruşturma, Ekrem</div>

<div>İmamoğlu üzerinden tertip edilen suç örgütü iddianamesi...</div>

<div>Soruşturmaların ne denli hukuki saiklerle yerine getirildiği tartışılır. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi</div>

<div>Kanunu madde 161 kapsamı, Savcıların soruşturma aşamasındaki yetkilerini ve görevlerini belirlemiştir.</div>

<div>O başka bir konu! Ancak toplumsal algıların odaklandırıldığı, önemli etki uyandıran sansasyonel</div>

<div>operasyonların, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı makamına başvuran veya hakkında soruşturma</div>

<div>yürütülen salt vatandaşların iş ve işlemlerini, oldukça akamete uğrattığını sıkça görür ve duyarım.</div>

<div>Meselelerin iç yüzü, kamuoyuna yansıtılanlardan olabildiğince tezatlıklar barındırmaktadır. Söz gelimi</div>

<div>herhangi bir vatandaş, herhangi bir haber kanalını açtığında; ''yahu adamlar gecesini gündüzüne</div>

<div>katmış her yeri temizliyorlar'' algısına kapılabilir ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavlığı'nda</div>

<div>bekleyen belki binlerce soruşturma dosyasının neredeyse hiç ilerlemediğini haliyle</div>

<div>bilmeyeceklerdir! Yargısal illüzyonun toplumda karşılık bulması şaşırtıcı da değil, demek</div>

<div>istemezdim ama vaka bu olunca el mahkum! Fakat kahraman olarak addedilen kişi ve kişiliklerin,</div>

<div>kamu gücünü-ki yargının üç sac ayağından biri olan savcılık makamını- siyasi ihtiraslara kurban</div>

<div>edebileceği zannı, sui zandan öteye gidemeyecekti ne de olsa! Rüzgarı arkasına alanlara karşı hakikatin</div>

<div>yelleri farklı yönden esiyor diyebilmek, ne mümkün! ZİNHAR! EDEP YA HU...</div>

<div>Neyse gelelim artık niyetin malumuna. Akın Gürlek oldu Bakan. Hayırlı olsun demek düşer bizlere. Her</div>

<div>şeye rağmen bir takım şeyler yapılmıştır, hiçbir şeyden iyidir! Ekrem İmamoğlu'nun taifesi gibi niyetimiz</div>

<div>menfi değildir, yalnızca müspettir. Siyasiler layüsel değildir, suç varsa ceza olmalı ama herkese karşı;</div>

<div>adalet, hakkaniyet, eşitlik perspektifiyle. Sadece İmamoğlu değil kanımca tek sanık, ya da O'nunla sınırlı</div>

<div>kalmamalı, zira mesele suçun cezasız kalmamasıysa failden çok ne var! Hasılı derim ki, yolsuzluk ve</div>

<div>rüşvete bulaşmış BİNLERCE DANSÖZ VAR! Re'sen yürütülmeyi bekleyen soruşturmalar...</div>

<div>Çiçeği burnunda nazırımız, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde, ilm-i siyasetin en temel</div>

<div>kuramlarından birini kavramış, günümüz toplumunun yumuşak karnını sıkıca yakalamış olacak ki, teknik</div>

<div>jargonu avam düzeye tatbik etmekte hiçbir beis görmedi. Hukuk mesleklerinden Avukatlığı, Adnan Oktar</div>

<div>dosyası üzerinden adeta muhbirlik veya ulaklık düzeyinde yorumladı! Yeterli gelmemiş olacak ki, bu</div>

<div>defa hakimlerin dosyalarının senelerce sürmesi üzerinden dem vurdu. Sayın Bakan göreve başlar</div>

<div>başlamaz, kendi mesleği olan Savcılık haricindeki diğer iki meslek grubunu esasında toplumun önüne birnevi meze olarak sundu! Aslında bu mevzular oldukça gülünç ve tezatlıklar barındırmaktadır demiştik ya,</div>

<div>ek olarak ancak mevzulara vakıf olanlar için ibaresini ekleyelim! Peki ya olmayanlar bahsi...</div>

<div>Orada da kamusal vazifelerimiz devreye girer, biraz da kamuoyunu biz aydınlatalım, en yalın haliyle ve</div>

<div>kendi zaviyemizden. Mesela Yakın Cumhuriyet Tarihimize bakacak olursak, özellikle yargı erkinin</div>

<div>temsilcilerinden olan Savcılık makamını temsil edenlerin ne denli tarafsız oldukları söylenebilir?</div>

<div>Mesela DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel dediğimizde veya bir dönemin Özel Yetkili Savcılarından</div>

<div>birisi olan Zekeriya Öz hakkında, toplumsal intiba ne şekildedir? Topladıkları deliller ve yazdıkları</div>

<div>iddianameler veya talep ettikleri hususlar, kamuoyunda hukuki bir çerçeveyle mi anılmaktadır yoksa</div>

<div>tamamen vesayetlere figüranlık olarak mı? Bu tartışmayı, yargı üyeleri üzerinden zaten mahvolmuş bir</div>

<div>hak arama yolları serencamında devam ettirmek kime yarar? Velev ki 'alo adalet' hattı gibi bir ulaşım</div>

<div>kanalı teşkil edildi, en çok şikayetler hangi yargı üyeleri(savcılar) üzerinden gelebilir ki? Vatandaşın en</div>

<div>çok muzdarip olduğu; uzun süren gözaltılar, keyfi tutuklamalar, acayip adli kontrol kararları,</div>

<div>karar itirazlarının akıbetinin tespitini bildirmek üzere gönderilmeyen ve bekletilen tebligatlar, sık</div>

<div>görev değişim istekleri düzleminde yazılamayan iddianameler, eksik soruşturmalar vs.</div>

<div>kimin(savcılar) sorumluluğundadır? Şecaat arz ederken sirkatini söylemek...</div>

<div>Yargı üyeleri üzerinden tartışmaları açmak kısa sürede siyasi popülizmi devam ettirebilir ancak uzun</div>

<div>vadede kaybeden yine Hukuk Devleti ilkesi olacaktır, bilinmelidir! Hukuk Devleti ilkesi kaybedince</div>

<div>de; hakim, savcı, asker, polis, doktor, öğretmen, milletvekili, belediye başkanı, işçi, memur, emekli,</div>

<div>kadın ve çocuk herkes, yani maalesef tüm toplum kaybeder. Ayrıca şu da var: Birileri yaşayacak diye</div>

<div>yeterince ölmedi mi bu millet? Nihayetinde ölmedi mi en kudretli paşalar? Dünya kaldı mı saltanatını</div>

<div>sıkı sıkıya tahkim etme gayretinde olanlara? Ölüm hak fakat sonrası, gök kubbede hoş bir sada....</div>

<div>Bakmayın siz kuruntuma, bizler alışmışız kamu kurumlarının vesayete göre pozisyon alma uzmanlığına!</div>

<div>Fakat- asla yakıştıramamakla birlikte- atanmış yargı mensuplarının ki daha çok pozisyon devşirme</div>

<div>gayretine dönüşünce, yükseliyor elbet birkaç kelam! Tenkit maksadı aşmasın ancak ne menem işmiş</div>

<div>almak vaziyet! He şayet mesele almaksa vaziyet, belirleriz kendi akl-ı selimimizi vesayet.</div>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//mesele-almaksa-vaziyet-belirleriz-kendi-akl-i-selimimizi-vesayet/276/</link>
<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 20:49:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hoşgeldin Ramazan</title>
<description><![CDATA[<p>Bir ay geldi…</p>

<p>Sadece takvime değil, kalbimize yazılan bir ay.</p>

<p>Ramazan ayı mübarek olsun.</p>

<p>Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de buyurur:</p>

<p>“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara, 183)</p>

<p>Demek ki Ramazan, aç kalma ayı değil;</p>

<p>kalbin arınma ayıdır.</p>

<p>Nefsin sesini kısmak, vicdanın sesini yükseltmek ayıdır.</p>

<p>Gün boyu susuz kalırken bir bardak suyun kıymetini anlarız.</p>

<p>Ama asıl soru şudur:</p>

<p>Bir bardak suya hasret kalanları ne kadar hatırlıyoruz?</p>

<p>Rabbimiz yine buyurur:</p>

<p>“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz.” (Âl-i İmrân, 92)</p>

<p>Ramazan, bu ayetin hayata indiği zamandır.</p>

<p>Sadece fazlayı değil, değer verdiğini paylaşma cesaretidir.</p>

<p>Vermenin, eksilmek değil çoğalmak olduğunu idrak etme vaktidir.</p>

<p>Bir başka ayette şöyle müjdeler:</p>

<p>“Kim bir iyilik yaparsa ona on katı vardır.” (En‘âm, 160)</p>

<p>Bu ayda yapılan her iyilik büyür.</p>

<p>Bir koli erzak, bir ailenin yüzünü güldürür.</p>

<p>Bir destek, bir annenin duasına dönüşür.</p>

<p>Bir sadaka, belki de görünmeyen bir musibeti defeder.</p>

<p>Ramazan yardımlaşma ayıdır.</p>

<p>Komşusunun kapısını çalma ayıdır.</p>

<p>Yetimin başını okşama ayıdır.</p>

<p>Kırgınlıkları tamir etme ayıdır.</p>

<p>Bu ayda herkes aynı ezanı bekler.</p>

<p>Zengin de fakir de aynı anda ellerini açar.</p>

<p>Aynı “Âmin”de birleşir.</p>

<p>Ama Ramazan sadece bireysel bir ibadet değildir.</p>

<p>Toplumsal bir sorumluluktur.</p>

<p>Eğer bir sokakta hâlâ ışığı yanmayan bir ev varsa,</p>

<p>bir çocuk bayrama mahzun giriyorsa,</p>

<p>bir aile çaresizlikle susuyorsa…</p>

<p>Ramazan’da bize daha çok iş düşüyor demektir.</p>

<p>Rabbimiz buyurur:</p>

<p>“İyilik ve takva üzere yardımlaşın.” (Mâide, 2)</p>

<p>İşte çağrı budur.</p>

<p>Yardımlaşın.</p>

<p>Paylaşın.</p>

<p>Birbirinizin yükünü hafifletin.</p>

<p>Ramazan ayı mübarek olsun.</p>

<p>Ama bu mübareklik sadece dilimizde kalmasın.</p>

<p>Soframızdan bir pay ayıralım.</p>

<p>Kazancımızdan bir hisse ayıralım.</p>

<p>Zamanımızdan bir vakit ayıralım.</p>

<p>Çünkü oruç bizi terbiye eder.</p>

<p>İnfak bizi olgunlaştırır.</p>

<p>Merhamet bizi insan kılar.</p>

<p>Ve unutmayalım:</p>

<p>Ramazan geçer.</p>

<p>Mahyalar söner.</p>

<p>Sofralar toplanır.</p>

<p>Ama bu ayda uzatılan bir el,</p>

<p>yapılan bir iyilik,</p>

<p>dökülen bir gözyaşı ve edilen bir dua…</p>

<p>Allah katında kaybolmaz.</p>

<p>Şimdi paylaşma vakti.</p>

<p>Şimdi merhameti büyütme vakti.</p>

<p>Şimdi Ramazan’ı gerçekten yaşama vakti.</p>

<p>Ramazan ayı mübarek olsun.</p>

<p>Sevgiyle Kalın..</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//hosgeldin-ramazan/275/</link>
<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 20:59:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yeni Avrupa: Özgürlükten Güvenliğe </title>
<description><![CDATA[<p>Avrupa, dünya siyasi tarihinin son üç yüz yılında küresel dengeleri belirleyen en önemli kıtalardan biri oldu. Özellikle Sanayi Devrimi ile birlikte kendisini dünyanın merkezine konumlandırdı; ekonomik, askeri ve kültürel üstünlüğü uzun yıllar boyunca küresel sistemin belirleyici unsuru haline geldi.</p>

<p>Ancak bugün Avrupa, yeni bir değişim ve dönüşüm sürecinin eşiğinde bulunuyor. Bu süreç, kıtaya dair bildiklerimizi önemli ölçüde yeniden tanımlayacak gibi görünüyor.</p>

<p>Kendini özgürlük, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin merkezi olarak tanımlayan Avrupa, yeni dönemde tek bir kavram etrafında yeniden şekilleniyor: <strong>GÜVENLİK</strong>.</p>

<p>Önümüzdeki yıllarda bu kavramı çok daha sık duyacağız. Özgürlüklerin sınırlandığı, insan hakları ve demokratik hassasiyetlerin ikinci plana itildiği bir döneme doğru ilerleniyor. Avrupa’nın siyasal refleksleri artık değer temelli değil; güvenlik merkezli bir paradigmaya doğru kayıyor.</p>

<p>Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri, olası Rus tehdidini yalnızca bölgesel bir risk olarak değil, doğrudan bir “beka meselesi” olarak okumaya başladı. Rusya kaynaklı tehdit algısı, kıtanın savunma politikalarını köklü biçimde dönüştürüyor. Savunma harcamalarındaki artış, ortak güvenlik mekanizmalarının güçlendirilmesi ve askeri entegrasyon çabaları bu dönüşümün en somut göstergeleri.</p>

<p>Bu noktada ABD ile yaşanan stratejik görüş ayrılıkları ve özellikle Greenland üzerinden yürüyen jeopolitik tartışmalar da dikkatle okunmalıdır. Avrupa, kendisini yalnızlaşmış hissederken; kuruluş kodlarını yeniden gözden geçiriyor ve yeni bir stratejik konumlanmaya yöneliyor.</p>

<p>Bu nedenle, Avrupa’ya dair bildiklerimizi sorgulayacağımız yeni bir yüzyılın eşiğindeyiz. Üstelik bu geçiş süreci beklenenden daha sancılı ilerliyor. Kıta, hiç hesap etmediği ölçüde karmaşık ve çok katmanlı bir güvenlik kriziyle karşı karşıya.</p>

<p>Bu dönüşümün önemli başlıklarından biri de Avrupa Birliği – Türkiye ilişkilerinin geleceğidir. Güvenlik merkezli yeni Avrupa paradigması, Türkiye’yi Batı açısından stratejik bir cazibe merkezi haline getirmektedir.</p>

<p>Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayisinde attığı adımlar, bölgesel krizlerde üstlendiği arabuluculuk rolü ve çok boyutlu dış politika yaklaşımı; Batı’nın güvenlik endişelerini dengeleyebilecek bir kapasite ortaya koymaktadır. Bu durum, ilişkilerin yönünü yeniden belirleyebilecek potansiyele sahiptir.</p>

<p>Yeni dönemde Avrupa nasıl bir kimlik inşa edecek? Değerler eksenli bir yapıdan güvenlik eksenli bir yapıya geçiş kalıcı mı olacak?</p>

<p>Bunu zaman gösterecek. Ancak kesin olan şu ki: Avrupa artık bildiğimiz Avrupa olmayacak.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//yeni-avrupa-ozgurlukten-guvenlige/274/</link>
<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 15:57:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>"DİRİ DİRİ TOPRAĞA GÖMÜLEN KIZA,HANGİ GÜNAHTAN ÖTÜRÜ ÖLDÜRÜLDÜĞÜ SORULDUĞU ZAMAN..." (TEKVİR, 8-9) </title>
<description><![CDATA[<p>Kur’an’ın en sarsıcı sorularından biri Tekvîr Suresi 8–9. ayetlerde yankılanır. Soru basittir, ürkütücüdür ve kaçacak yer bırakmaz “Diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman…” bu soru katile değil mazluma yöneltilir. Çünkü asıl mahcubiyet asıl suçluluk, cevabı olmayanların omzuna çöker. Bugün bu ayeti okurken gözümüzü tarihin tozlu sayfalarına sabitlemek büyük bir kolaycılık olur. Cahiliye dönemi bitti sanmak rahatlatıcıdır ne diyordu şair "Ebu Cehil ölmedi Ya Muhammed Ebu Leheb kıtalar dolaşıyor..." oysa yöntemler değişir, zihniyet kalır. Toprak yerini beton odalara, sessizlik yerini gizlilik sözleşmelerine, kabile yerini “elit ağlara” bırakır. Ama kurban yine çocuktur. Jeffrey Epstein davası yalnızca bir adli vaka değil, modern dünyanın aynasıdır. Para, güç ve nüfuzun çocukların bedenleri üzerinde kurduğu bir tahakkümün fotoğrafıdır. Burada öldürme fiili tek bir biçimde gerçekleşmez. Bazen bir uçakta, bazen bir adada, bazen de susturulmuş bir ifadede olur. Ama sonuç aynıdır: Bir çocuk, bir daha eskisi gibi olamaz. Epstein dosyasında en ürkütücü olan şey, suçun varlığından çok çevresindeki sessizliktir. İsimler vardır ama yarım bırakılmıştır. Tanıklar vardır ama korunmamıştır. Deliller vardır ama ortadan kaybolmuştur. Bu noktada ayetin sorusu yeniden yankılanır "Hangi günahtan ötürü?" Gerçek cevap şudur "Hiçbirinden" suç çocukta değil, sistemi kuranlardadır. Cahiliye Arap’ı kız çocuğunu gömerken “utanç” diyordu. Modern cahiliye ise “itibar”, “piyasa”, “diplomasi” diyor. O günkü gömme işlemi hızlıydı. Bugünkü ise uzun, karmaşık ve pahalı. Avukatlarla, fonlarla, medya suskunluklarıyla yapılır. Daha sofistike ama daha masum değil. Kur’an’daki o ayet, bir merhamet cümlesi değildir sadece. Bir iddianamedir. Tarihin her dönemine yöneltilmiş bir suç duyurusudur. Ve hâlâ geçerlidir. Diri diri gömülen kız çocuğu bugün toprağın altından değil, arşivlerin, kasaların, kapatılmış dosyaların içinden soruyor: Ben ne yaptım? Epstein’in ölümüyle kapanan bir dava yok. Aksine açılan büyük bir soru var: Bu ağ nasıl bu kadar büyüyebildi? Kimler bildi, kimler sustu, kimler korundu? Asıl korkutucu olan, bu soruların çoğunun cevapsız kalması. Çünkü cevapsız her soru, yeni bir çocuğun sessiz çığlığına dönüşür. Son olarak şunu belirtmek isterim ki rabbimiz "Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O onları öyle bir güne erteliyor ki o gün onların gözleri (yuvalarından) dışarı fırlar..." (İbrahim, 42)</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//diri-diri-topraga-gomulen-kiza-hangi-gunahtan-oturu-olduruldugu-soruldugu-zaman-tekvir-8-9/273/</link>
<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Türk Çağı</title>
<description><![CDATA[<p class="p"><b>Dünya, yine ve yeniden Türk Çağı’na hazırlanıyor.</b><br />
Bu öyle bir çağ olacak ki; insanlık, özlemini duyduğu <b>merhameti, adaleti, huzuru ve güveni</b> iliklerine kadar hissedecek.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Türk demek; çağlar boyunca <b>merhametli, adil ve lider</b> demektir.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Bir yanımız Altay–Ural Dağları’nda,<br />
bir yanımız Alp–Himalaya silsilesinde,<br />
bir yanımız Yemen’dedir.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Tarih boyunca Türk adını duyan mazlumların yüzünde hep bir tebessüm belirmiştir.<o:p></o:p></p>

<p class="p">İşte yeniden bu çağın arefesindeyiz.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Tarih sahnesindeki <b>asıl konumumuza</b> yeniden yükselmenin doruk noktasına doğru ilerliyoruz.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Mazlumların dualarında yer alan bu asil millet, yine yeniden tarihte <b>söz sahibi</b> olmaya hazırlanıyor.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Yetimlerin dört gözle beklediği,<br />
mağdurların “Hadi artık kendinize gelin” diye haykırdığı bu millet <b>yeniden uyandı</b>.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Ama bu uyanış kolay olmadı…<br />
Darbelerle, muhtıralarla, ekonomik krizlerle, terörle önümüzü kesmeye çalıştılar.<br />
Bizi yalnızca tökezletebildiler; <b>asla yolumuzdan döndüremediler</b>.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Çünkü hayalleri, hedeflerinin de ötesine geçmiş bir milleti durdurmak <b>asla mümkün değildir</b>.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Biz öyle bir milletiz ki;<br />
<b>Atilla ile Kavimler Göçü’nü başlatıp</b> koskoca Roma İmparatorluğu’nu ikiye bölmüşüz.<o:p></o:p></p>

<p class="p"><b>Alparslan ile Malazgirt Ovası’nda</b> Doğu Roma’yı yenmişiz.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Biz öyle bir milletiz ki;<br />
<b>Hz. Peygamber’in övgüsüne mazhar olmuşuz.</b><o:p></o:p></p>

<p class="p">Biz öyle bir milletiz ki;<br />
<b>Fatih Sultan Mehmet ile bir çağı kapatıp yeni bir çağ açmışız.</b><o:p></o:p></p>

<p class="p">Biz öyle bir milletiz ki;<br />
<b>Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile</b>, yokluklar içinde 7 düveli Ege Denizi’ne dökmüşüz.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Biz öyle bir milletiz ki;<br />
<b>savaş tarihini değiştirmişiz.</b><o:p></o:p></p>

<p class="p">Bugün yaptığımız <b>İHA’lar ve SİHA’larla</b>, savaş taktiklerini baştan sona <b>yeniden şekillendirdik</b>.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Mehmetçiği gören mazlumlar ne güzel söylüyor:<br />
<i><span class="16"><font face="Times New Roman">“Merhametin ordusu geldi… Mazlumların umudu Türkler geldi.”</font></span></i><o:p></o:p></p>

<p class="p">Mazlumu sevindiren, umudu yeşerten bir milletiz.<o:p></o:p></p>

<p class="p">İşte bu millet, yine ve yeniden <b>tarihteki asıl konumuna yükseliyor</b>.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Türkiye’nin yürüttüğü dış siyaset sayesinde bugün<br />
Kosova’dan Gürcistan’a,<br />
Yemen’den Arakan’a kadar<br />
nice coğrafyada mazlumların sevincine şahit oluyoruz.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Ülkemiz, Allah’ın izniyle, geleceğin dünyasında <b>söz sahibi</b> bir ülkedir.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Tıpkı geçmişte olduğu gibi,<br />
gelecekte de mazlumların <b>en büyük koruyucusu</b> olacaktır.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Gelişen ekonomisiyle, güçlenen dış politikasıyla,<br />
tüm dünyanın merakla izlediği bir ülke hâline geldik.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Özellikle <b>savunma sanayiinde</b> attığımız adımlar,<br />
düşmanlara korku verirken<br />
mazlumların yüreğinde <b>gül bahçeleri açmıştır</b>.<o:p></o:p></p>

<p class="p">İçte birlik ve beraberliğimiz daha da sağlamlaşmıştır.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Allah’ın izniyle,<br />
yakın gelecekte tüm dünyanın gıptayla izlediği bir ülke olduğumuza hep birlikte şahit olacağız.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Biz;<br />
savaşları başlatan değil,<br />
<b>savaşları bitiren</b> bir milletiz.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Bu da tüm insanlığın yeniden bize yönelmesine vesile olmaktadır.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Tıpkı tarihte olduğu gibi,<br />
bugün de <b>beklenen bir millet</b> hâline geliyoruz.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Ne mutlu bizlere.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Şükürler olsun, bu günleri bizlere gösteren Rabbime.<o:p></o:p></p>

<p class="p"><b>Kalınız selametle.</b><o:p></o:p></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//turk-cagi/272/</link>
<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 14:46:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Şov Siyaseti </title>
<description><![CDATA[<p>Bu ülke pazartesi sabahlarına filtreyle uyanmaz.</p>

<p>Devlet, beğeni sayısıyla ölçülmez.</p>

<p>Kamera karşısında hızlananlar, dosya başında yavaşlıyorsa ortada siyaset değil, gösteri vardır. TikTok’la yönetilen bir ülke, gerçeklerle ilk karşılaştığında tökezler. Çünkü algoritmalar alkış üretir; çözüm üretmez.</p>

<p>Bir varmış bir yokmuş…</p>

<p>Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal, pireler berber iken…</p>

<p>Masallar böyle başlar.</p>

<p>Ama anlatılan bu kez uzak bir diyar değil;</p>

<p>tam ortasında yaşadığımız, yükü ağır bir memleket.</p>

<p>Bir dönem geldi ki, siyasette yönetmek zahmetli bulundu.</p>

<p>Sabır isteyen, emek isteyen devlet işi ağır geldi.</p>

<p>Onun yerine anlatmak tercih edildi.</p>

<p>Kürsüler geri çekildi, kameralar öne çıktı.</p>

<p>Görünmek, yapmakla karıştırıldı.</p>

<p>Sorunlar çözüm beklerken kelimeler parlatıldı.</p>

<p>Her mesele bir sahneye, her açıklama bir kurguya dönüştü.</p>

<p>Küçük işler büyütüldü,</p>

<p>büyük eksikler “teknik detay” başlığıyla geçiştirildi.</p>

<p>Yapılanla anlatılan arasındaki mesafe sessizce açıldı.</p>

<p>“Lale devri bitti” denildi.</p>

<p>Doğrudur; bitti.</p>

<p>Ama sadece elbise değiştirdi.</p>

<p>Eskiden şatafat meydandaydı,</p>

<p>şimdi ekranda.</p>

<p>Masal çoğaldı,</p>

<p>gerçek ertelendi.</p>

<p>Ölçü bu hikâyede kayboldu.</p>

<p>Ne söz tartıldı,</p>

<p>ne vaatte denge kaldı.</p>

<p>Günü kurtaran alkış aldı,</p>

<p>yarını düşünen rahatsızlık sayıldı.</p>

<p>Beğeni sayısı, liyakatin önüne geçti.</p>

<p>Oysa bu memlekette devlet,</p>

<p>gösteriyle yürümez.</p>

<p>Şovla ayakta kalmaz.</p>

<p>Ülke,</p>

<p>skeçle yönetilmez.</p>

<p>Masal bu ya…</p>

<p>Bir yerde perde iner.</p>

<p>Işıklar söner.</p>

<p>Ve aynaya bakınca görülen şudur:</p>

<p>Algı kalabalık sever,</p>

<p>sorumluluk yalnızlığı.</p>

<p>Biri hızlı tüketilir,</p>

<p>diğeri ağır ama kalıcıdır.</p>

<p>Devlet, alkışla değil;</p>

<p>sessizce taşınan yükle ayakta kalır.</p>

<p>Sevgiyle Kalın..</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//sov-siyaseti/271/</link>
<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 14:44:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yeni Sistemin Yeni G-7 Ülkeleri</title>
<description><![CDATA[<p>Yeni dünya düzenine geçişin en güçlü işaretlerini 2026 yılında görmeye başlayacağımızı, daha önce kaleme aldığım iki yazımda da ifade etmiştim. Gelinen noktada, dünyanın 2026 yılı itibarıyla büyük kırılmalar yaşayacağı ve bu kırılmalar neticesinde yeni güç hatlarının oluşacağı artık neredeyse kesinlik kazanmış durumda.</p>

<p>Bu yeni güç hattı; küresel dengeleri, algıları ve yerleşik sistemleri kökten değiştirecek bir mahiyet taşıyor.</p>

<p>Bu çerçeveden bakıldığında, kurulmakta olan yeni sistemin güç aktörleri de yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Yeni dünya sisteminin <strong>yeni G-7’si</strong> kimlerden oluşacak sorusunun cevabını gelin hep birlikte irdeleyelim.</p>

<p><strong>İşte yeni G-7 ülkeleri:</strong></p>

<p><strong>1. ÇİN:</strong><br />
Dünya genelinde her geçen gün etkisini artıran Çin, güçlü ekonomik yapısıyla önümüzdeki yüzyılda küresel ölçekte söz sahibi olabilecek ülkelerin başında geliyor.</p>

<p><strong>2. ABD:</strong><br />
Mevcut sistemin en güçlü aktörü konumundaki ABD, yeni yüzyılda da etkisini ve küresel gücünü korumaya devam edecek gibi görünüyor.</p>

<p><strong>3. BİRLEŞİK KRALLIK (İNGİLTERE):</strong><br />
Yaklaşık 250 yıldır dünya sahnesinde aktif rol oynayan Birleşik Krallık; özellikle 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın ikinci yarısında izlediği politikalarla ekonomik gücünü pekiştirmiştir. Bu tarihsel birikimiyle önümüzdeki yüzyılda da etkinliğini sürdürmesi muhtemeldir.</p>

<p><strong>4. RUSYA:</strong><br />
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından toparlanma sürecine giren Rusya, Vladimir Putin’in yönetimiyle birlikte yeniden küresel bir aktör haline gelmiştir. Güçlü enerji ve savunma ekonomisiyle potansiyel G-7 ülkeleri arasında yer alması şaşırtıcı değildir.</p>

<p><strong>5. ALMANYA:</strong><br />
Ağır sanayi temelli ekonomik yapısıyla Almanya, önümüzdeki yüzyılda da güçlü kalabilecek ülkelerin başında gelmektedir.</p>

<p><strong>6. TÜRKİYE:</strong><br />
Değişen siyasi ve ekonomik dengeleri doğru okuyabilen bir yönetim anlayışıyla Türkiye, yeni dönem küresel ekonomi sisteminin vazgeçilmez ülkelerinden biri olmaya adaydır. Özellikle son yıllarda izlenen etkin dış politika, büyük yatırımcıların dikkatini çekmiş olup Türkiye’nin yeni G-7 içerisinde yer alması artık sürpriz sayılmamalıdır.</p>

<p><strong>7. FRANSA (Alternatif: JAPONYA):</strong><br />
Fransa, ağır sanayi ağırlıklı ekonomisiyle yeni yüzyılda G-7 içerisinde yer alabilecek ülkelerden biridir. Ancak Fransa’nın yer almadığı bir senaryoda Japonya güçlü bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Japonya, özellikle II. Dünya Savaşı sonrası teknoloji ve sanayi yatırımlarıyla dünyanın en sağlam ekonomilerinden biri haline gelmiştir.</p>

<p>Yukarıda sıralanan ülkelerin toplam ekonomik hacminin, dünya genelinde <strong>50 trilyon doların üzerinde</strong> olduğu tahmin edilmektedir. Bu yeni denge; NATO’dan Birleşmiş Milletler’e, Avrupa Birliği’nden küresel finans sistemine kadar her alanda etkisini derinden hissettirecektir.</p>

<p>Zaman bize ne gösterecek, hep birlikte yaşayıp göreceğiz.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//yeni-sistemin-yeni-g-7-ulkeleri/270/</link>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 11:14:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ben Anadoluyum</title>
<description><![CDATA[<p>Bir yanımdan şafak sökerken bir baştan bir başa</p>

<p>Her gün selam veriyor güneş, kurda-kuşa.</p>

<p>Dört mevsim bir yaşarım, yok cihanda böyle eş,</p>

<p>Akşam sefasından, ufuklardan batıyor güneş.</p>

<p>İşte ben Anadoluyum, yiğidim çatıktır kaşım,</p>

<p>Bir babanın öz oğluyum, yedi kardaşım.</p>

<p>Yedi oğlum var biri Aras’tır, bir ucunda Serhat,</p>

<p>Bir kızım var Dicle’dir, bir oğlum var Fırat,</p>

<p>İki ikizim var Seyhan-Ceyhan kıskançlık verirler ya da,</p>

<p>Her nesneye can verilir, yeşil Çukurova’da.</p>

<p>Bir oğlum var, uzun boyludur rengi Kızıl ya,</p>

<p>Bir kızım vardır, kaşları hilaldir adı Sakarya.</p>

<p>İşte benim ben, ben Anadoluyum.</p>

<p>Ben Türk’üm, Kürd’üm, Zaza’yım, Laz’ım, Çerkez’im, Dadaş’ım!</p>

<p>Dedik ya… Bir babanın öz oğluyum, yedi kardaşım,</p>

<p>Ben Karadeniz’de Laz’ım Hazar Denizi’nde Abhaz’ım,</p>

<p>Bir elimde kemençe, bir elimde sazım.</p>

<p>İşte benim ben, ben Anadoluyum!</p>

<p>Ağrı Dağı’nda güvercinim.</p>

<p>Bitlis’te Ahlat, Van’da Gevaşım!</p>

<p>Ben Bingöl dağlarında çobanım, Muş ile kardaşım.</p>

<p>Hakkari’de Ahmed-i Hani Feqiye Teyrana kuşum</p>

<p>Ben Cizre yollarında Mem-u Zin ile yoldaşım</p>

<p>Batman’da petrol, Diyarbakır ovasında pamuk,</p>

<p>Melikahmet dükkanında kumaşım.</p>

<p>Siirt’te Koçero, Mardin’de Süryani, Antep’te Şahin,</p>

<p>Urfa’da Halil-ul Rahman sofrasında aşım.</p>

<p>Ben Erzincan’da Terzi Baba Elazığ’da Gagoşum.</p>

<p>Ben Munzur’da alevi, Sivas’ta kızılbaş’ım.</p>

<p>İşte benim ben, ben Anadoluyum!</p>

<p>Ben Hatay’da Arap’ım,</p>

<p>Habib-i Neccar’a yandaşım,</p>

<p>Ben Malatya, Adıyaman, ben Maraş’ım,</p>

<p>Ben Kayseri, Kırşehir, Kırıkkale, eğilmez başım.</p>

<p>Ben Yozgat, Tokat, Ankara vatan duvarında taşım.</p>

<p>Adana, Antalya, İzmir, Bursa’dan hoşum</p>

<p>Sakarya, İzmit, İstanbul aşkıylan sarhoşum,</p>

<p>Ege’de Efe Trakya’da Roman</p>

<p>Marmara’da Mamoşum,</p>

<p>Ben “Yurtta sulh Cihan’da barışım”</p>

<p>Ben Kuran-ı Kerim’in ışığında çağdaşım</p>

<p>Ben Anadolu erenleri Mevlana, Yunus, Hacı Bektaşım!</p>

<p>Ey sevgili kendine gel… Sen; Bensin…Ben; Sizim.</p>

<p>Çanakkale’de yatan binlerce kefensizim.</p>

<p>Beni benden ayırmak ne mümkün,</p>

<p>Aynı bedenim, aynı kemiğim, aynı tırnağım, aynı dişim.</p>

<p>Ben anayım, ben babayım, ben dayı, yeğenim, ben eşim.</p>

<p>Ya Rabbi! Sana arzuyu niyazım var; “ayırma beni Hak’tan”</p>

<p>Ya Rab! koru beni düşmanlardan, dış mihraklardan.</p>

<p>Otuz beş yıldır … “Ne baharım var ne yazım, mevsimde kışım.”</p>

<p>Ben üzgünüm, ben kırgınım, ben ağlayan gözlerde yaşım.</p>

<p>Ben Gürhan’ım, garip Ozan’ım, bu topraklarda vatandaşım.</p>

<p>*</p>

<p>Ne güzel söylemiş Ozan Hacı Gürhan.</p>

<p>*</p>

<p>Bu ülke kimlik laboratuvarı değildir. Anadolu; etnik hesaplarla, mezhep senaryolarıyla, dış merkezli projelerle dizayn edilecek bir alan hiç olmamıştır. Türk’üyle Kürt’üyle, Alevi’siyle Sünni’siyle bu millet tek egemen iradedir. Bu iradeyi parçalamaya çalışan her söylem, hangi süslü kelimeyle gelirse gelsin siyasi sabotajdır.</p>

<p>Bugün silah taşıyanlar azaldı, dil taşıyanlar çoğaldı. “Hak”, “özgürlük”, “demokrasi” ambalajıyla servis edilen ayrılık siyaseti masum değildir. Bu dil; sandıkla başaramadığını sokakla, sokakla başaramadığını algıyla denemektir. Milletin sinir uçlarıyla oynamaktır.</p>

<p>Çanakkale’de kimlik yoktu, egemenlik vardı.</p>

<p>İstiklal Harbi’nde ayrışma yoktu, ortak kader vardı.</p>

<p>Bu devlet pazarlıkla kurulmadı, direnişle kuruldu.</p>

<p>Aziz milletim; Birliğini hedef alan her siyasi proje bu devlete tehdittir.</p>

<p>Beraberliğini sulandıran her söylem doğrudan milli güvenlik sorunudur.</p>

<p>Unutma:</p>

<p>Bu millet bölünmez.</p>

<p>Bu irade teslim olmaz.</p>

<p>Ve Anadolu, hesap yapanların değil, bedel ödeyenlerin yurdudur.</p>

<p>Sevgiyle Kalın...</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//ben-anadoluyum/269/</link>
<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 18:14:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bayrağım </title>
<description><![CDATA[<p>Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,</p>

<p>Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,</p>

<p>Işık ışık, dalga dalga bayrağım!</p>

<p>Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.</p>

<p>Sana benim gözümle bakmayanın</p>

<p>Mezarını kazacağım.</p>

<p>Seni selamlamadan uçan kuşun</p>

<p>Yuvasını bozacağım.</p>

<p>Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...</p>

<p>Gölgende bana da, bana da yer ver.</p>

<p>Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:</p>

<p>Yurda ay yıldızının ışığı yeter.</p>

<p>Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün</p>

<p>Kızıllığında ısındık;</p>

<p>Dağlardan çöllere düştüğümüz gün</p>

<p>Gölgene sığındık.</p>

<p>Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;</p>

<p>Barışın güvercini, savaşın kartalı</p>

<p>Yüksek yerlerde açan çiçeğim.</p>

<p>Senin altında doğdum.</p>

<p>Senin altında öleceğim.</p>

<p>Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:</p>

<p>Yer yüzünde yer beğen!</p>

<p>Nereye dikilmek istersen,</p>

<p>Söyle, seni oraya dikeyim!</p>

<p>Arif Nihat Asya</p>

<p>*</p>

<p>Aziz Milletim,</p>

<p>Bugün bir bayrağa uzandılar.</p>

<p>Ama bilmedikleri bir şey vardı:</p>

<p>O bayrak bez değildir!</p>

<p>O bayrak; şehidin kanıdır, ananın duasıdır, bu milletin namusudur!</p>

<p>Mardin Nusaybin–Kamışlı sınır hattında, geçişe kapalı bir noktada Türk bayrağına yapılan saldırı; bir taşkınlık değil, aleni bir meydan okumadır. Hedef bir direk değildir. Hedef bir sembol hiç değildir.</p>

<p>Hedef doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin iradesidir!</p>

<p>Terör örgütleri neden bayrağa saldırır, biliyor musunuz?</p>

<p>Çünkü bilirler ki bayrak ayaktaysa, millet ayaktadır!</p>

<p>Bayrak dalgalanıyorsa, devlet dimdiktir!</p>

<p>Dağda silahla başaramadıklarını, sınırda provokasyonla deniyorlar.</p>

<p>Kurşunla indiremediklerini, kameralar önünde kirletmeye çalışıyorlar.</p>

<p>Ama şunu unutuyorlar:</p>

<p>Bu millet unutmuyor!</p>

<p>Bu millet affetmiyor!</p>

<p>Ama mutlaka hesabı soruyor!</p>

<p>Soruyorum buradan:</p>

<p>Bu cesareti kim verdi?</p>

<p>Bu taşın arkasında kim durdu?</p>

<p>Bu sessizliği kim satın aldı?</p>

<p>YPG/SDG, adı ne olursa olsun terör örgütüdür!</p>

<p>Onu “yerel güç” diye pazarlayanlar, bu provokasyonun ortağıdır.</p>

<p>Onu silahla besleyip, Türkiye’ye hukuk dersi verenler; bu bayrağa uzanan elin gizli sahibidir!</p>

<p>Bakın buradan açık söylüyorum:</p>

<p>Bayrağa hakareti “tepki” diye yumuşatan dil, terörü aklar.</p>

<p>Bayrağa saldırıya sessiz kalan, tarafsız değildir.</p>

<p>Sessizlik, safını seçmektir!</p>

<p>Hükümetten gelen açıklamalar önemlidir.</p>

<p>Ama bu millet lafla avutulmaz!</p>

<p>Çünkü bayrak açıklamayla korunmaz!</p>

<p>Bayrak; iradeyle korunur, kararlılıkla korunur, gerektiğinde bedelle korunur!</p>

<p>Provokasyonun olduğu yer tesadüf değildir.</p>

<p>Nusaybin–Kamışlı hattı, terörün yıllardır hayal kurduğu eşiktir.</p>

<p>Orada bayrağa uzanan el, Türkiye’nin sabrını yoklamaya kalkmıştır.</p>

<p>Bu milletin sabrı vardır, tahammülü yoktur!</p>

<p>Bayrak bu topraklarda yere düşmez!</p>

<p>Düşürülmek istenir!</p>

<p>Ama her seferinde ayağa kalkar!</p>

<p>Çünkü o bayrak, şehidin son nefesidir!</p>

<p>Çünkü o bayrak, bu milletin alnındaki şereftir!</p>

<p>Ve son sözüm şudur:</p>

<p>Türkiye’nin sınırında bayrağa uzanan el, karşılıksız kalmaz!</p>

<p>Terörü silahla besleyen de, kelimeyle aklayan da aynı kararlılıkla muhatap alınır!</p>

<p>Bu topraklarda son sözü ne taş söyler,</p>

<p>ne provokasyon…</p>

<p>Son sözü her zaman ay yıldız söyler!</p>

<p>Allah’ım;</p>

<p>Bu millete bayrağının gölgesinde izzetle yaşamayı nasip eyle.</p>

<p>Bu devleti adaletle kaim, iradeyle daim eyle.</p>

<p>Şehitlerimizi katında makbul, mekânlarını cennet eyle.</p>

<p>Gazilerimize hayırlı ve uzun ömürler ihsan eyle.</p>

<p>Bu bayrağa uzanan her eli, niyetine göre geri çevir.</p>

<p>Bu milleti fitneden, ihanetten ve bölünmüşlükten muhafaza eyle.</p>

<p>Bizleri bayrağımıza layık kullarından eyle Allah’ım…</p>

<p>Son nefesimize kadar ay yıldızın gölgesinde,</p>

<p>imanla, vakar ve şerefle yaşamayı nasip eyle.</p>

<p>Amin..</p>

<p>Sevgiyle Kalın...</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//bayragim/268/</link>
<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 15:33:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ABD'nin Muhtemel İran Müdahalesinin Kürt Ayrılıkçı Hareketleri Üzerindeki Etkileri</title>
<description><![CDATA[<p align="justify">Bilindiği üzere İran İslam Cumhuriyeti son zamanlarda hareketli günlere sahne olmaktadır. ABD-İran hattındaki uyuşmazlık konularında uzlaşı zeminin oluşamamasının temel gerekçelerini incelediğimizde; İran'ın uranyum zenginleştirme programındaki kararlılığı, İsrail'le mikro düzeyli inanç temelli vesayet çatışmaları, İran'ın Lübnan ve Yemen'e kadar ulaşan siyasi cephe(şii hilali) oluşturma emeli gibi konu başlıkları orjininde bölgesel anlamda giderek tırmanan gerginlik, İran'a uygulanan uluslararası ambargolar neticesinde çeşitli ekonomik sıkıntılara sebebiyet vermektedir. Bahsi geçen hususlar manzumesinde ise,  daha önce muhtelif tarihlerde İran içinde vuku bulan halk hareketlerinin en sonuncusu 28 Aralık 2025 tarihinde baş göstermiştir. İran'ın başkenti Tahran'da, yüksek enflasyon ve İran riyalindeki ciddi değer kaybının akabinde sokağa dökülen göstericiler, krizden sorumlu olarak tuttukları Hamaney rejiminin ve hükümetin değişmesini talep etmektedirler. İran'ın yaşadığı çok yönlü çalkantılı süreç, muhtemel ABD dış müdahalesinin gerçekleşmesiyle Türkiye ve bölge ülkeleri açısından milli güvenlik sorunlarını derinleştirebilir.</p>

<p align="justify"><strong>İRAN’DAKİ SOKAK OLAYLARININ SEYRİ</strong></p>

<p align="justify">Her ne kadar kamu kurumlarının yakılması ve güvenlik güçlerinin hayatını kaybetmesi sonuçlarını doğuracak kadar şiddetli olsa da, yerel kaynakların ve bölge incelemeleri yapan uzmanların ekseriyetle görüşü, göstericilerin sokak olaylarından murat ettikleri neticenin gerçekleşebilme ihtimalinin oldukça uzak olduğu şeklindedir. Göstericilerin, Hamaney rejimine ve hükümete yönelttiği protestoların zemininde, pek çok siyasi oluşumun da taleplerini içerecek düzlemde ilerlediği, bazı siyasi emellerin gerçekleşmesi istemine çanak tuttuğu anlaşılmaktadır. Göstericilerin, siyasi istek ve taleplerinin yerindeliği ayrı bir konu olmakla birlikte İran içindeki muhalefet partilerinin, özellikle sürgündeki oluşum ve siyasi kişiliklerin, göstericiler üzerinde yönlendirmelerinin izleri aşikardır. Sürgündeki Rıza Pehlevi ve muhalefetin diğer bir kanadını oluşturan Halkın Mücahitleri arasındaki iktidar olma hayaline dayalı siyasi rekabet gün geçtikçe kızışmaktadır.</p>

<p align="justify"><strong>İRAN’DAKİ SOKAK OLAYLARINA PJAK’IN ETKİSİ ve AMACI</strong></p>

<p align="justify">İran'da yaşayan Kürtlerin politik tavrı ve temsili ise İran'daki sokak eylemlerinde apayrı bir konu olarak değerlendirilmelidir. Öncelikle İran siyasetinde yer alan Kürt siyasi hareketlerinin temellerinin tespiti oldukça önemlidir. Türkiye'den sonra bölgedeki en çok Kürt nüfusunu barındıran İran, siyasi istikrarsızlık yaşaması halinde pek çok ülkeyi ilgilendirebilecek dönüşümlere sebebiyet verebilme ihtimalini barındırmaktadır. Silahlı mücadeleyi esas alan ve Türkiye ile İran'ın terör örgütü listesinde bulunan PJAK, sokak eylemlerinin başladığı ilk günden beri etkin rol alma gayretindedir. Çeşitli sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımlar özelinde PJAK sosyolojik ve siyasi varlık bulma gayretini sürdürmektedir.</p>

<p align="justify">Rejim karşıtlığını besleyen ve sac ayaklarından birini oluşturan yasa dışı PJAK(Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê), 2004 yılında silahlı saldırılarını icra etmeye başlamıştır. İran'daki Kürtlerin sosyal ve siyasal taleplerine öncülük etme iddiasındadır. PKK terör örgütü liderinin Türkiye tarafından ele geçirilmesi sonrasında İran'da oluşan karşıt gösterilerin kuluçka alanından beslenerek, intizamlı şekle bürümenin mahsulü olan PJAK, kanaatimizce Mustafa</p>

<p align="justify">Barzani'nin temsil ettiği kitlesel dönüşümü daha iyi kullanmaktadır. Yani sadece terör örgütü PKK ve Öcalan orjininde değerlendirilmemelidir. Tarihi kökleri son 50 yıllık dönüşümlerden çok daha eskidir.</p>

<p align="justify">PJAK, hareket tarzını 2011 yılındaki ateşkesten sonra daha çok demokratik temsil yani parlamenter siyasi yapı içerisine çekmeye çalışsa da, İran içindeki etnik bazlı Kürt siyasi hareketleri arasında oluşan görüş farklılıklarına ve ihtilaflara çözüm geliştirememiş, haliyle kolektifleşememiştir. Kürt nüfusunun siyasi temsili, yeknesaklık gösteremediğinden ve çeşitli fraksiyonlara bölündüğünden dağınık bir görüntü sergilemektedir. İran'daki gösteriler sürecinde PJAK, rejimin protestocuların meşru taleplerine kurşunla karşılık verdiğini bu nedenle de göstericilerle aynı hissiyatlara sahip olduklarını ve her türlü seferberliğe hazır oldukları vurgusu yapmaktadır. Kümülatif doneler perspektifinde PJAK, kanaatimizce iki aşamalı bir strateji uygulamaktadır. İlk olarak, göstericilerin sempatisini kazanıp yeniden kaybettiği irtifayı kazanarak Kürt nüfusunun tek temsilcisi haline gelmek, ikinci öncül olarak ise olası bir ABD saldırısında, emperyalist hedef sahiplerinin bölgesel dizayn hareketlerinde taşeronluk görevini ifa ile parçalanan bölgelerden toprak kazanımı elde edebilmektir.</p>

<p align="justify"><strong>SURİYE’DEKİ YPG/SDG’NİN 10 MART MUTABAKATI’NDAKİ TAAHHÜTLERİNİ YERİNE GETİRMEMESİ</strong></p>

<p align="justify">2011 Tarihinde başlayan Arap Baharı tesiriyle, Suriye Kürtlerinin siyasi temsilini sağlamaya namzet olan 2003 kuruluş tarihli PYD, meşruiyet alanını iyi değerlendirerek siyasi oluşumunun yanına destek olarak silahlı kolu olan YPG'yi kurmuştur. PYD bilindiği üzere terör örgütü  lideri Öcalan’ın teorisi olan konfderalizmin(KCK) Suriye koludur. 2015  Yılında ise diğer bazı arap ve hristiyan gruplarla birleşen YPG, kongre kararıyla SDG çatısı altında ana omurga olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.</p>

<p align="justify">Esad rejiminin devrilmesiyle Suriye’ye liderlik eden ve toprak bütünlüğünü hedefleyen Ahmet eş-Şara hükümeti, PYD'nin silahlı kolu olan YPG/SDG elebaşı Mazlum Abdi ile de 10 Mart Mutabakatı'nı sağlamıştır. 2025 yılı içerisinde anlaşılan maddeler kapsamında,  YPG/SDG'nin kademeli olarak silah bırakarak yeni hükümet saflarına katılacağı ve de sınır bölgelerini Şam'a bırakacağı kararlaştırılmıştır. Fakat taahhüt edilen süre zarfında YPG/SDG anlaşma kapsamında hereket etmemiştir. YPG/SDG'nin kademeli olarak devrim hükümetine bağlanması gerekirken, ilgili durum bilinçli olarak askıda bırakılmıştır. Lokal düzeyde YPG ve Şam hükümeti silahlı çatışmalara girişmiş, en son Halep'te varlık gösteren YPG unsurları bölgeyi terk ederek Fırat'ın doğu kısmına geçmiştir. Halep sınırları içerisinde yerleşik olarak bulunan -açık kaynak olmamak üzere- sayıları yaklaşık 300-400 bin kadar olduğu düşünülen Kürt nüfusunun, YPG terör örgütünü desteklememesi, İran PJAK'ının durumuyla aynı şartlar içerisinde olduğu sonucunu doğurmaktadır. Bölgede yaşayan Kürt nüfusunun önemli bir kısmı, bahsi geçen ayrılıkçı terör gruplarıyla aynı düşüncede olmadığı gibi aynı doğrultuda da ilerlememektedirler.</p>

<p align="justify"><strong>ÖCALAN’IN SİLAH BIRAKMA ÇAĞRISININ YPG ve PJAK ÜZERİNDEKİ YANSIMALARI</strong></p>

<p align="justify">Terörsüz Türkiye süreci etkileri ve neticeleri itibarıyla, Türkiye'nin bölgesel süper güç olma yolunda gücünü istihkam edebilmesi açısından ana meselelerden biridir. Suriye, Irak ve İran içindeki Kürtlerle etnik bağların varlığından ziyade, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın dayattığı teorik yönetim formasyonu, Türkiye'nin sınır ülkeleriyle bağlaşıklığını da liderlik konumuna taşımaktadır. Türkiye tarihi bağları bağlamında da, Orta Doğu  ülkeleriyle olan ilişkilerini orantılı bir düzlemde lehine çevirebilecek yegane ülke konumundadır.  Halihazırda Türkiye içinde oluşabilecek her türlü gelişim ve dönüşüm, bölge ülkelerinin gidişatını belirleyici olacaktır. 25 Mayıs 2025 tarihinde İmralı Adası'nda hükümlü bulunan terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla PKK kongresi toplanarak silah bırakma manifestosunu açıklamıştır.</p>

<p align="justify">İkinci açılımı süreci merkezinde Türkiye'nin stratejik hedefinin, ABD desteğiyle donatılan ve ciddi toprak nüfuzu sağlatılan, PYD/YPG'nin ve diğer silahlı muhalif gruplarla oluşturduğu SDG terör örgütünü bertaraf etmek olduğu düşüncesi hakim kanaattir. Türkiye'nin, Suriye iç savaşı sırasında sınır bölgelerini terör örgütlerinin tecavüz ve saldırılarından korunmak üzere değiştirmiş olduğu askeri angajman kurallarının neticesinde, devam eden saldırılar kapsamında sınır güvenliğini tahkim edebilmek için gerçekleştirdiği; Fırat Kalkanı, Barış Pınarı ve Zeytin Dalı harekatlarının subuta ermesi ana meselelerinden biridir. Tam da bu noktada, mevcut Suriye Hükümetiyle koordinasyon dahilinde ilerleyerek, sınırını terörden temizleme amacı bulunmaktadır. Fakat PKK terör örgütünün silah bırakma manifestosunun, PJAK ve PYD üzerinde beklenen etkiyi şu aşamada yapmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Geçtiğimiz yıl içerisinde PJAK eş genel başkanı Emir Kerimi ve YPG/SDG komutanı Mazlum Abdi kanadından yapılan açıklamalar tahlil edildiğinde, PKK terör örgütü elebaşı Öcalan'ın çağrısını uygulama kararlılığında olmadıkları anlaşılmaktadır. PKK ile başlatılan sürece saygı duyduklarını ve Türkiye ile barışçıl diyalog kurma eğilimlerini belirtmekle yetinmektedirler. Öcalan'ın kesin ve kararlı çağrısına rağmen, otonom bölge ve öz yönetim idealleri, bağlı bulundukları KCK misyonu doğrultusundan sapmaktadır. Ayrılıkçı gruplar arasındaki görüş farklılıkları ve mevki koruma gayretleri ayrıca incelenmeyi gerektirmektedir. Ancak uluslararası arenadaki, ulus devlet veya adem-i merkeziyetçi yönetimleri destekleyen devletlerin, çıkarlarına uygun hareket ettikleri ve de parasal kaynaklarının kesilmesinden endişe ettikleri ayrıca ABD-İsrail stratejisinin henüz kendilerini desteklemekten vazgeçmedikleri avuntusunun hakim olduğu aşikardır.</p>

<p align="justify"><strong>ABD DIŞ MÜDAHALESİNİN TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNE ve ORTA DOĞU’YA ETKİSİ</strong></p>

<p align="justify">Gazze'deki insanlık dramına rağmen Trump yönetimi, Netanyahu rejiminin bölgesel çıkarlarını tüm kuvvetiyle koruma eğilimindedir. İsrail'in bölgesel yayılmacılık(Siyonist) ideolojisi, Orta Doğu’daki hiçbir ülkeyi dizayn etme gayretlerinden beri durmayacağını göstermektedir. Gösterilerin zuhur ettiği ilk günden beri Trump’ın da söylem ve demeçleri oldukça saldırgandır. Ek olarak İran’la ticari ilişkilerini devam ettirmek isteyen ülkelere de tehditleri mevcuttur(%25 vergi). İran'da rejim değişikliğinin gerçekleşmesi üzerine ortak bir mutabakatın varlığı ve de bu kapsamda İran'a, ABD'nin yakın zamanda askeri müdahalesinin olacağı ihtimali kuvvetlenmektedir. Fakat geçici olarak değil bu defa kalıcı olması amaçlanmaktadır. İsrail ve ABD, parçalanmış ve bölünmüş yani istikrarsız bir İran hedefini gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. İstihbari faaliyetlerle ciddi hazırlıkların tertiplendiği, sanal alem aracılığıyla kamuoyuna yansıtılmaktadır. İran'ın, BAAS rejimini destekleyerek ve Suriye iç savaşı sırasında Haşdi Şabi milislerini vesayet odağı olarak kullanarak, pek çok sivili hedef alması nedeniyle karanlık bir sicilinin olduğu doğrudur ancak şu aşamada toprak bütünlüğünü idame ettirebilmesi, tabi olarak Türkiye'nin çıkarlarıyla örtüşmektedir.</p>

<p align="justify">Neticeten, Türkiye'de Öcalan'ın çağrısıyla devam eden terörsüz Türkiye süreci, geçtiğimiz yıla kıyasla daha fazla anlam ve önem kazanmaktadır. Suriye'de ayrılıkçı unsurlar Şam hükümetine verdiği taahhütleri yerine getirmemektedir. İran'daki ayrılıkçı unsurlar ise mevcut sokak olaylarından pozisyon devşirme çabasındadır. Türkiye'de, nispeten tahrik edilmeye daha müsait olan radikal milliyetçi parti ve akımlar, daha önce mülteci karşıtlığı üzerinden propaganda üretme metotlarını tanzim ederek, bu defa terörsüz Türkiye sürecini manipüle etme amacındadırlar.</p>

<p align="justify">ABD'nin, Joe Biden yönetimi sırasında bölgedeki ayrılıkçı gruplara bakış açısı, Donald Trump yönetiminin başa gelmesiyle Türkiye’nin stratejisiyle örtüşür gibi görünse de, Trump'ın politik tavrı tekin görünmemektedir. Mütekabiliyet esaslı dış politika terminolojisinin, bölgesel ve küresel çapta fazlasıyla tüketildiği mevcut ahval ve şerait düzleminde, yeni garabetlerin ortaya çıkmaması adına her zamankinden daha dikkatli olunması ülke çıkarlarımız açısından mühim bir konudur. ABD askeri harekatının bölgedeki ayrılıkçı hareketlere pozitif bir etki yapabileceği, motivasyon sağlayabileceği ve bölgesel dengeleri kökünden sarsabileceği ortadadır. Türkiye’nin lehine görünen parametreleri kahir ekseriyetiyle aleyhe değiştirebilme potansiyeli taşımaktadır. Ancak Türkiye’nin hükümet ve askeri yetkilileri tarafından gerçekleştirilen bölgesel temaslar kapsamında verilen demeçler perspektifinde, askeri harekat dahil tüm seçeneklerin masada olduğu ve terörsüz Türkiye sürecinden taviz verilmeyeceği anlaşılmaktadır.</p>

<p align="justify"><strong>KAYNAKÇA : </strong></p>

<p align="justify"><a href="https://www.bbc.com/turkce/articles/c1jwd2n9wgeo.amp"><u>https://www.bbc.com/turkce/articles/c1jwd2n9wgeo.amp</u></a></p>

<p align="justify"><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/KCK"><u>https://tr.wikipedia.org/wiki/KCK</u></a></p>

<p align="justify"><a href="https://www.bbc.com/turkce/articles/c1jwd2n9wgeo.amp"><u>https://www.bbc.com/turkce/articles/c1jwd2n9wgeo.amp</u></a></p>

<p align="justify"><a href="https://amp.dw.com/tr/suriye-irak-ve-i%CC%87randaki-pkk-uzant%C4%B1lar%C4%B1-%C5%9Fimdi-ne-durumda/a-72528612"><u>https://amp.dw.com/tr/suriye-irak-ve-i%CC%87randaki-pkk-uzant%C4%B1lar%C4%B1-%C5%9Fimdi-ne-durumda/a-72528612</u></a></p>

<p align="justify"><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Barzani"><u>https://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Barzani</u></a></p>

<p align="justify"> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//abd-nin-muhtemel-iran-mudahalesinin-kurt-ayrilikci-hareketleri-uzerindeki-etkileri/267/</link>
<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 16:55:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KIYAMET SENARYOSU </title>
<description><![CDATA[<p class="p">Dünyamızın 2026 yılına çok hızlı ve sert bir giriş yaptığını, geçtiğimiz günlerde yayımlanan yazımda ifade etmiştim. Daha yılın ilk ayı olmasına rağmen, küresel ölçekte yaşanan kaosun giderek derinleşeceğine dair pek çok emare görünmeye başladı.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Venezuela olaylarının ardından bu kez İran’da başlayan eylemler ve hemen akabinde ABD’den gelen açıklamalar, İran’a yönelik bir müdahalenin gündeme gelebileceğini gösteriyor. Peki ama neden İran? Gerçekten hedef ne? Bu müdahale basit bir askeri hamleden öteye geçerek, küresel bir <b>kıyamet senaryosunun</b> fitilini ateşleyebilir mi?<o:p></o:p></p>

<p class="p">Tarih tekerrürden ibarettir derler. Nitekim bugün yaşanan gelişmeler, İkinci Dünya Savaşı öncesi atmosferi anımsatıyor. O dönemde Almanya’nın oynadığı rolü bugün ABD mi üstleniyor? Mihver Devletler benzeri bir güç bloklaşması yeniden mi oluşuyor? Yoksa dünya, akıl ve sağduyu ile hareket edip büyük bir felaketi önleyebilecek mi?<o:p></o:p></p>

<p class="p">Mevcut tabloya baktığımızda, dünya düzeninin hızla bir <b>kıyamet senaryosuna</b> doğru sürüklendiğini söylemek abartı olmaz. ABD’nin İran’a yapacağı olası bir müdahaleden sonra Rusya’nın da Polonya üzerinden Avrupa’ya yönelmesi ihtimal dahilinde değil mi? Orta Doğu merkezli başlayacak bir savaşın tüm dünyayı etkilemesi kaçınılmaz görünmektedir.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Daha önceki yazılarımda defalarca belirttiğim gibi, yeni bir dünya düzeni inşa etmek isteyen güçler, küresel bir çatışmayı zorunlu bir araç olarak görüyor. Gücün dağıldığı, dengelerin sürekli değiştiği bir dönemin tam ortasındayız. Artık dünyanın herhangi bir noktasında yakılacak küçük bir ateş, halkların istemediği bir <b>küresel felaket senaryosunun</b> gerçeğe dönüşmesine neden olabilir.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Böyle bir süreç; kaosun, savaşın ve belirsizliğin tüm dünyayı sarması anlamına gelir. Ta ki yeni sistem kurulana kadar…<o:p></o:p></p>

<p class="p">Olası bir büyük savaşta milyonlarca insanın hayatını kaybetmesinden endişe ediliyor. Yine milyonlarcasının evinden, yurdundan koparak büyük göç dalgaları oluşturması kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Venezuela ile başlayan süreç, görünüşe bakılırsa İran ile devam edecek. Son tahlilde adım adım değil, adeta son süratle insanlık olarak bu korkutucu <b>kıyamet senaryosuna</b> doğru ilerliyoruz.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Umarım yanılan ben olurum. Ve açıkçası bu konuda yanılmayı çok arzu ediyorum.<o:p></o:p></p>

<p class="p"><b>Selam ve hürmetle.</b><o:p></o:p></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//kiyamet-senaryosu/266/</link>
<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 20:25:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KAOS YILI 2026</title>
<description><![CDATA[<p>2026 yılının çok gergin ve sert geçeceği, daha 2025 yılından belliydi. 2026 yılının adı <strong>Kaos Yılı</strong> olacak. Nitekim adına yakışır şekilde 2026 yılına sert ve hızlı bir giriş yapıldı.</p>

<p>Yeni yüzyılın en gergin bölgelerinden biri olacağını ifade ettiğim Latin Amerika’da ilk işaret fişeği geldi. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ABD tarafından başkanlık sarayına yapılan bir operasyonla ülkesinden ABD’ye kaçırıldı.</p>

<p>Venezuela meselesi, 2026 yılının en gergin olaylarından biri olmasının yanı sıra yeni dönemin kodlarını okumak açısından büyük önem arz ediyor.</p>

<p>Yaşanan olayı sadece bir devlet başkanının alınıp götürülmesi olarak görmek, işin aslını gözden kaçırmak açısından büyük bir eksiklik olur.</p>

<p>Venezuela olayı, güçlünün güçsüzün tüm haklarını bir anda elinden alması olarak okunmalıdır.</p>

<p>Ancak bu olay sadece bir başlangıçtır; devamının gelmesi muhtemel görünmektedir.</p>

<p>İleride tarih kitaplarında 2026 yılı, tüm dünyayı etkileyen <strong>Kaos Yılı</strong> olarak anılacaktır.</p>

<p>ABD’nin durmayacağı belli. Yakın bir zamanda Kuzey Avrupa’da, özellikle Grönland ile ilgili bir adımın gelmesi muhtemeldir.</p>

<p>Keza bunun yanında Uzak Doğu Asya’da Çin’in bir hamle yapmasına kesin gözüyle bakılmaktadır.</p>

<p>Çin’in Tayvan’ı ilhak etme konusunda uzun zamandır planlar yaptığı bilinmektedir. Bunun gerçekleşme ihtimali artık yüzde yüze yakın denilebilir.</p>

<p>Rusya’nın ne yapacağı ise tam bir belirsizliktir. Putin’in Avrupa’yı da içine alacak bir çatışma sürecine girme ihtimali hiç de az değildir.</p>

<p>Avrupa’nın güvenlik politikalarındaki değişimler de Rusya’dan olası bir hamleye karşı şekillenmiştir. Bu nedenle askeri harcamalarını bir anda olağanüstü seviyede artırma gereği duymuşlardır.</p>

<p>Rusya ile gerilimin, Avrupa açısından bu yıl doruk noktasına ulaşacağını düşünüyorum.</p>

<p>Özellikle AB’nin amiral gemisi konumundaki Almanya ve Fransa’nın nasıl bir politika izleyeceği, bu gerilimin hangi yöne evrileceği açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Dünyanın <strong>Kaos Yılı 2026</strong>, insanlık tarihi açısından yalnızca gözyaşı, kan ve belirsizlik yılı olarak tarihe geçecek olması son derece üzücü ve endişe vericidir.</p>

<p>Yeni düzenin kurulduğuna şahitlik ettiğimiz şu yıllarda, 2026 yılı bu düzenin kurulduğunun en belirgin yılı olacaktır.</p>

<p>Ekonomik sistemlerin değiştiği, algıların dönüştüğü ve daha önce doğru bildiğimiz pek çok şeyi unutacağımız bir yıl olacaktır.</p>

<p>Çok hızlı başladı 2026 yılı. Bakalım nasıl sonuçlanacak ve bittiğinde dünyamız nasıl bir dünya olacak.</p>

<p>Hep birlikte yaşayıp göreceğiz.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//kaos-yili-2026/265/</link>
<pubDate>Fri, 09 Jan 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MEVTAYI NASIL BİLİRDİNİZ?</title>
<description><![CDATA[<p>Bir varmış bir yokmuş…</p>

<p>Masal diye başlar ama bu anlatılan, bu toprağın gerçeğidir.</p>

<p>Bir varmış; makamlar varmış, yetkiler varmış, kalabalıklar varmış.</p>

<p>Bir yokmuş; o makamların yükünü taşıyacak vicdanlar yokmuş.</p>

<p>Zaman akmış, alkış çoğalmış, koltuk büyümüş…</p>

<p>Ama insan eksilmiş.</p>

<p>Derken her hikâyenin sonunda sorulan o sade, o soğuk soru gelmiş:</p>

<p>Mevtayı nasıl bilirdiniz?</p>

<p>O an her şey susmuş.</p>

<p>Unvanlar susmuş, savunmalar susmuş, ezber cümleler susmuş.</p>

<p>Çünkü Allah’ın huzurunda insan; anlattıklarıyla değil, yaşattıklarıyla durur.</p>

<p>Bugün bu memlekette makamı emanet bilenler de var, ganimet bilenler de.</p>

<p>Kimi yetkiyi hizmet için taşır,</p>

<p>kimi o yetkiyi nefsine perde yapar.</p>

<p>Kadınları susturur, gerçeği bastırır, günahını “dava” kelimesinin arkasına saklar.</p>

<p>Ve masal burada bozulur.</p>

<p>Oysa makam, bir sınavdır.</p>

<p>Yetki, ağır bir kul hakkıdır.</p>

<p>Kul hakkı ise ne susarak erir ne de zamana bırakılarak kaybolur.</p>

<p>Sözler günahı yıkamaz.</p>

<p>Kürsüde ahlak anlatıp kapalı kapılar ardında iffet çiğneyenlerin dini; dudakta kalır.</p>

<p>Çünkü iman, görünende değil; davrananda belli olur.</p>

<p>Kur’an sessiz ama nettir:</p>

<p>Zulme yaklaşma der.</p>

<p>Sadece yapanı değil, susanı da uyarır.</p>

<p>Çünkü bazen en büyük ortaklık, sessizce kurulur.</p>

<p>Sorular da böylece peş peşe gelir:</p>

<p>Kim sustu?</p>

<p>Kim görmedi?</p>

<p>Kim “şimdi değil” diyerek yanlışı büyüttü?</p>

<p>Mahşerde bu sorular aceleye gelmez.</p>

<p>Orada perde yoktur.</p>

<p>Orada erteleme yoktur.</p>

<p>Orada sadece olan vardır.</p>

<p>Peygamber Efendimiz (s.a.v.) boşuna uyarmadı:</p>

<p>Kul hakkı, kapıda bırakılmaz.</p>

<p>Asıl ağır olan günah değildir.</p>

<p>Asıl ağır olan, günahı normalleştirmektir.</p>

<p>Asıl düşüş hata yapmak değil, hatayı korumaktır.</p>

<p>Ve hikâye yine aynı yerde biter:</p>

<p>Mevtayı nasıl bilirdiniz?</p>

<p>Kimi bu soruya bir dua bırakır.</p>

<p>Kimi ardında uzun bir sessizlik…</p>

<p>Bu satırlar geçmişe değil, bugüne yazıldı.</p>

<p>Hâlâ nefes alanlara, hâlâ fırsatı olanlara…</p>

<p>Bırakın milletin kaşını,gözünü,yaşını ,başını, boyunu, kilosunu, diş macunu markasını, işinize bakın..</p>

<p>Yoksa koltuk, makam bir varmış bir yokmuş olur.</p>

<p>Herkes ölür.</p>

<p>Ama herkes, iyi anılmaz.</p>

<p>Sevgiyle Kalın..</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//mevtayi-nasil-bilirdiniz/264/</link>
<pubDate>Sat, 03 Jan 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÇEKİLMELİ İZZET Ü İKBAL İLE BAB-I HÜKÜMETTEN</title>
<description><![CDATA[<p>Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Horozlar tellal iken, pireler berber iken... Manası itibarıyla fi tarih çağrışımı veya ezeli bir anın tezahürü gibi algılabilir, en azından lafzen... Fakat ruhu günümüzde oldukça yayvan, olabildiğince mağrur ve mazhar... Ne der derviş, ne anlatmak ister şair, gevende midir, nedir? Ne yapmak, nereye varmak istemektedir hazret? Manasız kalan hükmü vasıflandırma gayretinin nihayetinde, varılabilir mi 'böyle buyurdu zerdüşt' kültüne? Payanda mıdır dışı şaşalı, içi küf... Neyse!</p>

<p>Ne diyorduk; ''çekilelim izzet ü ikbal ile bab-ı hükümetten'' değil mi? Evet, buradayız, yıkılmadık, yıkılamayız, yılgınız belki bezgin ancak dimdik! Elifi görüp mertek sanma cinsinden hallice!</p>

<p>Uzun yıllar oldu, yakın tarihin yığılan argümanlarının alışkanlıkları içinde yaşayalı. 1789 Fransız İhtilali ile mutlak monarşinin yıkılıp yerine cumhuriyet rejiminin kurulmasından sonra yurdumuz sathında imparatorluk yönetiminin yerine nev zuhur eden ideolojik montaj çalışmalarının, yeni bir rejim kurma hamlelerinin bedbahtlığı! Artık Batı eskisi gibi ey-lenme stratejisinden, fetihlerle sırtına binilmesi sıtkından sıyrılmıştı. Ortaya yeni şeyler koyuyorlardı, ufaktı ve mide bulandırırdı söylemi son dayanaktı sadaret makamınca ancak gelişmeler gösterdi ki, etkiselliği tahmin edilemeyecek düzeyde tahrip edici olmaya başlamıştı. İmparatorluk olunca bir devlet elbet tahrip ederdi gelişen akımlar, azınlıklar için yeni bir model vardı artık; ulus devlet! Sultan II. Mahmut durumu fark etti ve 1830'lu yıllarda Fransa'ya talebeler gönderdi, ihtilalden 40 yıl sonraydı, dönen talebeler ise iç siyaset kaosunu daha da vahimleştirdi zira taşıma suyla değirmen dönmüyordu! Gerçeklikler daha hoyrat tartışılır olmuştu, yurda dönen talebeler ortaya orjinal fikirler atıyorlardı, tartışıyorlardı hatta yetmiyordu gizliden ittihad eyler olmuşlardı, ne şaşılacak işti doğrusu! 1859 Yılına gelindiğinde Kuleli Vak'ası cereyan eder, aralarında talebelerin de bulunduğu meşrutiyet ve hürriyeti gaye edinen o günün şartlarında bir avuç azınlığın başkaldırısı, olur muydu canım payitahtta böyle bir mezalim! Sonrasında ise Talebe-i Ulum Hareketleri, Harbiyeliler, Tıbbiyeliler vesaire vesaire...</p>

<p>Tarihi süreçler içerisinde boğulmayalım -ki öyle bir niyetim yok- ancak çalkantılı yıllarda ortaya çıkmış ''Yeni Osmanlılar'' hareketini de en azından bilelim. Nereden geldik, nereye gittik ve yine nereye geldik paradoksunu anlamak için. Ziya Paşa ve Namık Kemal, aralarından ikonikleşen karakterlerdir kanımca. Toplum için sanat ekolündendirler. Ziya Paşa deyince aklıma gelen; ''nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir'' sözü, bir de ''ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde'' sözü, he bir de şey... Neyse konu çok uzar, Tanzimat şairleridir, terkib-i bentler falan! Namık Kemal ise Hürriyet Kasidesi şairi, yüce bir gönül ve aksiyon adamı benim nazarımda. Jön derlerdi lafazan ve tahkirciler kendilerine ancak o nedir, bize genç veya yeni deyin, derdi çağın münevver gençleri... Doğu-Batı sentezinin yekvücud olduğu nadir isimlerdir mevzu bahis şahıslar, iyi tanınmalıdırlar ve de tanımlandırılmalı. Günümüz algısında ise beklenti üzerine en yalın haliyle tanımlamalar; eski köycüler yeni adetçiler, bir şeyler, bir şeyler... Çok yormayalım aktüel zihinleri bu kadarı kafi!</p>

<p>1870'li yılların Osmanlı'sında yani çöküş döneminde o meşhur kaside-Namık Kemal'in sürgününden sonra- Hürriyet Gazetesi'nde neşredildi, ilk üç beyti şöyle ki: </p>

<p><strong>''Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten</strong></p>

<p><strong>Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten</strong></p>

<p><strong>Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten</strong></p>

<p><strong>Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten</strong></p>

<p><strong>Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma</strong></p>

<p><strong>Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten''</strong></p>

<p>Zaman geçti ve Osmanlı maalesef yıkıldı, her şeye rağmen yenilikçiler cenk sahalarından biraz da olsa kara parçasını kontrol edebildiler. Buhranlı ve meşakkatli yıllar, yüce hatıratlarına sonsuz selam, dua ve şükran... Cumhuriyet kuruldu fakat eski kurulu düzenciler yine vaziyet aldı, zira daha önce kurulu düzencilere karşı olanlara da elbet yeni düzen karşıtı olarak kendilerini konumlandırmak suretiyle, karşıtlık edenler de olacaktı. Her inkılabın panzehiri yine kendi içindedir ne de olsa! Osmanlı hanedanı, vezirleri, paşaları, sadrazamları, mutasarrıfları hülasa devletlülerinin nesilleri, yeni düzen içerisinde muhalif kanadı oluşturacak ve de cumhuriyetçilere karşı fırkalaşma yani partileşme çabaları içinde olacaktı. Demokrat Parti de ekseriyetle bu mirasın devamıdır. Eskinin yenileri tarafından inşa edilen devlet, statik baskı altındaydı. Bu kimselere, Ahkam-ı Osmaniyye'nin muhafız neferleri mi dersiniz, irticacı mı dersiniz artık o meşrebinize kalmış. Fikrinize demiyorum bakınız meşrebinize(kimliğinize) diyorum çünkü biliyorum ki ortam çok fikri mülahaza ve münazaraya teşne değil! Haliyle zihinler, hele de nur saçacağı iddiasıyla aksiyon almaya mümeyyiz(!) zihinler, maalesef olabildiğince balçık bir kıvamda! Enseyi karartmayalım, kasidenin ilerleyen beyitlerinden biri mıh gibi akıllarda kalmalı;</p>

<p><strong>''Eder tedvir-i alem bir mekînin kuvve-i azmi,</strong></p>

<p><strong>Cihan titrer sebat-ı pay-ı erbab-ı metanetten''</strong></p>

<p>Cumhuriyetçiler de bayağılaştı ve abarttı tabi, ezan Türkçe olur mu? Din ve vicdan hürriyeti ciddi darbe yedi hakikaten, kurucu irade ve mirası olan CHP, müslüman mahallelerinde salyangoz satmaya başladı. Ne gam, mukaddesata el uzatmanın elbet bir müeyyidesi olacaktı! CHP inkılaplarına karşı bindirilmiş kıtaların savunuculuğuna soyunup, çok partili siyasi ortam içerisinde tek başına Demir Kırat geldi, darbeyle gitti. ANAP dönemini daha merkez gördüğüm için gelenek ve yenilik kıskacı içerisinde değerlendirmeye pek lüzum görmüyorum. İrticai faaliyetler konu başlığıyla hortlatılan anti İslami propagandanın sonrasında ikinci tek parti olarak ise Ak Parti geldi ve darbeye rağmen ayakta kaldı. İktidarında oldu 24 sene. Şöyle bir tahlil edilmeli her şey, iddia ve icraat. Az önce ne dedik, her dönemin bir mirasyedisi vardır ve her mirasyedi, oligarşik düzenine karşı girişimleri yadırgar. Yadırgamakla da kalmaz mücadele eder hatta boğar. İçine biraz ahlak, biraz tarih, biraz edep ve de maneviyat ekler, tarif mamulü kıvama getirir evvela illüzyon sonrasında ise aksiyon başlar. Aksiyonun kendini var etme gerekçeleri oldukça somut ve makuldür ancak şaş kaza iktidar gücüne erişildiği an itibarıyla imtihanlar başlar. Ne diyordu Mecelle; ''müddei iddiasını ispatla mükelleftir.'' Pekala iddia nedir; toplumu ihya ve imar. Netice nedir, sanal alemde fenomenlik. Latife yapıyorum elbette, valilerimiz asla sanal aleme fırsat vermezler(!) İktidar olmak iyidir ancak uzun süre kalmak kötü. İmtihanlar ağırlaşır da anlayamazsın bile azizim. </p>

<p>Zannedilir ki, Tophane'den Şişhane'ye her gün eğlence var fakat bilinmez ki Dicle'nin dibinde koyunları gütmekle mükellef kılınanlar, koyunların derisine afyon koyup taşır! Çobanın koyun başına rüşvet verdiği bilinmez veya bilinirse de kanıksanır! Koyunu satan ahdine sadık kalmaz, eşkıya dadanmıştır köylere, köylünün azığına, katığına ve dahi toprağına el koymuştur! Vatandaş dertlenir de varacak kapı bulamaz çünkü halihazır kapıda bekleyenlerin daha büyük kapıları harisane gözlemekten başka harcayabilecekleri enerjileri(!) ve zamanları(!) yoktur. Merkezi idare günü kurtaracak şirinlikleri sergilemeye düçar olmuştur ve artık aslolan statükonun bir şekilde muhafazasıdır. Kadılar hükmü haşa Kuran-ı Kerim'den değil de akçelilerden alır olmuştur. Halk kolaycılığı ve faydacılığı öğrenmiştir doğal olarak, helal kazanç hafifletici mesele olarak sayılır olmuş haram ise çok tatlı görülmeye başlanmıştır, belki de halk aslına rücu etmiştir vesileler üzerine, tartışılır, ancak yegane hakikat şudur ki, benlik bizliğin çok ötesine geçmiştir. Ortak gaye ve menfaatler, milleti birlikte tutan ortak değer ve duygular çok alıcı bulamaz olmuştur, haliyle de ortak çatının temeli sarsılmaya başlamıştır. Ne kadar da Osmanlı'nın son dönemi bir tasvirdi değil mi?</p>

<p>Asırlardan ve mirastan münezzeh, kitapların mündemiç kalıplarından, çıkalım artık şu kimliksel korumacılıktan! Erişelim ayan beyana, pratiği yazalım, çözüm önerileri sunalım ama konuşmayalım zira konuşması gerekenler otobüs, metrobüs ve metrolarda. Yalnızca gurebaya verelim kulak, kesilelim dikkat! Yaradılışımızdan itibaren heyhat, vardık 21. asrın ikinci çeyreğine ve cumhuriyetin 2. yüzyılının 3. yılına. Fakat dönence şaşmadı ve fakat pek şaşacak gibi de durmuyor. Yeniden sarılır olduk Namık Kemal'in zihniyetinin meşru olduğu 19. Yüzyılın ikinci yarısına! Sarılır olduk efsanevi Hürriyet Kasidesi'nin kadim hatıratına.</p>

<p>Filhakika insanın olduğu her yerde olumsuz hadiseler vuku bulabilir ancak toplumsal bazda dönüp dolaşıp aynı yerlerde kalmanın getirdiği büyük bir boşluk hissi vardır ya hani. Toplumsal manada bir arpa boyu yol gidememek ve her daim orantısız hayaller peşinden koşmanın aciz hissi, öğrenilmiş çaresizlik, atalet... O hissi yaşamak en hafif tabiriyle kana dokunur, gururu incitir ancak yaşamak zorunda kalmak, hem de bizim mahallelerimizin çocuklarının elinden... Ne uğruna, varmak mıdır emel kendi ellerimizle kendi ideallerimizin hiçliğini oluşturmak?! Hayır efendiler! Ben vahşi bir tüketici olamam, tüketemem hiç uğruna zar zor biriktirdiğim onca değerimi, pespaye olamam dünyevi gaileler girdabında! Özüm hakikatse, sözümü yükseltirim semalara! Tabiatına aykırı kanat çırpanları ürkütmemek için kuşun da ölümlü olduğunu hatırlatmaktan beri duramam! Çekiliriz sonra Hak Divan'da sorguya! Muhafazakar mahallenin çocukları bu işleri ellerine yüzlerine bulaştırdıysa meğer hükmünü vermek de kendilerine düşer ancak şimdilerde kalmadı sanırım aralarında birleştirici, silkeleyici, hatırlatıcı bir mesaj. Ez cümle demem o ki, yüzyıllardır gelenek ve yenilik kıskacı içerisinde hapsolmuş bir memleketin özünden çıkan muhafazakar demokrasi, ortada ne muhafazakar bıraktı ne de demokrasi!</p>

<p>Şayet deniliyorsa ki; ab-ı hayat budur, fıtrat bunun üzerinedir, modern çağın perdeli kavramı 'siyaset' yani seyisin ata tahakkümü 'atkarma' bir şekilde devam etmelidir, o halde mevcudiyeti muhafaza ile idame ettirmek kaçınılmazdır ancak yine deniliyorsa ki; mevcudiyet mukaddesata tezat oluşturmaktadır, gayret ve maneviyat her geçen gün daha da itibarsızlaşmaktadır, edep ile ilim donatısından uzaklaşmayla toplum irtifa kaybetmektedir, o halde ahkam ve iffet sahibi olan Namık Kemal'e nazire ile 'çekilmeli izzet ü ikbal ile bab-ı hükümetten' demek lüzumu zarurettir. Varyasyon alenidir ve artık nihai tercihten sorumluluk kaçınılmazdır! Saygılarımla...</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//cekilmeli-izzet-u-ikbal-ile-bab-i-hukumetten/263/</link>
<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 23:35:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AVRUPA’DA YÜKSELEN TANSİYON VE YENİ GÜVENLİK PARADİGMASI</title>
<description><![CDATA[<p class="p">Avrupa’da siyasi tansiyon giderek yükseliyor. Bu yükselişle birlikte, kıtanın yaklaşık 80 yıldır sürdürdüğü yerleşik düzenin bozulma ihtimali her geçen gün daha güçlü bir olasılık hâline geliyor.<o:p></o:p></p>

<p class="p">İkinci Dünya Savaşı sonrasında tesis edilen görece huzur ortamı, bugün ciddi bir sınamadan geçiyor. Özellikle Rusya–Ukrayna savaşı, Avrupa kıtasını adeta diken üstünde bıraktı. NATO’nun doğuya doğru genişleme süreciyle başlayan bu çatışmanın en büyük yansımalarının, Ukrayna’ya siyasi ve askeri destek veren Kıta Avrupası’nda hissedilmesi kaçınılmaz görünüyor.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Avrupa’nın yeterince hesaba katamadığı bazı jeopolitik ve ekonomik gerçeklikler, kıtanın zor bir döneme girmesine zemin hazırladı. 2025 yılında belirginleşen siyasi belirsizliklerin, 2026’da daha da artarak devam etmesi muhtemel.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri, Avrupa Birliği’nin lokomotifi konumundaki Almanya’da yaşanıyor. Almanya’nın elektrikli araç dönüşümünde Çin’in gerisinde kalması, ülke ekonomisinde ciddi yaralar açmaya başladı. Buna paralel olarak Rusya’nın Avrupa’ya yönelik sertleşen söylemleri, kıta genelinde güvenlik endişelerini derinleştiriyor.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Öte yandan Avrupa’da yükselen ırkçı söylemler, özellikle göçmen nüfus üzerinde ciddi bir korku ve tedirginlik oluşturuyor. Kıta, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez böylesine güçlü bir güvenlik kaygısıyla karşı karşıya bulunuyor.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Ekonomik veriler de bu tabloyu destekler nitelikte. Avrupa’da yaşayan toplumların önümüzdeki dönemde daha fazla ekonomik zorlukla karşılaşması olası görünüyor. Bu perspektiften bakıldığında, yeni dönemin potansiyel kriz merkezlerinden biri olarak görülen Kuzey Avrupa bölgesi, kıtanın hiç olmadığı kadar huzursuz günler yaşayabileceğinin işaretlerini veriyor.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Tüm bu gelişmeler ışığında şu tespit yapılabilir: Kıta Avrupası, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez politikalarını ekonomi ve refah merkezli yaklaşımlardan uzaklaştırarak, güvenlik odaklı bir çizgiye kaydırıyor. Savunma harcamaları, devlet bütçelerinde giderek daha büyük paylar almaya başladı.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Başta Almanya olmak üzere, zorunlu askerliği uzun yıllar önce kaldırmış ülkelerde bu uygulama yeniden tartışma konusu hâline geldi. Sınır güvenliğini artırmaya yönelik adımlar hız kazanırken, Batı dünyasının siyasi söylemi ve stratejileri de yükselen tansiyona göre yeniden şekilleniyor.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Alışageldiğimiz Avrupa’nın dışında, yeni bir Kıta Avrupası ile karşı karşıyayız. Kıtaya yön veren siyasi aktörlerin değişimine sıkça tanıklık ediyoruz. Bu değişim yalnızca aktörlerle sınırlı değil; aynı zamanda siyasi kalıplar ve değer setleri de dönüşüm geçiriyor.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Gücünün önemli bir kısmını yitirmiş bir Avrupa ile karşı karşıya kalmamız artık uzak bir ihtimal değil. Ekonomi, refah ve insan hakları söylemleriyle varlığını sürdürmeye çalışan Avrupa’nın, yükselen tansiyon karşısında öncelikli ve neredeyse tek gündem maddesi “güvenlik” hâline gelmiş durumda.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Yeni Avrupa; yeni stratejiler, yeni siyasi pragmatizmler ve yeniden şekillenen bir kıta demek. İşte bugün tanıklık ettiğimiz Avrupa tam olarak budur. Olası Rusya–Çin tehdidine karşı kendini koruma refleksiyle, birçok alanda taviz vermek zorunda kalacaktır.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Bu noktada Avrupa’nın, Rusya ve Çin karşısında kendisine yardımcı olabilecek en önemli ülke olarak <b>Türkiye’yi</b> görmesinin temelinde güven duygusu yatmaktadır. Cumhurbaşkanımızın; Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Donald Trump ile doğrudan iletişim kurabilmesi, Türkiye’yi Avrupa açısından güvenilir ve stratejik bir ortak konumuna taşımaktadır. Bu durum, Avrupa’nın güvenlik denkleminde ülkemizin neden vazgeçilmez bir aktör olarak görüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır.<o:p></o:p></p>

<p class="p"><b>Son Söz</b><o:p></o:p></p>

<p class="p">Türkiye’nin dış politikada benimsediği bağımsız ve çok yönlü yaklaşım, tüm devletlerle diyalog kurabilme kabiliyeti kazandırmıştır. Batı dünyası, özellikle de Avrupa, Rusya–Çin tehdidine karşı diplomasi yoluyla denge sağlayabilecek yegâne ülkenin Türkiye olduğunun farkındadır. Yükselen tansiyonu düşürebilecek en güçlü aktörlerden birinin Türkiye olduğunu çok iyi biliyorlar.<o:p></o:p></p>

<p class="p">Zaman bize neler gösterecek, hep birlikte yaşayıp göreceğiz.<o:p></o:p></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//avrupa-da-yukselen-tansiyon-ve-yeni-guvenlik-paradigmasi/262/</link>
<pubDate>Tue, 30 Dec 2025 14:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Küresel Gerilimin Doruk Noktasına Doğru</title>
<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde yaşanan olaylara ve bu olayların perde arkasına baktığımızda, işlerin pek de iyi gitmediğini ve yakın gelecekte bizi daha sakin günlerin beklemediğini düşünmek kaçınılmaz hâle geliyor.</p>

<p>Bu endişelere kapılmakta, ne yazık ki sonuna kadar haklıyız.</p>

<p>Zira dünyada yaşanan gelişmelerin artık bir doruk noktasına doğru hızla ilerlediğini görüyoruz. Normal şartlarda uzun vadede yaşanması beklenen birçok olayın, beklenenden çok daha kısa sürede ve ardı ardına gerçekleşmeye başlaması bu kaygıyı güçlendiriyor.</p>

<p>Geliniz, dünyanın bugün geldiği noktaya nasıl ulaştığını birlikte yeniden hatırlayalım.</p>

<p>Geriye dönüp baktığımızda, küresel gerilimin tırmanışına giden sürecin bazı önemli dönemeçleri şunlardır:</p>

<p>1. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi, ardından yeni dünya düzeninin kurulması ve bunun neticesinde Orta Doğu’nun kalbinde İsrail devletinin oluşturulması.</p>

<p>2. Arap-İsrail Savaşı’nın patlak vermesi ve Arap devletlerinin İsrail karşısında ağır bir yenilgi alması.</p>

<p>3. Camp David Anlaşması ile Mısır ve İsrail arasında normalleşme sürecinin başlaması.</p>

<p>4. İran’da rejim değişikliğine gidilmesi ve yeni rejimin kurulmasının hemen ardından İran-Irak Savaşı’nın patlak vermesi.</p>

<p>5. Soğuk Savaş’ın en büyük gücü olan Sovyetler Birliği’nin 26 Aralık 1991’de dağılması ve bunun sonucunda dünyanın tek kutuplu bir yapıya evrilmesi.</p>

<p>6. Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Doğu ile Batı Almanya’nın birleşmesi.</p>

<p>7. Avrupa Birliği’nin genişleme politikasıyla Balkan ülkelerini bünyesine katması ve bu yolla Rusya’nın olası siyasi etkisini sınırlama çabası.</p>

<p>8. ABD’nin Birinci Körfez Savaşı ile Irak’a müdahalesi, sonrasında uygulanan ambargolar ve nihayetinde 2003 yılında İkinci Körfez Savaşı ile Irak’ın fiilen parçalanması ve rejim değişikliği.</p>

<p>9. 2008 yılında tüm dünyayı sarsan küresel ekonomik kriz ve dünya ekonomisinin derin bir darboğaza girmesi.</p>

<p>10. 2020 yılında COVID-19 salgını nedeniyle küresel çapta kapanmalar yaşanması ve devletlerin ağır borç yükü altına girmesi.</p>

<p>11. İran ile İsrail arasında yaşanan ve günler süren karşılıklı sıcak çatışmalar.</p>

<p>12. 7 Ekim 2023 sonrası Gazze’de masum sivillere yönelik saldırılarla derinleşen insani trajedi.</p>

<p>13. ABD’nin Latin Amerika’da, özellikle Venezuela üzerindeki askeri ve siyasi baskıları ve yer altı kaynaklarına yönelik çıkar arayışı.</p>

<p>14. Yaklaşık üç yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Avrupa kıtasına etkileri ve çatışmanın yayılma riski.</p>

<p>15. Kuzey Avrupa’da giderek tırmanan askeri ve siyasi gerilim.</p>

<p>16. Güneydoğu Asya’da hiç olmadığı kadar artan tansiyon ve bu gerginliğin sertleşerek devam etme ihtimali.</p>

<p>17. Tüm küresel aktörlerin iştahını kabartan Doğu Akdeniz’deki değerli yer altı kaynakları ve bölgenin adeta pimi çekilmiş bir bombaya dönüşmesi.</p>

<p>2028 yılından sonra dünya siyasetinde beş başkentin adını çok daha sık duyacağımızı düşünüyorum. Bu başkentler; Londra, Moskova, Ankara, Pekin ve Washington olacaktır. Yeni dünya düzeninde rolleri belirleyecek ve küresel siyasete yön verecek merkezlerin bu başkentler olacağı kanaatindeyim.</p>

<p>Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür. Ancak yalnızca yukarıda sıralanan gelişmelere bakıldığında bile, dünya genelindeki gerilimin İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra sistematik bir şekilde artırıldığını açıkça görmek mümkündür.</p>

<p>Yani bugün yaşananlar ani bir sürecin sonucu değildir. Uzun yıllardır devam eden bu gerilim, artık doruk noktasına ulaşmaya çok yaklaşmıştır.</p>

<p>Umarım yanılan ben olurum.</p>

<p>Hürmetle.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//kuresel-gerilimin-doruk-noktasina-dogru/261/</link>
<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 15:13:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Şehir ve Aile Şurasının Düşündürdükleri (2)</title>
<description><![CDATA[<p>Nikah; bizim inancımızda aynı zamanda ibadet değerindedir. İbadetlerde ancak helal ve temiz temeller üzerine ikame edilir.</p>

<p>İslami anlayışta aile; erkek ve kadının Allah emri ve Peygamber sünneti adına, Kur’an ve sünnete uygun karşılıklı sevgi, saygı ile ömür boyu birlikte olma arzusuyla kurdukları bir yuvadır.</p>

<p>Bu yuvaya dini inançlarının yasakladığı bir şeyi eklemek, haram unsurları dahil etmek, gayri meşru şeyleri meşru göstermek mantığıyla aileye yapılan her dış etken aile kurumuna zarar verecek demektir.</p>

<p>İllegal gelirler, gayri meşru söz ve ortamların olduğu mekanlara yakınlıklar, özünde temizlik ve helallik olmayan dış destek ve maddi kaynaklar ailenin maneviyat ve moral desteklerini dinamitleyecek demektir. Dinamite maruz kalan ileler de paramparça olacak ve ortada ihmal edilmiş çocuklar, huzuru gitmiş derbeder kadın ve erkekler sosyal hayata negatif etkide bulunacaklardır.</p>

<p>Mutsuz, huzursuz ve kötü aile örneklerini gören diğer gençler de elbette evliliğe sıcak bakmayacaklar, sonuçta da yaşı kırklara varmış fiziksel özelliklerinin bir kısmını kaybetmiş nice erkek ve kadınlar ‘evliliğin anlamsızlığı ya da zorluğu’ hissiyatı ile evlenmekten vazgeçip topluma sadece karamsarlık enjekte edeceklerdir.</p>

<p><strong>Hangi seküler sistemde aile kutsallığı, mahremiyeti ve saygınlığı öne alınmaktadır?</strong></p>

<p>Beraber yaşıyoruz ama evlenmeyi düşünmüyoruz, çocuğumuz var ama nikahlı değiliz, altı kere evlendim beş kere boşandım diyerek arsızca bu topluma ait değerleri yok eden kişilerin toplumda manşet olması, köpek beslemek çocuk yapma sorumluluğundan daha kolay gibi ipe sapa gelmeyen ve Müslüman toplumun tüm ‘DNA’ larını ters yüz eden bu akımlara karşı Aile Bakanlığı ciddi anlamda görev üstlenmelidir. Bu aynı zamanda anayasal olarak ta bir zorunluluktur. (Madde;41)</p>

<p>Haram düşünce, haram kazanç bir aileye girdi mi kıyameti bekle.. İhanet, fuhuş, zina, aldatma, teşhircilik bir aileye girdi mi felaketi bekle..</p>

<p>Dindar görünüp, dini değerleri suiistimal edenler, dine ihanet edenler içinde bu böyle…</p>

<p>Helal ve ahlak dairesi içinde saygı ve sevgi üzere devam eden aileler pek çok sıkıntının üstesinden gelmekte, aile kalkanı ve nikah sütresi onlara hem dünya hem de ahretin yollarını güvenle açmaktadır. </p>

<p>Erkeklerin ekonomik zorlukları, kız tarafının konfor ve lükse yönelik aşırı talepleri evlenmeye yönelik eğilimi azaltmakta ve psikolojik gerginliklere ve aile kurmaya yönelik uzun vadeli planlara zarar vermekte ve sonuçta ülke nüfusu bundan da kötü etkilenmektedir. Bakanlığın bu konuda ki çalışmaları da bu tezleri doğrulamaktadır.</p>

<p><strong>Eski Köye Yeni Adet…</strong></p>

<p><strong>MEB Adına İtirazımız Var! Adıyla yaptıkları Uyuş muyor…</strong></p>

<p><strong>Aslında Bakanlığın adı MÖB Olmalı ve Milli Öğretim Bakanlığı Kurulmalı !</strong></p>

<p>MÖB Acilen öğretim disiplinine göre yeniden yapılanmalı. Öğretim doğru temeller üzerine inşa edilerek, en son öğretim teknikleri ve standartlarına göre yapılmalı.</p>

<p>Milli Eğitim Bakanlığı; adında var olan bu ‘Eğitim’ kavramının içini ne kadar dolduruyor. Ben yarım asırdır hem içten hem de dıştan bakan birisi olarak ve dahi objektif olarak ifade edeyim ki ‘Eğitim’ kavramının karşılığı adı geçen bakanlıkta maalesef yoktur.</p>

<p>Adı geçen bakanlık Cumhuriyetin ilk yıllarından bu güne kadar kesintisiz olarak iktidarların ideolojik yapıları altında ezilmiş ve ne eğitim ne de öğretim formasyonunu inşa edememiştir.</p>

<p>Hepimiz bu okullarda okuduk. Objektif kriterlere ve milletimizin inanç değerlerine uygun olarak; ne dilimizi, ne tarihimizi, ne kültürümüzü, ne örf ve adetlerimizi, ne de dini konuları ve ayrıca ne de bir yabancı dili lisede veya üniversitede öğrenemedik.</p>

<p>Bir öğretim sistemi kendi çocuklarını, evlatlarını sabote etmek için bu kadar mı maharetli olur, bu kadar mı kast eder?</p>

<p><strong>Lütfen Okul Kitaplarını Ücretsiz Vermeyin!</strong></p>

<p> Ücretsiz verecekseniz bir kitabı en az beş yıl kullanıp, bir üst sınıfa geçen öğrenciye sene sonunda okuluna teslim ettirerek alt sınıftan gelen öğrenciye temiz kullanılmış olduğu halde emanet sistemi ile devri daim yaptırın. </p>

<p>Kitaba zarar verilmiş ve kullanılamaz hale getirmiş öğrenciden bedelini tahsil ettirin.</p>

<p>Böylece hem tasarrufu hem de verilen emaneti koruma bilincini ya doğru kullandırarak ya da bedelini ödeterek öğretmiş olursunuz. </p>

<p>İşte çocuğa önce emaneti koruma ve sahiplenme bilincini, kitabına saygı hususunu en basitinden böylece öğretmiş olursunuz. Bu öğretim, alışkanlık haline gelip melekeleşerek eğitim haline dönüşmüş olur.</p>

<p>Çocuklara hayatın her aşamasında emanet, tasarruf, emaneti koruyarak iade etme gibi hususlar 3-4 yaşlarından itibaren verilmeli.</p>

<p>Yoksa al kullan, yırt, parçala, karala, sene sonunda birinci hamurdan yapılmış kitapları çöpe at. Böyle bir mantıkla yetiştirilen çocuklar da kamu malını koruma bilinci oluşur mu?  Yazık değil mi milli servete Sayın Büyükler?</p>

<p>Her sene müfredat yenilemeyi bırakıp milli serveti heba etmeyin. Bir asırlık Cumhuriyet okullarında müfredat birliği veya yeknesaklığı yok halen. Garip değil mi bu durum?</p>

<p> Bunun vebalinden Sayın bakanlar, Sayın müsteşarlar Sayın geçmiş ve mevcut hükümetler nasıl kurtulacaklar…</p>

<p><strong>Öğretim bakanlığı tamam da, Eğitimi kim yapacak?</strong></p>

<p><strong>Eğitimi Aile Bakanlığı yapmalı. Çünkü eğitim ailede başlıyor.</strong></p>

<p> Eğitim aile de başlar diye herkes dillendirir. Çocuklarda bir sorun ortaya çıkarsa kınama anlamında; ‘annesi öğretmemiş, ailesi öğretmemiş veya ailesinden görmemiş’ derler.</p>

<p>Kreşte öğretmemişler okulda öğretmemişler denmez öncelikle.</p>

<p> O zaman önce aileyi kuran anne ve baba adayları ilk öğretmen formasyonuna göre eğitilmeli ve bunu Aile Bakanlığı yerelden; Belediyelerle, Diyanet işleri ve YÖK ile ortaklaşa geliştirecekleri stratejiye göre yapmalıdır.</p>

<p><strong>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı son 20-30 yıldır yardım bakanlığı gibi çalışma mantığını revize etmelidir. </strong></p>

<p><strong>Aile bakanlığı konusunda da ‘Kadın Bakan’ ısrarı nedendir anlaşılamamaktadır. </strong></p>

<p><strong>Bir de erkek bakan denemeli değil mi hükümet?  Nasıl olur sizce de?</strong></p>

<p>Son olarak madem bakanlıklar konusunda yazdık bir şeyler o zaman şunu da ekleyerek bitirelim.</p>

<p><strong>Gençlik ve Spor Bakanlığı da sadece Spor bakanlığı çalışıyor görüntüsü veriyor yıllardır. </strong></p>

<p><strong>Gençlik Bakanlığı ile Spor Bakanlığı ayrılmalıdır.</strong></p>

<p><strong> Ülkemizin gençlerinin eğitimlerinin kalitesinin artırılması, mevcut sorunlarının çözülmesi hususunda özgün çalışacak ahlak ve maneviyat merkezli  bir gençlik bakanlığı ülkemize yakışır.</strong></p>

<p><strong>Bakanların ve bakanlıkların revizyonu düşünülürken dikkate alınır mı bilmem.</strong></p>

<p>Şura’nın çalışmalarından sadece aile konusuna değindik şimdilik.  Şehir  konusu ve ikisinin beraberce analiz edilmesi ayrı bir konu.</p>

<p>Şura da Aile bakanlığı personellerinin çalışma da daha görünür olması da gerekirdi diye düşünüyorum. Umarım başka çalışmalarda bakanlıktan gelen ekibin görünürlülüğü ileri düzeyde olacak şekilde planlanır.</p>

<p>Konya Büyük Şehir Belediye Başkanlığına teşekkür ediyorum tekraren. Konya’nın manevi ikliminde, güzel sonbaharında, geniş coğrafyasında, görevlilerin sıcak ve dostane yaklaşımlarıyla derin bir nefes aldık desek yeridir.</p>

<p>Katkısı olan herkese selam ve saygılarımla</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//sehir-ve-aile-surasinin-dusundurdukleri-2/260/</link>
<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 18:30:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Şehir ve Aile Şurası’nın Düşündürdükleri (1)</title>
<description><![CDATA[<p>Konya’ya Büyük Şehir adı hakikaten yakışıyor. Ve Konya Belediyesi; Büyük Şehirliğe yakışan işler yapıyor.</p>

<p>28-29-30 Kasım tarihlerinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Konya Büyük Şehir Başkanlığının beraber düzenlediği Selçuklu Kongre Merkezinde icra edilen ’Şehir ve Aile Şurası’na katıldım.</p>

<p>Şura’nın teması; <strong>‘’ Değişen Dünyada Aileyi Yerelden Güçlendirmek; Sağlıklı Toplumlar İçin Önleyici Yerel Politikalar’’</strong> üzerine kurgulanmış ve üzerinde oldukça emek sarf edilmiş bir çalışma idi.</p>

<p><strong>Konya Büyük Şehir Belediye Başkanı Sayın; Uğur İbrahim ALTAY</strong> ve ekibini en kalbi hissiyatımla tebrik ve takdir ettiğimi ifade ile başlamak isterim.</p>

<p>Organizasyon nerdeyse kusursuz bir şekilde planlanmış, belediye ekibinden görev alan arkadaşların tamamı olayı benimsemiş ve kusursuz bir projenin çalışanı olmak gibi hedefi içselleştirmiş; samimi, mütebessim, saygılı, nazik, şehrini, belediyesini ve işini özümsemiş,  kolektif bir ekiple yönetilen mükemmel bir organizasyona ev sahipliği yaptılar.</p>

<p>Emek veren tüm ekibi tebrik ediyorum. Aslında bu sadece benim ferdi bir tespitim değil Şura’ya katılan nerdeyse tüm arkadaşlarımızın kanaatidir diyebilirim. Konya’yı bundan sonra hangi Büyük Şehir benzer bir organizasyonda yakalayabilir ya da geçebilir bilmiyorum. Program organizasyonunda Konya çıtayı çok yükseklere koymuş oldu. Zamanla diğer organizasyonlarla da disiplin, hizmet ve kalite bakımından kıyaslamaya çalışırız inşallah. Bu tür başarılı ve güzel örneklerin sayılarının artmasını da özellikle temenni ediyorum.</p>

<p><strong>Gelelim Konumuza:</strong></p>

<p> İki yüzden fazla akademisyen, idareci, uzman ve üst düzey katılımın olduğu Şura’da komisyonlarda görüşülen konu başlıkları da şöyle şekillendirilmişti:</p>

<p><strong>1- Kırılgan Grupların Ailedeki ve Şehirdeki Yeri</strong></p>

<p><strong>2-Aile İçi Risklerin Önlenmesi ve Koruyucu Yerel Politikalar</strong></p>

<p><strong>3-Dijitalleşme ve Aile Dinamikleri</strong></p>

<p><strong>4-Aile Dostu Şehir</strong></p>

<p><strong>5-Ruh Sağlığı, Psikososyal Destek ve Aile İletişimi</strong></p>

<p><strong>6-Kültürel Kimlik, Değer Aktarımı ve Aile</strong></p>

<p><strong>7- Sosyal Destek Mekanizmaları ve Aile Refahı</strong></p>

<p>Başlıklar da oldukça önemli. Bu başlıklara göre önümüzde çok önemli bir ‘Aile Vakası’ var ve bu vakayı iyi anlamamız ve en az zararla bu kurumu korumamız gerekli hissiyatı kendiliğinden oluşuveriyor. Anlaşılan artık aile kurumu SOS veriyor. Bun da hemen, hemen herkes hem fikir.</p>

<p><strong>Aile Kurumu Risk Altında</strong></p>

<p><strong>ANAYASA MADDE 41</strong><strong>- ‘’Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için <u>gerekli tedbirleri alır,</u> teşkilâtı kurar.’’ Demektedir.</strong></p>

<p>Devlet; tüm kurumlarıyla, STK lar kendi çaplarında mecburiyetten didinmeye başladı sanki. Son zamanlarda yaşanan olaylarla küçülen, bozulan, kendi içinde boğulan, boğuşan, taciz eden, öldüren, birbirine kan bağından dolayı olan saygısını kaybeden son kale ve sığınak olma özelliğini yitirmeye başlayan ailenin yoğun bakıma düşmeden sağlığına kavuşturulması için el birlik gayret göstererek, aile yapısındaki, nitelikli saygıya dayalı performansı durağan halden negatife dönmeden pozitife çevirmenin gayretlerini gösteriyorlar.</p>

<p>Bunlar iyi gayretler. Gerekli mi? Evet, hem de oldukça gerekli.</p>

<p><strong>Görünen Riskler</strong></p>

<p>Ekonomik koşullarda rekabet kurallarına uymayan dengesiz yarışlar, konfor ve lükse yönelik sınırsız ilgi, ibadet ve dua anlamında maneviyat eksikliğinin tavan yapması, helal haram konularında kaybedilen hassasiyetler, cinsiyet eşitliği gibi bu toplumum genlerine aykırı gidişatın her geçen gün kahir ekseriyeti Müslüman olan topluma dayatılmaya devam edilmesi, kadınların çalışmaya zorlanması (teşviki değil) mevcut koşullarla kapitalist sistem ve seküler anlayışın kadını erkeklerle yarış pistine cazip şeytani tekliflerle zorlaması, dijital alanda ( fenomen olma hevesiyle) sürekli artan teşhircilik, çocuklarda ve gençlerde suça yönelik korkunç kayma açılımları, aklı ve sağlığı gideren madde kullanımının artması, on sekiz yaş altı gençlerde şiddet ve cinayete kadar varan artış, on iki yaşlara kadar inen madde kullanımı, erkeğin hanımına, kadının kocasına yönelik aldatma ve ihaneti, boşanmalarda ki artışlar vs. Hangisini yazalım?</p>

<p>Ailenin kıyameti için şeytana bile gerek bırakmayan korkunç gidişatın ayak sesleri ne yazık ki halkı Müslüman ülkeleri de istilaya adım, adım yaklaşıyor.</p>

<p>Yaklaşıyor mu ne alaka? Çoktan işgal başlamış bile. Ne yazık ki bu konuda iyimser olma imkanımız yok. Ülkemizde bu anlamda korumasız hale geliyor her geçen günde.</p>

<p>Her akıl sahibi, aile ferdi, STK lar, Develetin tüm ilgili kurumları olayı ciddiye almalı. Konya Büyük Şehir’in yaptığı ‘’Şehir ve Aile Şurası’’ da bu düşüncede devletin pozisyon alma gayretlerinden birisi. Bu bakımdan önemli.</p>

<p> Elbette Aile Bakanlığı da bu işte çalışıyor. Hatta diyebilirim ki Aile ve sosyal Hizmetler bakanlığı son yıllarda en atak çalışmaları yapıyor. Son Aile Bakanı EU standartlarında kaliteli hizmetleri üretiyor, planlıyor ve işlevsel hale getiriyor.</p>

<p>Beyin mekanizması planlıyor ama mafsallarda vatandaşa dokunan ve toplumu inandığı değerler anlamında mobilize eden, sosyal dokuda tezahürlerini görmekte zorlandığımız makessiz sonuçlarla yüz yüze geliyoruz. Bakanlık sadece sosyal yardımlarla özdeşleşmiş hale geliyor görüntüsü veriyor.</p>

<p> Bunun bir şekilde gözden geçirilerek yeniden ele alınması ve toplumun aile konusunda manevi ve ahlaki değerlere tekrar yönelmesi konusunda bir şeyler yapılmalı.</p>

<p>Sadece seküler anlayışın merkeze alındığı çalışmaların sonunda ailede aranan sıcak ortam tesis edilemeyecektir. Aileye ruh veren, can veren asıl şey; sevgi ve saygıya dair aşkın alem bağlantılı olan iman ve ecir merkezli bir anlayışı ikame etme düşüncesidir.</p>

<p>Olayları sadece maddi planda değil; sevap alma, huzur bulma, anne baba ve evlada karşı görevlerini yaparak ebedi hayat bilinci içinde yaratıcının hoş görüsünü kazanma boyutları öğretilmeden, içselleştirilmeden sadece fiziksel anlamdaki faaliyetler eksik kalacaktır. (Bu işi Bakanlık düşünüyordur zaten!)</p>

<p><strong>Benim olduğum komisyon ‘’Sosyal Destek Mekanizmaları ve Aile Refahı’’ masası idi. Ben bu konu üzerinde bir miktar durmak istiyorum.</strong></p>

<p><strong>Aileye Kıymet Katan Özellikler</strong></p>

<p>Aile’nin bizim kadim kültürümüzden gelen; örf, adet, saygı, sevgi, mahremiyet, mesafe, helal, haram, israftan kaçınma, tasarruf etme, akrabalık hukuku, affetme, bağışlama, barışma, küskünlükleri uzatmama, yardım etme, ziyaret, acı ve tatlı gün destekleri,  vb  aileye ait olmazsa olmaz değerler nesilden nesile aktarım öğretisini de kendine görev bilmelidir.</p>

<p>Kimi yerlerde Bakanlığın ya da Belediyelerin; kültürel faaliyet içerikli olarak, seküler anlayışla yaptığı salon toplantılarında maksat hasıl olmamaktadır. İçeriğinde kutsallarımıza dair yani;  Kur’an, Peygamber, ahlak, örf, adet, tarih ve saygıdeğer kişilerin geçmiş yaşanmış hikayeleri olmayan tatsız, tuzsuz, baharatsız yemeğe benzeyen stand-up konuşmalarla olmaz bu işler. TV lerdeki film veya dizilerde veya tik-toklarda çoğu saçma Freudçu mantıkla yapılan psikolojik değerlendirmeler bu toplumun genetiğine uymamaktadır.</p>

<p>Allahsız, kitapsız, ahlaksız Freud ve benzeri psikologların psikoterapik vaka incelemeleri ile yol alınamaz. Freud vb anlayışlar bu Müslüman toplumun nesi olur?</p>

<p>Batının psikolojisi ve mantığı ile bu toplum kadim aile değerlerine kavuşamaz.  Bu batıyı tümden red anlamı taşımıyor. Elbette ki; teknik, teknolojik ve bilimsel metotları bilinmeli ve gerekli ve ihtiyaç halinde alınmalıdır.</p>

<p>Ahlak, aile, çocuk yetiştirme ve manevi değerlerin nesilden nesile aktarılan tarihi, dini ve sosyal çevreyle ilintili manevi değerler konusunda her inancın ve coğrafyanın DNA larının farklı olacağı unutulmamalıdır.</p>

<p>Aile Bakanlığı, Değerler konusunda eğitimi, nikahlı aileyi teşviki önemsemelidir. Sistematik belediye nikahlarında çiftlere verilen aile cüzdanı bir defterden ibaret görüntüsünden kurtarılmalıdır.</p>

<p>Nikahın karşılıklı bir aidiyeti kabullenme, saygı ve sevgide paydaş olma, yaratıcı katında sorumluluk alma, toplum nazarında akredite olma, başlanılan ve tamamlanması gereken bir ibadet kadar manevi değere sahip olduğu şuuruna varma temsili olduğu vurgulanmalıdır.</p>

<p>Aileyi destekleme veya kurtarma çalışmalarında olayı sadece ekonomik destek paketlerini artırmakla kaybedilen aile değerleri tekrar ihya edilemez. Aile destek paketleri olmalı ancak, çalışabilecek durumda olanlar muhakkak çalışarak ailelerinin rızıklarını temin etmelidir.</p>

<p>Engelli olanlar, yaşlı olanlar için devletin yardım ve destek paketleri adil bir şekilde devreye girmeli ve yaşanılabilecek şekilde ne gerekiyorsa geçimliği için devlet ona dair ödemeyi yapmalıdır. (Devam edecek)</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//sehir-ve-aile-surasi-nin-dusundurdukleri-1/259/</link>
<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 18:46:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>2026 Yılına Dair </title>
<description><![CDATA[<p>2025 yılının son günlerine yaklaşırken pek çok kişinin aklında aynı soru var: <em>“2026 yılında nasıl bir dünya bizleri bekliyor?”</em><br />
Zorlu geçen 2025 yılının ardından, yeni yılın neler getireceğine dair belirsizlikler ve endişeler giderek artıyor.</p>

<p>En sonunda cevaplayacağım sorunun cevabını en başta vereyim:</p>

<p><strong>Görünen tabloya göre, 2026 yılında 2025’i mumla arayacağız.</strong></p>

<p>Bunun nedenlerini şu başlıklar altında özetleyebilirim:</p>

<ol>
	<li><strong>2025 yılında başlayan pek çok kaosun yeni yılda artarak devam edeceği</strong> bir döneme giriyoruz.</li>
	<li>2025 boyunca “büyük savaş”ın ayak sesleri duyulmuştu; 2026’da bu ses daha da belirginleşerek savaşın artık kapının eşiğinde olduğuna işaret edecek.</li>
	<li><strong>NATO–Rusya gerilimi</strong>, yeni bir boyuta taşınarak küresel kırılmanın en ciddi göstergelerinden biri haline gelecek.</li>
	<li><strong>ABD–Çin eksenli rekabet</strong>, yeni ortaklıkları ve yeni bloklaşmaları beraberinde getirerek dünyanın dört bir yanında hissedilecek.</li>
	<li>Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi, <strong>Latin Amerika</strong> artık neredeyse her gün uluslararası gündemin üst sıralarında olacak.</li>
	<li><strong>Türkiye</strong>, küresel bir güç olarak kendi eksenini oluşturmaya başlayacak ve bu süreç dünya çapındaki yeni düzenin şekillenmesinde kritik bir rol oynayacak.</li>
</ol>

<p>Tüm bunlara ek olarak <strong>Kuzey Avrupa’nın sık sık konuşulduğu</strong>, <strong>Ortadoğu’da beklenmedik gelişmelerin yaşanabileceği</strong>, <strong>Avrupa Birliği’nin yeni bir genişleme evresine girdiği</strong> bir yıl bizleri bekliyor.<br />
2026, ticaretin kodlarının, siyasi söylemlerin ve ittifak anlayışlarının değişeceği; dünyanın yeni aktörlerle tanışacağı bir dönemin kapısını aralayacak.</p>

<p>Kısacası, <strong>yeni yüzyılın temellerinin atıldığını hissedeceğimiz</strong>, 2025’ten çok daha farklı bir yıl olacak 2026. Üstelik beklenmedik çatışma bölgelerinin ortaya çıkma ihtimali hiç de düşük değil.</p>

<p>Tüm göstergeler, <strong>2026’nın 2025’ten daha sert, daha zorlu ve daha çetin geçeceğini</strong> işaret ediyor.<br />
Dünyanın önde gelen aktörleri, kurumları ve kuruluşları şimdiden yeni yıla dair konumlanmalarını yapmaya başladı bile.</p>

<p><strong>Bildiklerimizi unutup yeni gerçekliklere uyum sağlamak zorunda kalacağımız bir yıl</strong> bizi bekliyor.</p>

<p>Umarım yanılan ben olurum.</p>

<p><strong>Hürmetle.</strong></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//2026-yilina-dair/258/</link>
<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 19:21:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Avni Çelik </title>
<description><![CDATA[<p>Zaman zaman iş dünyasına baktığımda, rekabetin sertleştiği, başarının sadece rakamlarla ölçüldüğü bir tablo görüyorum. Oysa bu tabloya sığmayan, sessizce başka bir çizgi çeken insanlar da var. Bu isimlerden biri de kuşkusuz Avni Bey…</p>

<p>Adını çok duyarız; şirketlerini, projelerini, yatırımlarını biliriz. Fakat çoğu insanın gözden kaçırdığı bir tarafı vardır: Kazancı bir emanet, çalışmayı ise bir ibadet bilmesi.</p>

<p>Türkiye’de iş dünyası çoğu zaman politik rüzgârların, ekonomik dalgalanmaların içinde ayakta durmaya çalışırken; Avni Bey’in duruşu sakin, ölçülü ve bir o kadar da ilkeseldir. Onun adının geçtiği sohbetlerde hep aynı cümleyi duyarım:</p>

<p>“Dürüstlüğünden şaşmaz.”</p>

<p>Bu cümle, iş dünyasında göründüğü kadar kolay kazanılan bir itibar değildir. Hele ki günümüzde…</p>

<p>Çoğu zaman “helal kazanç” dediğimiz şeyin yalnızca dini bir kavram değil, aynı zamanda toplumsal bir duruş olduğuna inanırım. Avni Bey’in iş yaparken çizdiği çerçeve de tam olarak budur: çalıştığı insanın hakkına saygı duyan, anlaşmalarında şeffaf olmaya çalışan, kazancının bereketini paylaşarak büyüten bir anlayış.</p>

<p>Birçok iş insanı büyüdükçe sertleşir; ama bazıları vardır ki büyüdükçe yumuşar, mertleşir, paylaşmayı artırır.</p>

<p>Avni Bey’i bu ikinci sınıfa koyan çok insan tanırım.</p>

<p>Bu ülkede iş dünyasının siyasetle yan yana gelmesi kaçınılmazdır. Ancak yan yana gelmek ile bütünleşmek arasında büyük farklar var. Avni Bey’in çizdiği duruş, bu hassas çizgiyi koruyabilen nadir örneklerden biridir. Ne köşeli bir siyasi söylem duyar insan ondan, ne de dünün doğrusu bugünün işine uymuyor diye değişen bir tavır…</p>

<p>Köşemden bakınca şunu görüyorum:</p>

<p>İş dünyasının siyaseti değil, siyasetin iş dünyasını yormaması gereken bir dönemdeyiz.</p>

<p>Ve böyle zamanlarda en kıymetli duruş, sağduyuyu koruyabilen, ayrıştırmadan ilerleyebilen duruştur.</p>

<p>Avni Bey de bu sağduyuyu muhafaza edenlerden biridir.</p>

<p>Bir iş adamının hayır yaptığı konuşulmaz aslında; yapılmaması da en doğrusudur. Fakat bazen duyarsınız, kulağınıza çalınır; bir öğrencinin bursundan, bir ailenin sessizce yapılan bir yardımından… Kimseye duyurulmadan yapılan, reklamı olmayan iyiliklerden…</p>

<p>Bu tarz şeyler bir kişinin servetini büyütmez belki ama insanın değerini büyütür.</p>

<p>Ve benim kanaatim şu: Bir ülkeyi asıl ayakta tutan, bu görünmeyen iyilik zincirleridir.</p>

<p>Bugün köşemden Avni Bey’i yazmamın sebebi, bir kişiyi övmek değil; iş dünyasının sert zemininde hâlâ dik duran bazı değerlerin olduğunu hatırlatmaktır.</p>

<p>– Tevazu,</p>

<p>– Helal kazanç,</p>

<p>– Kul hakkından sakınmak,</p>

<p>– Paylaşmak,</p>

<p>– Siyasetten bağımsız durabilmek,</p>

<p>– Ve her şeyden önemlisi, insanı işin merkezinde tutmak…</p>

<p>Bu değerleri temsil eden her iş insanı, aslında topluma görünmez bir çapa atıyor.</p>

<p>Toplumun güven duygusunu ayakta tutuyor.</p>

<p>Belki bu satırlar büyük manşetlere konu olmaz; belki bazıları için sıradan gelir.</p>

<p>Ama ben şuna inanıyorum:</p>

<p>Bu ülkenin geleceği, sadece büyük projelerle değil; büyük insanlıkla da inşa olacak.</p>

<p>Ve iş dünyasında insanlığını unutmayan her isim, toplumun vicdan hanesine bir artı olarak yazılacak.</p>

<p>Sevgiyle Kalın..</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//avni-celik/257/</link>
<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 19:04:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ceviz Ağacı Teorisi </title>
<description><![CDATA[<p>Nazım Hikmet Gülhane Parkı’nda kız arkadaşıyla ceviz ağacının altında buluşmak üzere randevulaşmıştır. Kız arkadaşını beklerken birden polis gelir ve Nazım polise görünmemek için ceviz ağacına çıkar. Aksilik ya beklediği kız da o an gelir bakar bakar Nazım’ı göremez. Nazım ağaçtan ne inebilir ne de seslenebilir. Aranıyor malum o zaman... Polis gitmek bilmemektedir, kız da bekler ama boşuna. Ve Nazım Hikmet kağıdı kalemi çıkarır şunları yazar: </p>

<p> </p>

<p>"Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda, </p>

<p>Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında..."</p>

<p> </p>

<p>Bugünlerde hepimiz bunu yaşıyoruz aslında Filistin'de, Doğu Türkistan'da, Myanmar'da vesair birçok memlekette zulüm baş gösteriyor ama başımızı kaldırıp bakmıyoruz, baksakta engel olamıyoruz. Siyonizm gücünü insanların boyun eğmesinden alır, bizde boynumuz eğik olduğundan onun sadece gölgesini görürüz. Halbuki başkaldırıp gözünün ta içine bakma cesaretini bulsak görürüz ki siyonizm şişirilmiş bir balondur. Bunu Aksa tufanı operasyonlarının başlangıcında Mossad'ın sistemlerine sızılmasıyla ve "5 çayını Gazze'de içeceğiz" diyenlerin 2 senedir o topraklara giremediği zaman görmüş olduk. Şunu unutmayın ki balonun patlaması için küçük bir iğne yeterlidir. Vesselam...</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//ceviz-agaci-teorisi/256/</link>
<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 19:04:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Vatan Sağolsun </title>
<description><![CDATA[<p>Bazen bir belgeselin içinden öyle bir sahne çıkar ki, insanı derin bir sessizliğe çağırır.</p>

<p>Geçenlerde izlediğim o belgeselde, Anadolu’nun bir köşesinde yaşayan Turgut Efendi’nin hikâyesi işte böyle geldi oturdu kalbimin orta yerine.</p>

<p>Kapısının önünde, şapkasıyla, mütevazı bir tabureye yaslanmış oturuyordu.</p>

<p>Sakin, vakur, sesi tok…</p>

<p>Yılların ve sabrın yoğurduğu bir Anadolu adamı.</p>

<p>Bir gün kapısına bir makam aracı yanaşıyor. İçinden vali muavini, kaymakam ve tuğgeneral iniyor.</p>

<p>Devletin ciddiyeti, devletin temsilcileri… Hepsi Turgut Efendi’nin kapısında.</p>

<p>Turgut Efendi hemen ayağa kalkıyor, yer gösteriyor; kendisi yine karşıdaki taburesine oturuyor.</p>

<p>Vali muavini nazik bir sesle konuşuyor:</p>

<p>“Turgut amca, seni ziyarete geldik.”</p>

<p>O ise her zamanki tevazusuyla:</p>

<p>“Devletin işi çok. Haber verseydiniz, ben gelirdim.”</p>

<p>Ardından acı ama onurlu gerçek hatırlatılıyor:</p>

<p>“Dokuz ay evvel evladını kaybettin. Şehit babasısın.”</p>

<p>Turgut Efendi başını hafifçe eğiyor, sesi titrese de teslimiyetinden bir şey kaybetmiyor:</p>

<p>“Vatan sağ olsun… Ne yapalım, şehit babasıyız.”</p>

<p>Yetkililer devam ediyor:</p>

<p>“Şehit maaşını da çekmemişsin.”</p>

<p>Ve orada, o küçük köy avlusunda büyük bir söz yankılanıyor:</p>

<p>“Devletin paraya ihtiyacı var. Bizim 850 liramız var, bize yetiyor.”</p>

<p>Bu söz…</p>

<p>Aslında bir insanın sözü değil; bir milletin asaletinin özetidir.</p>

<p>Devlet, milletin temiz yüreğine muhtaçtır.</p>

<p>Siyaset bazen gürültülü olabilir, zaman zaman gölgeler uzayabilir, bazen yanlış anlaşılmalar olur…</p>

<p>Ama bir hakikat hiç değişmez:</p>

<p>Devlet, milletin duasıyla ayakta durur.</p>

<p>Milletin duası ise tertemiz kalplerde yaşar.</p>

<p>Dinin dilinde buna “sadakat”, “emanet”, “helal” derler.</p>

<p>Siyasetin dilinde “dürüstlük”, “sorumluluk”, “devlet ciddiyeti”…</p>

<p>Hangi dilden bakarsak bakalım, devlet-millet ilişkisinin özü aynıdır:</p>

<p>Devletin vakarını, insanın vicdanı taşır.</p>

<p>Ve Turgut Efendi’nin taburesi, işte bu vakarın hatırlatıcısıdır.</p>

<p>Devleti terörün gölgesiyle anmak, bu millete ağır gelir.</p>

<p>Sert suçlamalar yapmaya gerek yok; kimseyi hedef göstermeye de…</p>

<p>Ama şunu bilmek gerekir:</p>

<p>Terör, insanın kalbine korku koyar;</p>

<p>Devlet ise insanın kalbine güven koyar.</p>

<p>Bu iki kelime yan yana geldiğinde, en çok yaralanan yine bu millet olur.</p>

<p>Bu nedenle, devletin dili de, siyasetin dili de, insanın dili gibi temiz kalmalı.</p>

<p>Yanlış anlaşılacak yakınlıklardan, gölge düşürecek sözlerden kaçınmalı.</p>

<p>Çünkü bu ülkenin en temiz duası, Anadolu’nun köşelerinde, bir taburenin üstünde oturan insanlardadır.</p>

<p>Bu ülkede Turgut Efendiler varken…</p>

<p>– Milletin hakkına göz dikmek yakışmaz.</p>

<p>– Yetimin rızkı üzerinden hesap yapmak yakışmaz.</p>

<p>– Devletin adını yanlış gölgelere bulaştırmak da yakışmaz.</p>

<p>Devleti ayakta tutan şey rütbeler değil;</p>

<p>şehit babasının “Vatan sağ olsun” diyebilen yüreğidir.</p>

<p>Belgeseldeki o birkaç dakika, bugünün Türkiye’sine yumuşak bir öğüt gibi duruyor:</p>

<p>Devletin büyüklüğü, milletine ne kadar yakın durduğuyla ölçülür; milletin duası ise devletin en büyük zırhıdır.</p>

<p>Ve bazen, bütün devlet aklı bir tabureye sığar:</p>

<p>Üzerinde oturan adamın helalinden yana olan duruşuna…</p>

<p>Sevgiyle Kalın..</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//vatan-sagolsun/255/</link>
<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 12:53:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yeni Çatışma Bölgeleri </title>
<description><![CDATA[<p>Kıymetli okurlarım, bu köşeden olabildiğince uluslararası arenada yaşananları ve yaşanabilecek gelişmeleri sizlere arz etmeye çalışıyorum. Nitekim uluslararası alanda meydana gelen birçok olayın ülkemize dolaylı yansımalarını da açıkça görmekteyiz.</p>

<p>Dünya sisteminin yeni bir düzene evrileceğini ve bu evrimin neticesinde bölgesel kırılmaların yaşanabileceğini önceki yazılarımda da ifade etmiştim. Yeni yüzyılın en büyük kırılması, bölgesel çatışmaların yön değiştirecek olmasıdır.</p>

<p>Yaklaşık yüz yılı aşkın süredir gerilimin, kaosun, savaşın ve kanın eksik olmadığı <strong>Ortadoğu’daki</strong> tablo değişmeye başlamıştır. Bu durum, dünyanın yeni çatışma bölgelerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.</p>

<p>İlk etapta çok fazla dikkate alınmayan bu bölgelerin, gelinen noktada artık kendilerini iyiden iyiye belli etmeye başladığını görmekteyiz.</p>

<p>Yeni dünya düzeninde Ortadoğu kısmen de olsa çatışma bölgesi olmaktan çıkacak, yerine üç ana bölge gelecektir. Bu bölgelerin, önümüzdeki yüzyıl boyunca dünya siyasetine yön verme potansiyeline sahip olacağı kanaatindeyim.</p>

<p>Kişisel değerlendirmeme göre yeni yüzyılın muhtemel çatışma bölgeleri şunlar olacaktır:</p>

<p><strong>1. Latin Amerika Hattı:</strong><br />
Özellikle Venezuela merkezli olmak üzere Kolombiya ve Karayipler’i de içine alan bu hat, zengin yer altı kaynakları sebebiyle ABD, Çin ve Rusya arasında yaşanabilecek gerilimlerin merkez üssü olmaya adaydır. Bölge, büyük güç rekabetinin en sert hissedileceği alanlardan biri olma potansiyelini taşımaktadır.</p>

<p><strong>2. Kuzey Avrupa Hattı:</strong><br />
Uzun süredir ısınma eğilimi gösteren bu hatta, Kuzey Denizi ve çevresindeki ülkelerin kıta sahanlığında zengin yer altı kaynaklarının bulunduğu bilinmektedir. Danimarka, Norveç ve İsveç’i çevreleyen bu alanın; ABD, AB, Rusya ve Çin arasında yeni bir rekabet alanına dönüşmesi kuvvetle muhtemeldir. Nitekim geçtiğimiz aylarda özerk statüde Danimarka’ya bağlı olan Grönland’ın ABD’ye bağlanmasının gündeme gelmesi, bölgenin kısa ve orta vadede sıcak gelişmelere açık olduğunun işaret fişeği niteliğindedir.</p>

<p><strong>3. Uzak Doğu Asya:</strong><br />
Bölgenin hamisi konumundaki Çin’in tam kontrol arzusu, mevcut dengeleri köklü biçimde değiştirmektedir. Güney Kore ve Japonya üzerinden bölgeyi etkisi altında tutan ABD’nin, Ortadoğu’daki askeri varlığını kademeli şekilde Uzak Doğu Asya’ya kaydırması, Çin-ABD rekabetini daha da sertleştirecektir. Bu durum, bölgeyi önümüzdeki dönemde küresel güç mücadelesinin ana sahnelerinden biri haline getirebilir.</p>

<p>Tüm bu gelişmeler bize açık bir gerçeği göstermektedir:<br />
Yeni dünya düzeni, beraberinde yeni gerilim ve çatışma bölgelerini de doğurmaktadır.</p>

<p>Bakalım zaman bizlere neler gösterecek…<br />
Hep birlikte yaşayıp göreceğiz.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//yeni-catisma-bolgeleri/254/</link>
<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 18:37:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Koşar Gelen Felaket: Nufusun Artmaması</title>
<description><![CDATA[<p>Ülkemizin nüfusunda son dönemlerde inanılmaz bir azalış eğilimi görülmektedir.<br />
Bunun nedenlerine gelmeden önce ülkemizin nüfus artış dönemlerine bakmakta fayda olacaktır.</p>

<p>Öncelikle bugünü anlamak için düne bakmamız gerekmektedir.<br />
Dünün analizini yapmadan yapılacak her analiz mutlaka eksik ve yanlıştır.</p>

<p>Ülkemizin nüfus planlaması ve artış hızına baktığımızda, Cumhuriyetimizin ilk yıllarından itibaren inişli çıkışlı bir tabloyla karşılaşmaktayız.</p>

<p>Ülkemizin nüfus artış hızı 1927 ile 2020 yılları arasında 6,13 kat artmıştır.<br />
II. Dünya Savaşı (1939-1945) dönemi dışında, genellikle nüfus artış hızı %2’nin üzerinde olmuştur.<br />
1945-1960 yılları arasında ise artış hızı daha da yükselmiştir.<br />
Ancak 1960 yılından itibaren düzenli bir düşüş görülmektedir.<br />
2000’li yıllarda bu oran %2’nin altına inmiş, 2020 yılından itibaren ise %1’in altına gerilemiştir.</p>

<p>2020 ile 2024 yılları arasındaki doğurganlık oranına baktığımızda, ortalamanın %1,76 ile %1,48 arasında seyrettiğini görmekteyiz.</p>

<p>Yukarıdaki verilere baktığımızda, ülkemizin geleceği açısından büyük bir felakete doğru gittiğimiz açıktır.</p>

<p>Eğer gerekli önlemler alınmazsa, 2050 yılından itibaren çok ciddi bir sorunla karşı karşıya kalacağız.</p>

<p>Bu konuyla alakalı şahsi bazı önerilerimi sizlerle paylaşmak isterim.</p>

<p>Doğurganlık hızının azalmasındaki etkenlerin başında hiç şüphesiz <strong>ekonomi</strong> gelmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda, çocuk başına verilen çocuk yardımlarının miktarı artırılmalı ve bu rakamlar aile ekonomisine gerçek anlamda katkı sağlayacak seviyede olmalıdır.<br />
Ayrıca bu yardımlar her ay düzenli olarak verilmeli; anne veya babanın kimlik numarasına yatırılarak, diledikleri bankadan çekebilmeleri sağlanmalıdır.</p>

<p> </p>

<p>1. çocuk için <strong>2.000 TL</strong></p>

<p> </p>

<p>2. çocuk için <strong>3.000 TL</strong></p>

<p> </p>

<p>3. çocuk için ise <strong>5.000 TL</strong> çocuk yardımı yapılmalıdır.</p>

<p>Bu rakamlar çocuk sayısına göre artış gösterebilmelidir.<br />
Çocuk parası, çocuk 18 yaşına gelene kadar devam edecek şekilde planlanmalıdır.</p>

<p>Ancak çocuk öğrenimine devam ederse, lisans ve yüksek lisans eğitimine göre ödeme devam etmelidir.<br />
Lisans ve yüksek lisans yapan çocuklar için yaş sınırı 25 olmalı, 25 yaşını aşan çocuklara ödeme yapılmamalıdır.</p>

<p>Ayrıca üçten fazla çocuğu olup kira evde oturan ailelere devlet tarafından <strong>kira yardımı</strong> desteği sağlanmalıdır.<br />
Olası ihmallerin önüne geçmek için kira sözleşmelerinin noter huzurunda yapılması şartı getirilmelidir.</p>

<p>Geleceğin dünyasında söz sahibi olmak istiyorsak, bu şekilde bir yapılanma sürecine gitmek zorundayız.<br />
Aksi takdirde, geleceğimiz adına pek de parlak bir tablo olmadığını ifade etmek isterim.</p>

<p>Ekonomik olarak dünyanın en önemli ekonomilerinden biri hâline gelen ülkemizin, bu <strong>felaket</strong> karşısında gerekli önlemleri alacağına inancım tamdır.</p>

<p>İnşallah devletçe, milletçe bu felaketin de üstesinden geleceğiz.</p>

<p><strong>Selam ve hürmetle</strong></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//kosar-gelen-felaket-nufusun-artmamasi/253/</link>
<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 10:20:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yeni Dönemin Kodları ve Değişen Dengeler</title>
<description><![CDATA[<p>Dünya siyasetinde dengelerin ve kodların çeşitli şekillerde değiştiğine şahit olduğumuz bir süreçten geçiyoruz.<br />
Yeni bir sistemin eşiğindeyiz ve bu dönemde <strong>dengeleri doğru okuyan</strong>, <strong>kodları doğru analiz eden</strong> devletlerin kazançlı çıkacağı artık açık bir gerçektir.</p>

<p>Bu köşeden defalarca ifade ettiğim üzere, <strong>dünyamız yeni bir kırılmanın ve yeni bir sistemin kuruluş aşamasında</strong>.<br />
Bu sürecin sancılı ve gerilimli geçeceği konusunda kimsenin aklında bir tereddüt yok.<br />
Ancak, yeni sistemin dengelerinin ve kodlarının neler olacağı hususunda hâlâ net bir tablo ortaya çıkmış değil.</p>

<p>Yeni sistemin kodlarından biri; dünyanın <strong>tek kutuplu düzenden çıkarak çok kutuplu bir yapıya geçmesi</strong> olacaktır.<br />
İkincisi, bu çok kutuplu yapıya bağlı olarak <strong>gerilim bölgeleri ve ekonomik rekabet alanlarının değişmesi</strong> beklenmektedir.<br />
Üçüncüsü, bu yeni düzende <strong>gelişmekte olan ülkeler</strong> birer birer gelişmiş statüsüne yükselecek ve <strong>küresel siyasette daha fazla söz sahibi</strong> olacaktır.</p>

<p>Dördüncü olarak, <strong>Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluş</strong> kendini yeniden yapılandıracak; bu dönüşümde gelişmiş statüsüne yükselen ülkelerin ağırlığı hissedilecektir.</p>

<p>Burada özellikle belirtmek gerekir ki, <strong>Avrupa Birliği de yeni bir formatla kendini yenilemeye gidecektir.</strong><br />
Başta ülkemiz olmak üzere adaylık süreci devam eden devletlerin <strong>birliğe tam üyeliği sağlanacak</strong>, bu şekilde Birlik, İslam dünyasındaki olumsuz <strong>algısını kırmaya</strong> çalışacaktır.<br />
Bu bağlamda <strong>Bosna Hersek’in de AB’ye dahil edilmesi</strong> olası gelişmelerden biridir.</p>

<p>Yeni dönemi değerlendirirken sadece içeriden bakmakla yetinmemeliyiz.<br />
Küresel ölçekte <strong>yeni gerilim alanlarının Kuzey Avrupa, Latin Amerika ve Uzak Doğu Asya</strong> olacağını öngörüyorum.<br />
Buna karşılık <strong>Ortadoğu’da savaş ve kaosların azaldığı</strong>, <strong>Türkiye öncülüğünde huzur ve güvenin tesis edildiği</strong> bir döneme girileceğini düşünüyorum.</p>

<p>2030 yılına kadar, başta <strong>Filistin meselesi</strong> olmak üzere ümmetin gözyaşı haline gelen birçok sorunun <strong>ülkemizin liderliğinde çözüme kavuşacağını</strong> öngörmekteyim.<br />
Bu süreç sonunda Filistinli kardeşlerimizin <strong>kendi topraklarında özgür, huzurlu ve güven içinde</strong> yaşamaları mümkün olacaktır.</p>

<p>Ayrıca, <strong>İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)</strong> sembolik bir yapı olmaktan çıkıp <strong>dünya siyasetinde yön veren bir aktör</strong> haline gelecektir.<br />
Hatta İİT’nin <strong>merkezinin ülkemize taşınması</strong> önümüzdeki dönemde gündeme gelebilir.<br />
Teşkilata, Müslüman nüfusu yüksek üç yeni ülkenin katılımı da muhtemel görünmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede bir diğer önemli gelişme de <strong>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda resmen tanınması</strong> olacaktır.<br />
Türkiye’nin yürüttüğü yoğun diplomatik çabaların sonuç vereceğini ve yakın zamanda KKTC’nin, <strong>Kıbrıs Türk Cumhuriyeti</strong> adıyla <strong>BM kararıyla tanınacağını</strong> öngörüyorum.</p>

<p><strong>Arap Birliği</strong> de kendini yeni dünya düzenine göre yeniden yapılandıracak ve bölgesel etkisini artıracaktır.</p>

<p>Yeni dönemde <strong>küresel ticaretin tek para birimi üzerinden değil, en az dört farklı para birimiyle</strong> yürütüleceğini düşünüyorum.<br />
Özellikle <strong>Afrika kıtasında</strong>, yer altı ve yer üstü zenginliklerin <strong>Afrikalı halklar arasında daha adil paylaşılacağı</strong> bir döneme girilecektir.</p>

<p>Büyük bir kitlesel savaş beklemediğimi de vurgulamak isterim.<br />
Hiçbir devlet, kendi huzurunu ve refahını tehlikeye atmak istemez.<br />
Ancak yaşanan gelişmeler, <strong>“Yeni Bir Soğuk Savaş Dönemi”</strong> olarak nitelendirilebilir.</p>

<p>Sonuç olarak;<br />
<strong>Dünya siyasetinin yeni kodlarını doğru okuyan devletler yüzde yüz kazançlı çıkacak</strong>,<br />
yanlış okuyanlar ise <strong>aynı oranda zararla karşılaşacaktır.</strong></p>

<p>Bakalım, önümüzdeki süreçte neler olacak, neler göreceğiz…</p>

<p><strong>Saygı ve hürmetle.</strong></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//yeni-donemin-kodlari-ve-degisen-dengeler/252/</link>
<pubDate>Sat, 08 Nov 2025 12:03:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>EŞEKLİKTEN KURTULMAK</title>
<description><![CDATA[<p>Köyün yaşlı semercisi, Bekir Usta ölmüştü.</p>

<p>Sabah köy meydanı alışılmadık bir kalabalıkla dolmuştu.</p>

<p>Tüm eşekler bir araya gelmiş, tepinip oynuyor, kulaklarını sallayıp neşeyle anırıyorlardı.</p>

<p>Yıllardır sırtlarında semer taşıyan bu hayvanlar, ilk kez özgür olduklarına inanmışlardı.</p>

<p>Kimisi “Artık sırtımız yara bere olmayacak!” diyor,</p>

<p>kimisi “Dağlarda, ovalarda istediğimiz gibi dolaşacağız!” diye sevinç çığlıkları atıyordu.</p>

<p>Ancak duvar dibinde, gözleri bulanık, beli bükülmüş yaşlı bir eşek sessizce duruyordu.</p>

<p>Ne neşeleniyor, ne de kalabalığa katılıyordu.</p>

<p>Genç eşeklerden biri dayanamayıp yanına geldi:</p>

<p>“Ne o ihtiyar, haberin yok galiba? Bekir Usta öldü! Artık kimse sırtımıza semer yapamayacak!” dedi.</p>

<p>Yaşlı eşek derin bir nefes aldı, başını kaldırdı ve şöyle dedi:</p>

<p>“Benim için fark etmez evlat… Ama siz gençlere acırım.</p>

<p>Bugün sevinçle tepinirken aslında yas tutmalısınız.</p>

<p>Bekir Usta iyi kötü bizim ölçümüzü bilirdi.</p>

<p>Semer yaparken dikkat eder, yaranın üstüne dikiş atmazdı.</p>

<p>Yarın bir acemi semerci gelir, sırtınızı öyle bir vurur ki, bir daha doğrulamazsınız.”</p>

<p>Kalabalık sessizleşti.</p>

<p>Yaşlı eşek bir süre sustu, sonra gözlerini ufka dikti:</p>

<p>“Semerciden değil, eşeklikten kurtulmanın yolunu arayın.</p>

<p>Siz eşek kaldıkça, sırtınıza semer yapan bulunur.”</p>

<p>*</p>

<p>Bu küçük hikâye, aslında bir köyde değil, bugün tüm dünyanın ortasında yaşanıyor.</p>

<p>İsimler değişiyor, zaman değişiyor ama eşeklik baki kalıyor.</p>

<p>İnsan, sadece bir “semerci”den yani otoriteden, yöneticiden, sistemden, şeytandan kurtulmakla özgür olamaz.</p>

<p>Gerçek özgürlük, nefsin zincirlerini kırmakla başlar.</p>

<p>*</p>

<p>Kur’an’da Rabbimiz buyurur:</p>

<p>“Bir toplum, kendini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”</p>

<p>(Ra’d Suresi, 11. Ayet)</p>

<p>Demek ki mesele Bekir Usta’da değil.</p>

<p>Semer yapan hep bulunur.</p>

<p>Önemli olan, sırtında semer taşımaya razı olan eşekliği terk etmektir.</p>

<p>Bugün de toplumlar, bireyler aynı hatayı yapıyor.</p>

<p>Bir yöneticiyi, bir sistemi, bir düzeni suçluyoruz.</p>

<p>Ama kimse dönüp kendine bakmıyor:</p>

<p>“Ben neden hep semer taşımaya razı oluyorum?” diye sormuyor.</p>

<p>Gerçek özgürlük; başkaldırmakta değil, olgunlaşmakta gizlidir.</p>

<p>Gerçek kurtuluş; semercinin gitmesiyle değil, eşekliğin bitmesiyle olur.</p>

<p>Ve unutma:</p>

<p>Semerci değişir, semer değişir…</p>

<p>Ama eşeklik baki kalırsa, adalet, huzur, bereket gelmez.</p>

<p>Oysa insan, aklını ve kalbini Allah’ın nuruyla aydınlatırsa,</p>

<p>hiçbir semerci ona boyunduruk vuramaz.</p>

<p>Rüzgârlar yönünü değiştirir, hükümdarlar tahtını…</p>

<p>Ama hakikati bilen insanın sırtına semer vurulmaz.</p>

<p>Çünkü o bilir ki:</p>

<p>En büyük özgürlük, Allah’a kul olmaktır.</p>

<p>Sevgiyle Kalın..</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//eseklikten-kurtulmak/251/</link>
<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 12:04:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İkinci Soğuk Savaş Dönemi </title>
<description><![CDATA[<p><strong>Tarih Tekrar mı Ediyor?</strong></p>

<p>Günümüzde yaşanan olayları anlamak için geçmişe bakmak şart. Tarih, bazı dönemlerin adeta tekrar ettiğini gösteriyor. Soğuk Savaş, dünyanın en uzun soluklu vekâlet savaşlarının yaşandığı ve iki kutuplu bir dengenin hüküm sürdüğü bir dönemdi. 17 Aralık 1947’de başlayan bu süreç, 26 Aralık 1991’de sona erdi.</p>

<p><strong>Yeni Dönem: İkinci Soğuk Savaşı</strong></p>

<p>Bugün ise dünya, yeniden Soğuk Savaş benzeri bir sürece girmiş durumda. Herkes üçüncü dünya savaşı beklerken, gelişmeler dünyanın <strong>İkinci Soğuk Savaşı</strong> dönemine doğru ilerlediğini gösteriyor.</p>

<p>İlk dönemde iki taraf varken, şimdi birden fazla aktör öne çıkıyor:</p>

<p>· <strong>Batı Bloğu:</strong> ABD ve İngiltere</p>

<p>· <strong>Doğu Bloğu:</strong> Rusya ve Çin</p>

<p>· <strong>İslam Coğrafyası:</strong> Türkiye</p>

<p><strong>Ekonomik Güçler Ön Planda</strong></p>

<p>Yeni dönemde büyük askeri savaşlardan ziyade ekonomik ve siyasi ilişkiler belirleyici olacak. Aktörler, yeni ortaklıklar ve dengeler kuracak. Avrupa Birliği, yapısını yeniden şekillendirerek bu yeni sisteme uyum sağlayacak.</p>

<p><strong>Birleşmiş Milletler’de Yenilik</strong></p>

<p>Birleşmiş Milletler’de de önemli değişiklikler bekleniyor. Veto hakkının yerini oy birliği ve oy çokluğu gibi mekanizmalar alabilir. Her kıtadan iki ülkenin oy kullanma hakkı kazanacağı bir yapı gündemde.</p>

<p><strong>Sermaye Dağılıyor</strong></p>

<p>Sermaye, tek merkezden farklı bölgelere dağılıyor. Dünya Bankası’nın Çin’e, IMF’nin Türkiye’ye yaklaşması olası. Uluslararası güçler dengesi değişirken, Birleşmiş Milletler’in başında İngiltere’nin rol alabileceği öngörülüyor.</p>

<p><strong>Küresel Sorunlar ve Yeni Ortaklıklar</strong></p>

<p>Filistin’den Doğu Türkistan’a kadar pek çok mesele, İslam coğrafyası lehine yeniden şekillenebilir. Dünya, beklenen büyük savaştan ziyade, <strong>büyük kırılmaların ve yeni ortaklıkların yaşandığı bir dönem</strong> içine giriyor.</p>

<p>Bu nedenle bu yeni döneme ben <strong>“İkinci Soğuk Savaş Dönemi”</strong> diyorum.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//ikinci-soguk-savas-donemi/250/</link>
<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 11:56:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ne Gafildir Onlar</title>
<description><![CDATA[<p>Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm ancak fikri külliyatımın yalnızca hissi kaideler ile kaim olmaması adına, zikre dönüşmesinde uygun emarelerin de yeterli düzeyde hasıl olması gerekliliği gibi sözümün arka planına mana katması için beklediğimiz hadiselerin de artık vaki olduğu kanaatindeyim. An o dur ki; geri durmanın yalnızca bir muhteris kifayetinde kalma bunalımlarının veya nevrozlarının tüketiminden beri kalma, içselleştirilmiş kaygıların zamansal eylemselliği manzumesine nema edilmesi hakikatine meyyaldir. Bazı fikirler vardır yalnızca söyleyenin kendisini var etmesini amaçlar ancak bazı fikirler de söyletilenlerin gerçekliğine vukufiyet gereksinimi hissettirir. İlki tercih edenler kanaatimce kamusal meselelere merak duymaları yönünden bizzat bedbahttırlar ve de ne yazıktır tercihini bu yönde kullananlardan müteşekkil bir topluluk içerisinde yaşamak, manayı algılamayla derdi olmayanlar! Evet onlar, ne gafildir onlar! Yüzeysel geçişlerin yüzeye erişemediği, yüzeyselliğin bile yüzeysel saiklerle donatıldığı, hakiki emelin münferit ve oldukça nefsi muhayyilelerle bezendiği, mes'elenin meselesiz kaldığı hülasa ciddiyetin bertaraf olduğu bir süreçler manzumesindeyiz. Kimi zaman berrak, kimi zaman bulanık fakat her haliyle muhteviyatı hoyrat süreçler bahis konumuz. Ahlak ve erdem üzerine konuşmaların kıyısında mahsur kalabilecek düzeyde avam ve lümpenlerin kurduğu tezgah, helalinden satışa talip olup sermayesini nesafetten öte iktisaba her haliyle namzet mudiler, öz ve formu çelişkilerle dolu histerik çıkışların içine hapsolmayı gerektirir. Haliyle muteber olanı arayış, müspet terazilerden münezzeh menfi çıkarımsamaları zuhur ettirir ki, orası çok tenhadır, uzaklaştıkça içine çeker, çeker, çeker... Türkiye'nin son birkaç yıldır üzerinde durduğu siyasi yargılamalara bakış açısını kendi zaviyemden değerlendirmeye çalışıyorum. Yazdıklarım bir miktar öteki gelebilir, yeni normalim der geçerim. Antik Yunan Felsefesinin siyaset kurumunu ve kamusal alanı anlamlandırma gayretlerinin bugün her ne kadar pratik hayata uyguladığımızda çıktıları kadim öğretileri doğrulasa da, şimdilik o taraflara bir virgül! Şu aşamada Aristo'nun toplum ve siyaset ilişkisini, Platon'unun 'politei, politikos, nomoi' sarmalındaki derin çözümlemelerle geçen fırtınalı manevralarını, Epikürcü Okuldan Stoacı Okula vs. Kümülatif bir selam çakmaktan ve derin saygı duymaktan başka pek çaremiz yok. Ancak yazımızın girişinde de izah etmeye çalıştığımız emarelerin gerekliliğine lüzum vardı ve de sebat sırları önümüzde deşifre ediyor. Ne demişti Amentu şiirinde İsmet Özel; ''...rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için bana deha değil belgeler gerekli kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza...'' Evet gerekti ifadeler ehemmiyet arz ettiği kadar! Bana göre çok apaçık deliller var! Türkiye'de siyasi yargılamalar günümüzün yaşantısı içerisinde peyda olmuş değildir, yeni düzen konseptinde siyasi yargılamaları milad olarak cumhuriyetin kuruluşundan alabiliriz. Bana göre Türkiye'nin ilk ciddi imtihanı İstiklal Mahkemeleriydi ve sınıfta kaldık. Sonrasında Yassıada Yargılamalarıydı ve yine sınıfta kaldık. Akabinde 1980 Darbesiyle gelen siyasi parti yargılamalarıydı yine sınıfta kaldık. 90'lı yılların Türkiye'sinde yaşanan hadiseler içerisindeki Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin özellikle muhafazakar camia üzerindeki etkisel hafızası tazedir, yine sınıfta kaldık. Bir umut zuhur etti aslında, bir dönem Ergenekon Yargılamaları vardı bilirsiniz, yine 'kudretli paşaların' yargılandığı 28 Şubat Davaları, kanaatimce bürokrasinin bağırsaklarını temizleyici ve de statik dengenin milli kaidelere evrilebileceği devrimsel nitelikteydi ancak ne yazıktır ki FETÖ gölgesi düştü! Adil yargılanmaların olamadığından hareketle pek çokları beraatle paçayı sıyırdı fakat hafıza tazedir, hatırlarda kalır, mutlakiyetle kendini yeniler... Nitekim yeniledi de! Ak Parti iktidarının 2002 yılından bu yana pek çok badireleri atlattığı bilinmektedir. Kurucu kadroların niteliği tartışılabilir ancak ilk kuruluş refleksleriyle teşkilat düzeyi arasında her dönem ciddi farklılıklar oldu. Parti üst yönetimiyle alt düzey teşkilatları arasındaki denge unsuru ise liderlik makamı oldu. Milli Görüş geleneğinden gelen kimseler heyecanlıydı, tutkuluydu, azimliydi, inançlıydı ancak nitelikli değildi. Halihazırda geleneğin tortulları olarak kalan Saadet Partisi ve de Yeniden Refah Partisi siyasi partilerin teşkilat yapısına ve içerisinde barındırdıkları kimselere bakıldığında ne demek istediğimiz daha net anlaşılacaktır. Ancak çok daha vahim olan husus ise, Ak Parti'nin kuruluşundan 2013 yılına kadar ki sürecinde yani FETÖ'nün FETÖ'leştiği 17-25 Arlık operasyonlarına kadar, en azından niteliksel katkılarının olduğu yadsınamazdı. Zira 2013 yılından itibaren çeşitli vakıflar aracılığıyla süreç istihkam edilmek istenmiş ve 2019 yerel seçimleriyle ciddi bir darbe almıştır. Yerini doldurma amaçlı zuhur eden kuruluşlar kanaatimce aşırı politize olmuş, aşırı kamu gücüyle donatılmış ve de ne yazık ki olabildiğince iradesi ve niteliği noksan kimselerden yönetim kadroları oluşturulmuştur. Sessiz olsun bizim olsun stratejisi, yalnızca sessizlik temelli olduğundan, ileride ses getirmesini bekleme umudunun varlığı da şaşılacak şeydir doğrusu! Tayyip Bey parti teşkilatlarıyla süreci yönetmek istemiş ancak kendi liderliğinin ve dehasının geldiği nokta ile parti teşkilatları arasında çok derin bir uçurum olduğunu anlamıştır. Hatta kanımca sadece teşkilatları değil mevcut iktisadi çalkantılar içerisinde çoğu zaman dezenformasyona uğramış olan merkez sağ ve muhafazakar camia diye nitelendirilebilecek kendi kitlesi içinde aynı yorumda bulunmak mümkündür. Tayyip Bey, bürokratik kalkışmalar karşısında yalnızdı ve yalnızca en yakınında aile üyeleri vardı ancak nispeten 23 yıllık iktidarın birikimi hatta mirası sayılabilecek birkaç bürokrat dışında. Statüko ve yerleşik düzencilerin kaderin cilvesi olsa gerek ki uzunca bir sürenin ardından yapısal olmamakla birlikte dönemsel dönüşümünü sağlamış olması, Tayyip Beyin bürokratik arenadaki kuvve-i azmine dayanak oldu. İBB ve Ekrem İmamoğlu ile ilgili yürütülen soruşturmanın akıbeti yakında ortaya çıkar ve de kamuoyu olarak hepimiz aydınlanmış oluruz. Neticeten ne olur ne biter kısmıyla ilgili elbette ki bir görüşümüz vardır ancak bu görüşlerin hepsi gündelik siyasi gündem nedeniyle en fazla politik olabilir. Mevzunun esası da halihazırda tamamen siyasi olduğundan, ana muhalefet ile iktidar arasındaki karşılıklı atışmaları tahlil etmek gerekir. Tüm süreç içerisinde kanaatimce CHP, oturaklı savunmalardan ziyade, en başında kendilerine karşı bir darbe ve nihayetinde ise cumhuriyet rejimine karşı başkaldırı düzleminde ilerleme stratejisi üzerindedir. Ancak Özgür Özel'in bir açıklaması var ki, yazımızın içeriğinde cevaplarını barındırmaktadır. Özgür Özel'in yargı makamlarına karşı söylemleri oldukça nezaketten uzak hatta yer yer belki suçtur ancak Tayyip Beye hitaben söylemiş olduğu 'kendi kollarından ve teşkilatından umudunu kesti ve de yargı kollarını kurdu' söylemi, çok yönden değerlendirilmelidir. Devlet aygıtının somutlaştırıldığı kural ve kaideler bütünü olan hukuk devleti ilkesi veya Türkiye'nin genel ahval ve şeraitinin değişimi gibi hususlar, bahsi geçen söylem üzerinden genel bir yorum olabilir ve de ciddiyetle ele alınmalıdır ancak özel yorumun da ise Ak Parti'nin kuruluş felsefesinden gelinen noktaya kadar ki barındırdığı anlam ve önemini, yetiştirdiği kadroları, çatıdan tabana yer yer olmakla birlikte bazılarına göre ise derin çatlaklıkları tasvir etmesi yönünden bizzat partililer arasında değerlendirilmesi gerekilen bir husustur! Bu söylem alelade bir söylem değildir, haklılığı ise vicdanlara kalmıştır. Hürriyete aşık vicdanlar, bir dönem saf tuttukları devrimsel saflara kamu gücüne rağmen katılmışlardı oysa günümüz devrimcilerinin yaşadıkları en kutsal olay, herhangi bir kamu kuruluşunun gücünün saflarının arasında erimektir. Kamu gücü demişken bir soru; Kamu gücü de gaflete dahil midir veya kamusal alandakiler de gafil midir? Soru sayısı birle başladı iki oldu, daha da artmadan yazıyı bitirelim en iyisi ama kader bu ya, birin olduğu yerde muhakkak iki de gelir...</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//ne-gafildir-onlar/249/</link>
<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 11:55:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Adaletin Nefesi </title>
<description><![CDATA[<p>Hz. Davut Aleyhisselam zamanında, yaşlı bir kadın üç yetimiyle yoksulluk içinde yaşam mücadelesi veriyordu. Günlerce çalışıp bir çuval un kazanmış, evine dönerken çocuklarına ekmek yapma hayaliyle yürüyordu. Ancak bir anda çıkan sert bir rüzgâr, o çuvalı omzundan alıp uzaklara savurdu. Kadın şaşkınlık içinde kaldı, gözyaşlarına hâkim olamadı.</p>

<p>O sırada henüz çocuk yaşlarında olan Süleyman Aleyhisselam oradan geçiyordu. Kadını görünce sordu:</p>

<p>“Ey ana, neden ağlıyorsun?”</p>

<p>Kadın yorgun ve üzgündü:</p>

<p>“Git evladım, derdim bana yeter.”</p>

<p>Ama Süleyman Nebi’nin kalbi adaletle doluydu.</p>

<p>“Anlat ey ana, ben Davut Peygamber’in oğluyum,” dedi.</p>

<p>Kadın içini çekti: “Çocuklarım aç. Günlerce çalıştım, bir çuval un kazandım. Fakat rüzgâr geldi, onu uçurdu gitti. Şimdi ne onlara yemek var ne bana güç.”</p>

<p>Süleyman Aleyhisselam sükûnetle cevap verdi:</p>

<p>“O halde rüzgârı babama, Davut Peygamber’e dava et.”</p>

<p>Kadın şaşkındı:</p>

<p>“Evladım, hiç rüzgâr dava edilir mi?”</p>

<p>Süleyman tebessüm etti:</p>

<p>“Et ana. Çünkü adalet, yalnız görüneni değil, görünmeyeni de araştırmaktır.”</p>

<p>Kadın çaresizce saraya gitti. Hz. Davut vezirleriyle meşguldü. Kadını dinledi, gülümsedi ve dedi ki:</p>

<p>“Rüzgâr dava edilir mi? Verin şu kadına bir çuval un, gitsin.”</p>

<p>Kadın sevinçle ayrılırken Süleyman onu kapıda karşıladı:</p>

<p>“Ey ana, hakkını mı aldın, yoksa sadaka mı?”</p>

<p>Kadın bir an sustu.</p>

<p>“Babam sana sadaka verdi, davanı görmedi,” dedi Süleyman.</p>

<p>“Git ve hakkını iste. Çünkü adalet, sadece vermek değil, yerini bulmaktır.”</p>

<p>Kadın tekrar içeri girdi. Davut Aleyhisselam ikinci bir çuval un verdi.</p>

<p>Fakat Süleyman yine ısrar etti:</p>

<p>“Ey ana, adalet tamamlanmadı. Çünkü hak aranmadıkça eksik kalır.”</p>

<p>Davut Peygamber bu ısrara şaşırdı. O gece secdeye kapanıp Rabbine niyaz etti:</p>

<p>“Yarabbi, bu işin hikmeti nedir?”</p>

<p>Cenab-ı Hak, Cebrail Aleyhisselam’ı gönderdi:</p>

<p>“Ey Davut, askerlerini sabah limana gönder. Bir gemi gelecek, hakikat onunla gelecektir.”</p>

<p>Sabah, askerler limanda bir gemi gördüler. Gemiden tüccarlar indi. Huzura çıkarıldıklarında şöyle dediler:</p>

<p>“Fırtınaya yakalandık. Gemimiz delindi, batmak üzereydik. Dua ettik: ‘Yarabbi, bizi kurtarırsan malımızın onda birini sadaka vereceğiz.’ Tam o anda bir çuval un uçtu geldi, deliği tıkadı, suyun girmesini engelledi. Gemimiz kurtuldu. İşte o unun hakkı olarak şu üç tabak altını getirdik.”</p>

<p>Hz. Davut, yaşlı kadını huzura çağırdı:</p>

<p>“Ey ana, işte rüzgârın getirdiği adalet. Bu altınlar senin ve yetimlerinin hakkıdır.”</p>

<p>Kadın sevinç gözyaşlarıyla ayrılırken Süleyman Nebi şöyle dedi:</p>

<p>“Ey ana, gördün mü? Eğer hakkını aramasaydın iki çuval unla yetinecektin.</p>

<p>Ama sabır ve adalet seni hakikate ulaştırdı.”</p>

<p>*</p>

<p>Bu kıssa, sadece bir dönemin değil, her çağın dersidir.</p>

<p>Çünkü adalet, taş duvarlı mahkemelerde değil, insanın vicdanında başlar.</p>

<p>Rüzgâr, belki o gün bir kadının ununu uçurdu ama aynı rüzgâr, Allah’ın hikmetiyle bir gemiyi batmaktan kurtardı.</p>

<p>O yüzden kimse “Bu bana neden oldu?” demesin.</p>

<p>Bazen kaybettik sandıklarımız, kurtuluşun anahtarı olur.</p>

<p>Adalet, bazen sessizdir, bazen görünmez.</p>

<p>Ama Allah’ın adaleti, hiçbir zaman eksik işlemez.</p>

<p>Gecikir, sınar, sabrı ölçer ama mutlaka yerini bulur.</p>

<p>Hz. Süleyman’ın dediği gibi:</p>

<p>“Sadaka kalpten gelir, adalet haktan gelir.”</p>

<p>Biri gönlün lütfudur, diğeri Allah’ın emridir.</p>

<p>Bugün dünyada haksızlıklar çoğalsa da,</p>

<p>her kul bilsin ki ilahi adalet daima yerini bulur.</p>

<p>Rüzgâr kimi zaman yıkar, kimi zaman taşır,</p>

<p>ama sonunda hak, sahibine ulaşır.</p>

<p>Sevgiyle kalın..</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//adaletin-nefesi/248/</link>
<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 15:14:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ONLAR, ÖNCÜLER... ÖNDE GİDENLER</title>
<description><![CDATA[<p>Tarihimiz, her döneminde zalim yapılara karşı <strong>hep önde gidenlere</strong> şahit olmuştur.<br />
Onların kalplerinde korku olmaz, akıllarında şüphe barınmaz.<br />
Benliklerinden emin bir şekilde, kendilerinden sonra geleceklere <strong>öncülük vazifesini</strong> en iyi şekilde yerine getirmeyi göze alırlar.<br />
Tıpkı İslam tarihinin ilk yıllarında Müslümanların yaşadıkları gibi…</p>

<p><strong>Erkam’ın evinde</strong> gizlice bir araya gelen bir avuç Müslüman, İslam’ın çileli yıllarında acının her türlüsünü tattı.<br />
İşkencenin her şeklini gördüler ama yılmadılar.<br />
Çünkü onlar <strong>öncülerdi.</strong></p>

<p>Onların vazifesi öncülük etmekti.<br />
Hz. Peygamber’in yanında, <strong>öncülerin öncüsüyle birlikte yol yürümekti.</strong><br />
Yürüdüler… Kendilerinden sonra gelecek olanlara ışık oldular, kandil oldular, çile çektiler…<br />
Ama sonunda huzura kavuştular.</p>

<p>Fakat <strong>öncülerin görevi bitmemişti.</strong><br />
<strong>Eyyüp El-Ensari Hazretleri</strong>, 90 yaşına gelmesine rağmen, Peygamberimizin övgüsüne mazhar olabilmek için İstanbul surlarına kadar geldi.<br />
Bu geliş, İstanbul’un fethini hazırlayan <strong>kutlu bir yolculuktu.</strong><br />
Eyyüp El-Ensari, İstanbul’un fethinin öncüsü olmuştu.</p>

<p>Türk-İslam dünyası açısından <strong>Sultan Alparslan</strong>, kendi ordusundan katbekat fazla sayıda olan Bizans ordusunu mağlup edip, Anadolu’nun kapılarını ardına kadar açarak <strong>bu toprakları Türk yurdu</strong> haline getirdi.</p>

<p><strong>Kurtuluş Savaşı’nda</strong> Mustafa Kemaller, Mehmet Akifler, Rauf Orbaylar, Ali Fuat Cebesoylar, Ali Şükrü Beyler, Halide Edip Adıvarlar, Elmalılı Hamdi Yazırlar ve daha niceleri, vatanı kurtarmak için <strong>öncü</strong> oldular.</p>

<p>Ama bitmedi...<br />
Bir gece, ülkemize karşı ihanet içindeki şer odaklarına <strong>dur</strong> demek için yine öncüler çıktı sahneye.<br />
İsimleri Türkmen Tekin’di, Ömer Halisdemir’di, Mehmet Yılmaz’dı…<br />
Ama vazifeleri aynıydı: <strong>Kendilerinden sonra geleceklere öncülük etmek.</strong><br />
Bu uğurda canlarını feda ettiler.<br />
Onların öncülüğünde, ülkemiz büyük bir işgal girişiminden kurtuldu.</p>

<p><strong>Gazze’de</strong>, insanlık tarihinin en utanç verici ambargosunu kırmak için bir avuç yürekli insan <strong>Mavi Marmara</strong> ile yola çıktı.<br />
Bu öncüler, hayatlarını bu uğurda feda etmeyi göze almışlardı.<br />
Katil sürüsü, gemiye yaptığı baskında o öncüleri şehit etti.<br />
Unutulur mu hiç o kahramanlar?</p>

<p>Onların açtığı bu yola önce <strong>Hanzala Gemisi</strong>, sonra <strong>Madlen</strong>, en sonunda da <strong>Sumud Filosu</strong> katıldı.<br />
Ablukayı kırmak için <strong>öncülerin izinden</strong> yürüdüler.<br />
Ve onlar da öncülerin arasına katıldılar.</p>

<p>İnsanlık tarihinin akışına yeniden yön veren bu öncüler, hem İslam tarihi, hem Türk-İslam tarihi, hem de insanlık tarihi açısından büyük bir <strong>öncülük mirası</strong> bıraktılar.</p>

<p>Çünkü insanlık tarihini değiştirenler, <strong>hep öncüler olmuştur.</strong><br />
Onlar, öncülerdi…<br />
<strong>Önde gidenlerdi.</strong></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//onlar-onculer-onde-gidenler/247/</link>
<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 19:46:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kıbrıs'a Dikkat: Tarih Tekrar mı Ediyor? </title>
<description><![CDATA[<p>Kıbrıs, Doğu Akdeniz’in kalbinde yer alan, stratejik önemi tartışılmaz bir ada. Ne yazık ki bu ada, son yüzyılda sadece güzellikleriyle değil, acı dolu sayfalarıyla da hafızalara kazındı. 1963’ten 1974’e uzanan süreçte yaşanan Rum saldırıları, Türk halkının varlığını hedef alan karanlık bir dönemi işaret etti. Türkiye’nin 1974 Barış Harekâtı ise hem soydaşlarımızın güvenliğini hem de bölgesel dengeyi sağlayarak tarihe geçti.</p>

<p>Bugün ise benzer bir kaygı yeniden gündemde. Güney Kıbrıs’a İsrail tarafından yapılan silah sevkiyatları, adadaki dengeleri bozabilecek yeni bir sürecin kapısını aralıyor. Özellikle hava savunma sistemleri ve askeri iş birlikleri, sıradan bir savunma hamlesinden öte, bölgesel bir mesaj niteliği taşıyor.</p>

<p><strong>İsrail’in Hamlesi Tesadüf Değil</strong></p>

<p>Gazze’deki uygulamalarıyla dünya kamuoyunda tepki çeken İsrail, şimdi gözünü Kıbrıs’a çevirmiş durumda. Rum yönetimi üzerinden yürütülen bu yakınlaşma, sadece Kıbrıs Türk halkına değil, doğrudan Türkiye’ye de verilmek istenen bir mesaj olarak okunmalı. “Gazze’de susturamadığımız Ankara’yı, Kıbrıs üzerinden baskı altına alabilir miyiz?” sorusunun peşine düşülmüş olabilir.</p>

<p><strong>Tarihten Gelen Uyarı</strong></p>

<p>Kıbrıs Türkleri, 1963’te başlayan saldırılarla evlerinden, köylerinden sürülmüş; 1974’e kadar süren sistematik şiddete maruz kalmıştı. O gün Rumların arkasında Yunanistan’daki cunta vardı. Bugün ise yeni bir aktör olarak İsrail’in adı gündemde. Tarihin böylesine tehlikeli bir şekilde tekerrür etmesi ihtimali, hafife alınamaz.</p>

<p><strong>Türkiye’nin Duruşu Net</strong></p>

<p>Bir gerçek var ki, Kıbrıs Türk halkı asla yalnız değildir. 1974’te nasıl güçlü bir duruş sergilendiyse, bugün de aynı kararlılık söz konusudur. Türkiye, adada soydaşlarımıza yöneltilecek her tehdide karşı hazırlıklı ve teyakkuzdadır. İsrail’in ya da herhangi bir gücün Kıbrıs üzerinden yürüttüğü senaryolar, daha başlamadan boşa çıkacaktır.</p>

<p><strong>Son Söz</strong></p>

<p>Kıbrıs, yeniden kan ve gözyaşına sürüklenmek isteniyor olabilir. Ancak bu kez karşılarında kararlı bir Türkiye ve geçmişten ders almış bir Kıbrıs Türk halkı var. Unutulmaması gereken şudur:<br />
<strong>Kıbrıs Türkleri yalnız değildir, olmayacaktır.</strong></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//kibris-a-dikkat-tarih-tekrar-mi-ediyor/246/</link>
<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 11:49:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Muaviye'nin Adamları </title>
<description><![CDATA[<p>Şarap haram, pekmez helal, ikisi de üzüm suyu. Kibir haram, vakar helal, ikisi de insan huyu. Kabil zalim, Habil mazlum, ikisi de insan soyu. Cennet hak, cehennem hak, ikisi de yolun sonu.</p>

<p>Yâ Rabbi, sen kötü sudan, kötü huydan, kötü soydan, kötü sondan bizleri koru!..</p>

<p>*</p>

<p>Bir gün Hz. Ali'nin taraftarlarının yoğun olduğu Küfe'den, bir Arap, devesiyle Şam'a gelmiş. Şam sokaklarında dolaşırken biri ona yanaşmış:</p>

<p>Ver o dişi deveyi bana! demiş. Tartışma büyümüş, Küfe'den gelen adam, "Bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir" diye itiraz etmişse de anlaşamamışlar. Konu Muaviye'ye yansımış.</p>

<p>Halk meydanda toplanmış... Muaviye, Küfe'den gelenle Şam'da deveye sahip çıkan yerliyi dinledikten sonra, kararını açıklamış:</p>

<p>Bu dişi deve Şamlınındır!</p>

<p>Sonra toplananlara dönmüş ve sormuş:</p>

<p>Ey cemaat, bu dişi deve kimindir?</p>

<p>Cemaat hep birlikte bağırmış:</p>

<p>Şamlınındır!</p>

<p>Küfeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, Muaviye onu yanına çağırmış:</p>

<p>Ey Küfeli, dinle! Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil, erkektir. Ama sen Küfe'ye dönünce gördüklerini Ali'ye anlat ve de ki: "Ey Ali, Muaviye'nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk al!"</p>

<p>Hukukun gücünün yerine güçlünün hukuku geçince siyaha beyaz, beyaza siyah denmesi “vakayı adiye” olabiliyor.</p>

<p>Ta ki güç yeniden el değiştirene dek!</p>

<p>Bu kısır döngüyü kırmak, adaleti gücün karşısında bağımsızlaştırmak hepimizin boynunun borcu.</p>

<p>Aksi takdirde güçlünün hukukuna maruz kalmaya, adaletin sadece hayalini kurmaya devam edeceğiz.</p>

<p>(Gazze'de çocuk olmak, büyümeden ölmek demek..)</p>

<p>Sevgiyle Kalın...</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: Çorumhaber.net</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//muaviye-nin-adamlari/245/</link>
<pubDate>Wed, 17 Sep 2025 22:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kudüs Üç Dinin Değil, Tek Hak Dinin Şehridir!</title>
<description><![CDATA[<p>Kudüs, tarih boyunca pek çok medeniyetin ilgi odağı olmuş, farklı din ve kültürlerin kutsal gördüğü bir merkez olarak öne çıkmıştır. Ancak İslâmî bakış açısıyla Kudüs, “üç semavî dinin ortak mirası” söylemiyle tanımlanamaz. Zira Kur’an-ı Kerim’in açık beyanıyla Allah katında tek hak din vardır; o da İslâm’dır (Âl-i İmrân, 19). Dolayısıyla Hz. Musa’dan Hz. İsa’ya, Hz. Davut’tan Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kadar bütün peygamberlerin tebliğ ettiği hakikat İslâm’dan ibarettir. Bu bağlamda Kudüs, tarihin her döneminde İslâm’ın merkezlerinden biri olmuş ve Müslümanlara miras bırakılmıştır.</p>

<p><strong>Peygamberlerin Ortak Mesajı: İslâm</strong></p>

<p>Kur’an, bütün peygamberlerin aynı mesajı insanlara ulaştırdığını şu ifadeyle açıklar:<br />
“Biz, Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Musa’ya, İsa’ya verilenlere ve bütün peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbirini ayırmayız. Biz yalnız O’na teslim olmuş Müslümanlarız.” (Bakara, 136).</p>

<p>Bu ayet, peygamberlerin tebliğ ettiği dinin özünde bir ve aynı olduğunu, yani İslâm olduğunu göstermektedir. Nitekim müfessir Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1209), bu ayeti yorumlarken, bütün peygamberlerin davet ettiği dinin tevhid ve teslimiyet dini olduğunu, bunun da İslâm’dan başka bir şey olmadığını vurgular (<em>Mefâtîhu’l-Ğayb</em>).</p>

<p>Benzer şekilde, İbn Kesîr (ö. 774/1373) de “Allah katında din İslâm’dır” (Âl-i İmrân, 19) ayetini açıklarken, önceki ümmetlerin de aynı dine davet edildiğini, ancak zamanla bu dinin tahrif edildiğini ifade eder (<em>Tefsîru’l-Kur’ân</em>).</p>

<p><strong>Hz. Musa, Hz. Davut ve Hz. Süleyman’ın Tebliği</strong></p>

<p>Kur’an’da Hz. Musa’nın tebliğinin özünde İslâm olduğu açıkça görülmektedir. Firavun’un boğulma anında söylediği, “Gerçekten, İsrailoğullarının inandığı Tanrı’dan başka tanrı olmadığına ben de iman ettim. Ben de Müslümanlardanım!” (Yunus, 90) sözleri bunun delilidir. Bu ifade, Hz. Musa’nın dininin hakikatte İslâm olduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>Aynı şekilde Hz. Davut’a verilen Zebur’un da tevhid dininin bir parçası olduğu belirtilir (Nisâ, 163). Hz. Süleyman için de Kur’an’da “Doğrusu biz Süleyman’ı imtihan ettik... O da hemen Rabbine yönelip tevbe etti.” (Sâd, 34) buyrularak onun da Allah’a teslimiyet içinde bir peygamber olduğu vurgulanır.</p>

<p><strong>Hristiyanlık ve Yahudiliğin Tahrifi</strong></p>

<p>Başlangıçta İslâm’ın bir tezahürü olan Yahudilik ve Hristiyanlık, zamanla tahrif edilerek asli hüviyetini kaybetmiştir. Kur’an bu duruma şöyle işaret eder:<br />
“Onlardan bir grup, Allah’ın kelamını işittikten sonra onu bilerek tahrif ederlerdi.” (Bakara, 75).<br />
“Ey ehl-i kitap! Dininizde haksız yere taşkınlık etmeyin, daha önce sapanların heveslerine uymayın.” (Mâide, 77).</p>

<p>İslâm âlimleri bu ayetleri Yahudiliğin ve Hristiyanlığın bozulduğuna dair açık deliller olarak görmüşlerdir. İmam Mâtürîdî (ö. 333/944), tefsirinde Yahudilik ve Hristiyanlık gibi dinlerin, hakikatte peygamberlerin dini olmadığını, onların tebliğlerinin zamanla insanların müdahalesiyle bozulduğunu belirtir (<em>Te’vîlâtü’l-Kur’ân</em>).</p>

<p><strong>Kudüs’ün İslâmî Kimliği</strong></p>

<p>Kudüs, İslâmî literatürde “ilk kıble” ve “üç büyük mescitten biri” olarak özel bir yere sahiptir. Hz. Peygamber (s.a.v.), “Yolculuk ancak şu üç mescide olur: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ.” (Buhârî, <em>Salât</em>, 56; Müslim, <em>Hac</em>, 511) buyurarak Kudüs’ün ehemmiyetini ortaya koymuştur.</p>

<p>Ayrıca İsra ve Miraç mucizesiyle Kudüs, İslâm tarihinde ayrıcalıklı bir konuma sahiptir:<br />
“Kulu Muhammed’i, kendisine ayetlerimizi gösterelim diye, geceleyin Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.” (İsrâ, 1).</p>

<p>Bütün bu deliller Kudüs’ün, vahyin ve tevhidin merkezi olduğunu, tarih boyunca İslâm ümmetinin manevi mirası olarak kalması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kur’an-ı Kerim’in beyanı, hadislerin işaretleri ve İslâm âlimlerinin yorumları bir arada değerlendirildiğinde açıkça görülmektedir ki bütün peygamberler İslâm’a davet etmiştir. Yahudilik ve Hristiyanlık, başlangıçta İslâm’ın tezahürü olsa da zamanla tahrif edilmiş, bu sebeple Allah katında geçerliliklerini yitirmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla Kudüs, üç dinin değil, tek hak din olan İslâm’ın merkezidir. Hz. Musa’nın, Hz. Davut’un, Hz. Süleyman’ın ve Hz. İsa’nın mirası da İslâm’dır. Bugün Kudüs, Müslümanların emaneti olarak aynı kimliğini korumak zorundadır. Kudüs’ün İslâmî kimliği, sadece tarihî bir gerçeklik değil, aynı zamanda tevhid mücadelesinin ve evrensel hakikatin değişmez bir göstergesidir.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//kudus-uc-dinin-degil-tek-hak-dinin-sehridir/244/</link>
<pubDate>Sun, 14 Sep 2025 20:12:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BÜYÜK KAOS</title>
<description><![CDATA[<p>Dünya, 2008’den bu yana sarsıntı üstüne sarsıntı yaşıyor. ABD’de patlak veren ekonomik kriz, küresel düzenin sadece ekonomik değil, siyasi ve toplumsal temellerini de sarstı. O günden bugüne yaşanan gelişmeler, insanlığı adım adım derin bir kaosun içine çekti. Kaosun doruk noktasına ulaştık mı, yoksa en kötüsü daha mı gelmedi? Bugün hâlâ sorunun cevabını kimse bilmiyor:</p>

<p><strong>Tarihten Bugüne</strong></p>

<p>Geçmişe dönüp baktığımızda tablo şaşırtıcı şekilde benziyor. 1. Dünya Savaşı öncesinde sanayi devrimiyle birlikte büyük devletlerin ham madde arayışı, yeni paylaşım savaşlarını tetikledi. Savaşın ardından İspanyol gribi ve 1929 Buhranı geldi. Krizin sonunda ise tarihin en kanlı savaşı patladı: 2. Dünya Savaşı.</p>

<p>Savaş sonrası dünya düzeni yeniden kuruldu. 1948’de İsrail’in kuruluşuyla birlikte Ortadoğu’da kan ve gözyaşı hiç eksik olmadı. Haritalar değişti, dengeler altüst oldu.</p>

<p><strong>2008’den Sonrası</strong></p>

<p>Aradan yıllar geçti, sahne yeniden kuruldu. 2008 krizi sadece bankaları değil, toplumların sinir uçlarını da çökertti. Ardından Arap Baharı geldi; demokrasi rüzgârı diye başlayan süreç, iç savaşlar ve darbelerle yerini karanlık bir tabloya bıraktı.</p>

<p>Derken pandemiyle dünya kitlendi. Tam nefes alınıyor derken Rusya-Ukrayna savaşı patladı. Bu da yetmezmiş gibi Gazze’de bir avuç insan, modern çağın gözü önünde soykırımla karşı karşıya kaldı. İran-İsrail çatışmaları, Pakistan-Hindistan gerginliği, ABD’nin Latin Amerika hesapları… Liste uzayıp gidiyor.</p>

<p><strong>Kaosun Eşiğinde</strong></p>

<p>Bugün, 1930’lara kıyasla belki daha çok teknolojiye, daha çok bilgiye sahibiz. Ama aynı zamanda çok daha kırılganız. Küresel kaos, tarihin büyük savaşlarını hatırlatacak şekilde büyüyor. Açık konuşmak gerekirse, dünya yeni bir savaşın eşiğinde mi sorusu, hiç olmadığı kadar ciddi soruluyor.</p>

<p>Umut mu? Elbette var. Tarih sadece savaşlardan ibaret değil; krizlerden yeni uzlaşıların, yeni barış düzenlerinin doğduğu da oldu. Belki de bu büyük kaos, yeni bir düzenin sancısıdır. Ama gerçek şu ki, insanlığın yeni bir dünya savaşını kaldıracak takati yok.</p>

<p>Bundan sonrası, hepimizin gözleri önünde yazılacak. Ve maalesef hiç kimsenin elinde kesin bir senaryo yok.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//buyuk-kaos/243/</link>
<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 21:10:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir Tas Yoğurt...</title>
<description><![CDATA[<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size:15.0pt;
font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">Kanuni Sultan Süleyman, Mimar Sinan’a Süleymaniye adında bir cami inşa etmesi için emir verir. Tüm masrafları kendi öz kaynağından karşılayacağını beyan ederek her konuda titiz davranmasını, güzel bir eser ortaya çıkarmasını ister. Benim dışımda bu cami yapımında kimseden yardım almayın diye ferman da buyurur. Maksat yapılacak olan camiden elde edilecek sevaba tümüyle nail olmaktır.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">Mimar Sinan ve ustalar işe koyulur, cami inşaatı hızlı bir şekilde devam eder, ancak yaşlı bir teyze vardır; üzüntülü, buruk bir şekilde cami inşaatını seyreder. Bu yaşlı teyze pek fakirdir ineğinden elde ettiği süt, yoğurt parasıyla geçinmektedir. Yaşlı teyze inşaatı her gördüğünde içlenir ve der ki : “Allah’ım keşke Padişahımız Kanuni Sultan Süleyman gibi zengin olsam, servetim olsa da ben de senin rızan için bir şey yaptırabilsem. Şu an elimden hiçbir şey gelmiyor. Elimden gelen, ustalara leziz yoğurtlarımdan tattırmaktır.”<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">Yaşlı Teyze inşaatta çalışan ustaların yanına gider ve seslenir: “Sizlere çok tatlı ve soğuk yoğurt getirdim evlatlarım, yiyin serinleyin, yorgunluğunuzu da alır.” diyerek ikramda bulunur. Ustalar ilk etapta kabul etmezler, lakin aşırı ısrar olunca ikramı reddedemezler.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">Aradan epey bir zaman geçer ve cami son halini alır.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">Bir gece rüyasında Kanuni Sultan Süleyman yaptırdığı Süleymaniye Camisinin mizan terazisinde tartıldığını görür. Mizan terazisinin bir kefesinde yoğurt bir kefesinde Süleymaniye Camisi vardır. Ancak yoğurt manevi olarak camiden daha ağır gelmiştir.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">Rüyasında irkilen Koca Padişah korkar, titrer bir olumsuzluk mu var diye düşünmeye başlar. Sabah olunca ilk işi inşaatı yapan ustaların yanına gitmek olmuştur. Hiddetlenen, titreyerek konuşmaya başlayan Kanuni :”Ne yaptınız, hile hurda mı kattınız cami inşaatına ? Kimden ne aldınız ?” diyerek ustaları sorgulamaya başlar. Ustalar: “ Sultanım bize ne denilmişse onları yaptık, yalnızca inşaat devam ederken bir yaşlı teyze yanımıza geldi yoğurt ikramında bulundu, çok ısrar etti, dayanamadık, ikramını geri çevirmedik.” derler.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">Kanuni Sultan Süleyman gördüğü rüyayı oradakilere anlatır. Ve der ki: Bir tas yoğurt koca Süleymaniye camisinden manevi olarak daha ağır geldi.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">Bir kefede Süleymaniye Camisi, bir kefede yoğurt… Koca cami yanında yoğurt ikram ederek manevi değer bakımından ağır basan yaşlı teyze kadar gücümüz neye yetmiyor? Önemli olan niyettir. Öyle değil mi?<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">Anlayacağımız gibi, Allah rızası için yapılan işlerin büyüklüğü değil, içtenliği önemlidir.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">*<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">(Ben Gazzeli Gülsüm<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">ellerim küçücük<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">bu yüzden yenildim<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">yetim bir çocuk bulunsa yeryüzünde<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">Filistinli'dir der melekler<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">oyun parkımız var cennette<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">düşman çok dostlar azaldı günden güne<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">küçüldü dünya en güçlü yerinden<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">bekliyorum şimdi hesapların açılacağı yerde.)<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">*<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">Mevlid Kandilimiz Mübarek Olsun..<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top: 0cm; background: white; box-sizing: border-box; margin-bottom: 1rem; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; text-align: start; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size:15.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;color:#212529">Sevgiyle Kalın..<o:p></o:p></span></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//bir-tas-yogurt/242/</link>
<pubDate>Fri, 05 Sep 2025 20:07:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mescid-i Aksa Düşüyor</title>
<description><![CDATA[<p>Mescid-i Aksa düşüyor… Hem de tüm ümmetin gözleri önünde. Ne yazık ki biz Müslümanlar bu düşüşü sadece izliyoruz. En fazla birkaç kınama mesajı yayımlanıyor, sonra da herkes kendi gündemine dönüyor.</p>

<p>Oysa Mescid-i Aksa, Hz. İbrahim’in emaneti, Hz. Musa’nın göz bebeği, Hz. Peygamberimizin miraca yükseldiği kutlu mekân, ümmetin ilk kıblesidir. Ve bugün ümmetin donuk bakışları altında yıkılmanın eşiğine sürükleniyor.</p>

<p>Birinci Dünya Savaşı sonrası İngilizlerin desteğiyle Filistin’e yerleşen Siyonist Yahudiler, kendilerine her zaman eman ve merhamet gösteren Müslümanların ilk kıblesini yok etmenin eşiğinde. Tarih boyunca insanca muameleyi sadece Müslüman idarecilerden gören bu lanetlenmiş topluluk, şimdi Mescid-i Aksa’nın altını oyuyor.</p>

<p>Gazze’deki katliamlarla dünyanın dikkati başka yöne çevrilirken Netanyahu ve avanesi, Aksa’yı düşürmek için kazı çalışmalarını hızlandırdı. Yıllardır sürdürülen bu kazılar artık yapının temellerini tehdit eder hale geldi.</p>

<p>Peki biz ne yapıyoruz? Koskoca ümmet olarak ne yapıyoruz? Cevap acı ama net: Hiçbir şey! Sadece susuyoruz.</p>

<p>Aksa’nın yıkılması, ümmetin alnına silinmeyecek bir kara leke olarak kazınacaktır. Buna rağmen sadece koltuklarını, paralarını ve saltanatlarını kaybetme korkusuyla susan sözde liderlerin hâlâ değer görmesi yüreğimizi kanatıyor. Siyonistlere karşı sesini çıkaramayan bu liderler, iş kendi halkına gelince cesaret kesiliyor.</p>

<p>Ey ümmetin suskun liderleri! Gazze’den sonra sıranın Mescid-i Aksa’ya geleceğini bilmiyor musunuz? Daha neyi bekliyorsunuz? Hangi büyük felaket akıllarınızı başınıza getirecek?</p>

<p>Bugün Türkiye, Katar, Suriye, Malezya, Endonezya dışında Aksa için gür bir ses yükselten yok. Bu sessizlik ümmetin acısını katmerliyor. Rabbim, ümmetin liderlerine basiret ve feraset nasip eylesin; korkularından arındırsın ve Aksa’ya sahip çıkmayı nasip etsin.</p>

<p>Son Kudüs Şair Merhum Mehmet Akif İNAN’IN şiirinden</p>

<p>Mescid-i Aksa’yı düşümde gördüm… Bir çocuk gibiydi. Ve ağlıyordu.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//mescid-i-aksa-dusuyor/241/</link>
<pubDate>Fri, 05 Sep 2025 20:07:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Esenler’de Tarihe Tanıklık Eden Fil Ahırları</title>
<description><![CDATA[<p>İstanbul’un Esenler ilçesinde yer alan ve günümüzde <strong data-end="362" data-start="314">Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü</strong> olarak hizmet veren alan, aslında Osmanlı’nın önemli askerî yerleşimlerinden biri olan <strong data-end="471" data-start="450">Davutpaşa Kışlası</strong> üzerine kurulmuştur. II. Mahmud döneminde (1826–1832) inşa edilen kışla, Osmanlı ordusunun modernleşme ve Batılılaşma sürecinin önemli bir parçası olarak tasarlanmış; geniş avluları, lojmanları ve müştemilat yapılarıyla dönemin askerî mimarisini yansıtmaktadır.</p>

<p><strong>Esenler ’in Fil Ahırları </strong></p>

<p data-end="1148" data-start="737">Esenler’in tarihinde çok önemli bir yere sahip olan kışlanın, ilginç ve nadir yapılarından biri de <strong data-end="802" data-start="783">fil ahırlarıdır</strong>. Osmanlı padişahlarına zaman zaman hediye edilen filler, hem ihtişam ve güç sembolü olarak saray törenlerinde kullanılır hem de ağır yük taşımacılığında görevlendirilirdi. Davutpaşa Kışlası’nda inşa edilen bu ahırlar, hem bu devasa hayvanlara barınak sağlamak hem de askerî lojistik düzenin bir parçası olarak işlev görmek üzere tasarlanmıştı.</p>

<p data-end="1541" data-start="1150">Fil ahırları <strong data-end="1220" data-start="1163">tek katlı, taş ve tuğladan inşa edilmiş kagir yapılar</strong> olarak dikkat çeker. İç mekânları, tonozlu bölmelerden oluşmakta ve her ahır gözü geniş kemerli açıklıklarla donatılmıştır. Duvarlar kalın ve dayanıklı, üst kısımlarda ise havalandırma açıklıkları yer almaktadır. Bu özellikler, yapının hem işlevselliğini hem de dönemin estetik ve teknik anlayışını gözler önüne serer.</p>

<p data-end="1943" data-start="1543">Tarih boyunca kışlanın işlevi değişmiş olsa da, fil ahırları günümüze kadar büyük ölçüde korunmuş ve <strong data-end="1721" data-start="1644">cumhuriyet dönemi başlarında eğitim ve araştırma alanına dönüştürülmüştür</strong><strong>.</strong> Günümüzde Yıldız Teknik Üniversitesi kampüsü içinde yer alan bu yapılar, İstanbul’da Osmanlı döneminde hayvan barınaklarının ve askerî yerleşimlerin nasıl planlandığına dair nadir ve değerli örnekler arasında yer almaktadır.</p>

<p data-end="2252" data-start="1945">Davutpaşa Kışlası ve fil ahırları, yalnızca mimari ve askerî tarih açısından değil, aynı zamanda Osmanlı İstanbul’unda sosyal yaşam ve kültürel uygulamalara dair ipuçları da sunmaktadır. Bu yapılar, tarih meraklıları ve öğrenciler için geçmiş ile günümüz arasında somut bir bağ oluşturan, Esenler’in tarihî zenginliğinin somut simgelerinden biridir.</p>

<p><strong>İstanbul’da Fil İzleri…</strong></p>

<p>İstanbul’un farklı bölgelerinde, Osmanlı döneminde filler için özel olarak tasarlanmış birçok yapı bulunur. <strong data-end="258" data-start="232">Zeyrek’teki Fil Yokuşu</strong><strong>,</strong> ismini bu devasa hayvanların buradan geçirilmesinden alır; özellikle saray ve tören amaçlı kullanılan filler için dik ve ulaşımı kontrollü bir yokuş olarak işlev görmüştür. <strong data-end="482" data-start="433">Roma döneminden günümüze ulaşan Tekfur Sarayı</strong><strong>,</strong> aslında Bizans döneminde inşa edilmiş olmasına rağmen, Osmanlı döneminde de filler için barınak ve geçiş noktası olarak kullanılmıştır. <strong data-end="653" data-start="620">Bakırköy’deki Fildamı Sarnıcı</strong>, filler için su temini ve barınak sağlama amacıyla tasarlanmış özel bir sarnıçtır.</p>

<p data-end="1052" data-start="740">Ayrıca, <strong data-end="795" data-start="748">Eyüp Sultan Silahtarağa’daki</strong><strong> bugün Fil Durağı olarak geçen bölgenin hemen arkasında bulunan fakat bugün olmayan</strong><strong> Fil Köprüsü</strong><strong>,</strong> Haliç’in karşı kıyısına fillerle güvenli geçiş sağlamak için inşa edilmiş bir yapıdır; böylece filler, su engelini aşarken zarar görmeden taşınabilmiştir. <strong data-end="984" data-start="952">Çengelköy’deki Fil Ambarları</strong> ise filler için depolama ve beslenme alanı olarak kullanılmıştır.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//esenler-de-tarihe-taniklik-eden-fil-ahirlari/240/</link>
<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 16:12:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çare Mesleki Eğitimde!</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Diploma sayımız arttı ama nitelikli eleman bulmak zorlaştı.</strong></p>

<p>Ülkemizde son yıllarda <strong>üniversite mezunu sayısında ciddi bir artış</strong> yaşanıyor. Elbette bunun avantajları olduğu gibi, dezavantajları da bulunuyor.</p>

<p>Her ülkede üniversite mezunlarının çok olması her zaman bir avantaj değildir. Aksine, bazen ülke için ciddi bir dezavantaja dönüşebilir. Bugün Türkiye olarak bu dezavantajı yaşıyoruz.</p>

<p><strong>Mesleki eğitim alanların sayısının azalması</strong>, beraberinde <strong>ara eleman yani nitelikli iş gücü sıkıntısını</strong> doğurmuştur. Oysa ara eleman bir ülkenin iş yükünü taşıyan <strong>ana omurga</strong>dır.</p>

<p>Bu nedenle <strong>mesleki eğitim çocuklarımıza özendirilmeli</strong> ve cazip hale getirilmelidir. Üniversite seviyesinde okutulan bazı bölümlerin lise düzeyine çekilmesi ve üniversitelerde kapatılması da ciddi bir çözüm olabilir.</p>

<p>Bugün kuaförlük, marangozluk, boyacılık, tornacılık, araba tamirciliği, terzilik gibi onlarca meslekte çırak bulmak zor hale gelmiştir. Eğer bugünden önlem alınmazsa, birkaç yıl sonra bu alanlarda ihtiyaç duyduğumuzda iş işten geçmiş olabilir.</p>

<p>Mesleki eğitime vereceğimiz önem sayesinde:</p>

<ul>
	<li>Nitelikli iş gücüne sahip oluruz,</li>
	<li>Aileler üzerindeki “çocuğu mutlaka üniversite okusun” baskısını kırmış oluruz,</li>
	<li>Aile bütçelerinin zorlanmasının önüne geçeriz.</li>
</ul>

<p>Unutmayalım ki <strong>gelişmiş ülkelerin kalkınma temelinde mesleki eğitim vardır.</strong> Sanayisiyle övünen Almanya’nın eğitim sistemine baktığımızda, üniversite mezuniyetinden ziyade çocukları mesleki eğitime yönlendiren bir anlayışın hâkim olduğunu görürüz.</p>

<p>Türkiye olarak bu modeli uyarladığımız takdirde çok olumlu sonuçlar alacağımıza inanıyorum.</p>

<p>Son söz olarak tekrar vurgulamak istiyorum:</p>

<p><strong>ÇARE MESLEKİ EĞİTİMDE</strong></p>

<p>Selam ve hürmetle.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//care-mesleki-egitimde/239/</link>
<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 10:40:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ümmetin Onuru Bir avuç Gazze'linin Omuzlarında</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Bir buçuk milyardan fazla Müslüman’ın yaşadığı dünyada, ümmetin onuru hâlâ bir avuç Gazzeli’nin omuzlarında taşınıyor. Sessiz kalan liderler tarihe bu utançla mı geçecek?</strong></p>

<h2><strong>Gazze: Bir avuç onur</strong></h2>

<p>Bir buçuk milyardan fazla Müslüman’ın yaşadığı bu dünyada, ümmetin onuru nasıl oluyor da sadece bir avuç Gazzeli’nin omuzlarına yükleniyor? Gazze halkı yıllardır açlıkla, yoksullukla, bombardımanla, ölümle ve işkencenin her türlüsüyle sınanıyor. Ama ne olursa olsun davalarından, inançlarından ve onurlarından taviz vermiyorlar.<br />
<br />
Bu manzara, bize İslam’ın ilk yıllarını hatırlatıyor. Müşriklerin ilk Müslümanlara uyguladığı baskı ve işkenceler, bugün Gazze’de yeniden yaşanıyor. Ama bir fark var: O gün Müslümanlar sayıca azınlıktaydı, bugün ise ümmetin nüfusu bir buçuk milyarı aşıyor.</p>

<h2><strong>Sessiz kalan 57 ülke</strong></h2>

<p>Ne yazık ki 57 Müslüman ülkenin büyük çoğunluğu, Gazze’deki soykırıma karşı yalnızca “kınıyoruz, lanetliyoruz” demekten öteye gidemiyor. Bu sözler, ne Gazzeli’nin yarasına merhem oluyor ne de ümmetin onurunu koruyor. Sadece kendi vicdanlarını avutmaya yarayan cümleler olarak tarihe not düşülüyor.<br />
<br />
Burada hakkı teslim etmek gerek. Türkiye ve Katar, en başından beri Gazze meselesinde sesini yükselten, dünyaya karşı dik duran ülkeler oldu. Cumhurbaşkanımız, her uluslararası platformda Gazze’deki zulmü dile getirdi, getirmeye devam ediyor. Ama yetmez… Çünkü Gazze sadece Türkiye’nin ya da Katar’ın meselesi değildir. Gazze, ümmetin onurudur.</p>

<h2><strong>Soykırımda yeni perde</strong></h2>

<p>Katil İsrail, geçtiğimiz günlerde yeni bir aşamaya geçtiğini duyurdu: “Tüm Gazze’yi kontrol altına almak.” Bu cümlenin tercümesi çok açık: Milyonların yerinden edilmesi, binlercesinin öldürülmesi, tüm şehrin yok edilmesi. Yani soykırımda yeni bir perde açılıyor.<br />
<br />
Ve yine, ümmetin pek çok lideri sessiz. Yine, suskunluk hâkim.</p>

<h2><strong>Son söz</strong></h2>

<p>Şimdi sormak gerek:<br />
Ümmetin onuru daha ne kadar bir avuç Gazzeli’nin omuzlarında taşınacak?<br />
<em><strong>Daha kaç çocuk ölünce, daha kaç ev yıkılınca sessiz dudaklar aralanacak?</strong></em><br />
<br />
Tarih, bu suskunluğu kaydediyor. Ve elbette hesap günü geldiğinde, Gazze için kılını kıpırdatmayanların bu utancı da hatırlatılacak.<br />
<br />
Gazze bugün sadece Gazze değildir. Gazze, ümmetin onurudur. Ve bu onur hâlâ bir avuç mazlumun sırtında taşınıyor.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//ummetin-onuru-bir-avuc-gazze-linin-omuzlarinda/238/</link>
<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 00:03:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BEYT’ÜL MAL</title>
<description><![CDATA[<p>Adalet olmadıkça, YÖNETİMİN</p>

<p>Edep olmadıkça, ASALETİN</p>

<p>Cömertlik olmadıkça, ZENGİNLİĞİN</p>

<p>Güven olmadıkça, SEVİNCİN</p>

<p>Kanaat olmadıkça, FAKİRLİĞİN</p>

<p>Alçak gönüllülük olmadıkça, YÜKSELMENİN FAYDASI OLMAZ</p>

<p>Hz. Ömer</p>

<p>*</p>

<p>Bir gün büyük dost Hz. Osman,</p>

<p>Halife Ömer'i ziyaret etmek için Beyt'ül Mal'e gelir..</p>

<p>Selam verir fakat selam alınmaz.</p>

<p>Hz. Ömer devlet işlerini hallettikten sonra cebinden bir mum çıkarıp sonra kendi birikimiyle almış olduğu ateş ile mumu yakıp selamı alır.</p>

<p>Hz. Osman buna hayret ederek der ki;</p>

<p>‘Ey Allah'ın Peygamberinin Halifesi ben anlamadım.</p>

<p>Burada bir mum yanıyordu siz o mumu söndürüp sonra kendi cebinizden bir mum çıkarıp o mumu yaktınız bunun hikmeti nedir?’</p>

<p>Hz. Ömer cevap verir...</p>

<p>‘Ey Affanınoğlu Osman.</p>

<p>Az önce söndürdüğüm mum Devletin mumuydu</p>

<p>Ve bu halkın malıyla alınan bir mumdu.</p>

<p>Eğer ben Devlete ait bir mumu kullanıp senle konuşsaydım bütün insanlardan helallik alıp o mumu kullanmam gerekirdi.</p>

<p>Ve Mahşer günü de Devlete, halka ait bir mumu kullandığım için Allah huzurunda hesap vermem gerekirdi.</p>

<p>Oysa Allah o mumu bana devlet işlerim için göndermiş ve devlet işlerimde kullanmak için Allah bana hibe etmişti.</p>

<p>Ben o mumu seninle konuşmak için kullansam, Devletin malını kullandın, halkın malını kendi malınmış gibi kullandın diye Allah benden bunun hesabını sorardı. Onun için o mumu söndürüp kendi cebimden biriktirdiğim bir mumu aldım ve kendi birikimimle aldığım bir ateş ile onu yakıp senle konuştum.</p>

<p>Böylelikle Devletin ve halkın malından bir mumu kullanmamış oldum. Hiç kimse Devletin malını kendi malı gibi kullanmasın.</p>

<p>Çünkü Devletin malı halkın malıdır.</p>

<p>Onu kullanan mahşer günü hesaptan kurtulamaz.</p>

<p>İşte o mumu söndürmemin ve kendi mumumu yakmamın sebebi de buydu ya Osman Affan’ dedi.</p>

<p>Hz. Osman bu akıl almaz teraziyi görünce;</p>

<p>‘Ey Allahım.</p>

<p>Sen Hattabın oğlu Ömer’i ve adaletini üzerimizden eksik etme hiç’ diyerek hıçkırarak dualar etti.</p>

<p>Bugün adaletten bahseden, adil olmayı öven herkes evvela Hz. Ömer’den örnek vermektedir. Peki modern zamanın yöneticisinden ferdine bu anılan hakkaniyet ve adaletin neresindeyiz?</p>

<p>Yöneticilerin elbette vebali çok daha büyüktür ki hüküm vermek durumundaki bu kimseler hakları korumakla mükelleftir ve yenen haklardan aynen mesuldürler. Yöneticilik bu nedenle zordur ve aşırı bir yüktür. Müslüman olsun-olmasın insanlar arasında adaleti temin etme, hak ve hakikatin kaybolmasını engelleme, bir hak zayi olduğunda şahitlikten, yakalayana, soruşturandan tevkif edene, yargılayandan mahkum edene, infaz edenden savunana kadar pek çok kimseyi ilgilendiren bir husustur ve tüm bu sayılan kimselerin tamamı adil olmak zorundadır.</p>

<p>Fırat kıyısında kaybolan koyunun kaygısına düşen Hz. Ömer olabilmek bu nedenle zordur. Allah (C.c.)bizleri her daim hakkı ayakta tutanlardan eylesin.Nefsimize boyun eğip hakikati eğip-bükmekten, hesabını veremeyeceğimiz durumlardan bizleri muhafaza etsin.Aklımıza ve kalbimize (gönlümüze) kuvvet vererek bizleri son anımıza kadar rızasına uygun işlerle meşgul olmayı nasip ve müyesser eylesin.</p>

<p>*</p>

<p>Elbistan yiğidi Karakoç Baba</p>

<p>Kumanyalar bizde azık değil mi?</p>

<p>Bizim yöremizin gerçek diliyle</p>

<p>Haksıza gözümüz Kızık değil mi?</p>

<p>Atına binmeyi bilmeyen tatar</p>

<p>Kendi hayalinde ciritler atar</p>

<p>Beşimiz tok, on binimiz aç yatar</p>

<p>Böyle bir sisteme yazık değil mi?</p>

<p>Sülâlem sermemiş yırtılmış sergi</p>

<p>Vallahi dediğim değildir yergi</p>

<p>Hırsıza kaç kurtul, mazluma vergi</p>

<p>Böyle bir adalet kazık değil mi?</p>

<p>Az değildir Karakoç'dan aldığım</p>

<p>Boşa mıydı Mahzunîlik bulduğum?</p>

<p>Sen, ben söylemezsek kurban olduğum</p>

<p>Bizdeki ozanlık bozuk değil mi?'</p>

<p>Sevgiyle Kalın..</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//beyt-ul-mal/237/</link>
<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 01:03:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gölge Değil, Rehber Olan İnsan Saffet Kaya.. AŞK ATEŞİYLE PİŞTİ</title>
<description><![CDATA[<p>Bazı insanlar geldikleri yeri büyütür, bulundukları mekânlara değil, insanlara iz bırakır. Onların adı tabelalarda değil, dualarda yaşar. Bir makamın, bir unvanın değil; bir duruşun, bir yüreğin insanı olurlar.</p>

<p>Sadece bir dönem değil, bir ömür anlatılırlar.</p>

<p>Yıllardır sessizce bir çınar gibi durdu yerinde.</p>

<p>Sallanmadı, savrulmadı, köklerinden kopmadı. Aşk ateşiyle pişti..</p>

<p>Rüzgarlar esti, fırtınalar koptu…</p>

<p>İnsanlar savrulurken o, yeri sağlam duran bir değer olarak kaldı.</p>

<p>En sağlam adımlar sessizce atılanlardır.</p>

<p>En çok güven, bağıranlardan değil; dinleyenlerden gelir.</p>

<p>Ve en çok iz, ayak sesi duyulmayan yürüyüşlerde kalır.</p>

<p>Saffet Kaya benim için işte o isimlerden biri.</p>

<p>Yıllar içinde birçok insan tanıdım; kimisi yüksek sesle konuştu, kimisi uzun uzun anlattı ama azı gerçekten dinledi. Saffet Abi konuştuğunda sesinden çok yüreği duyulur. Çünkü o, yola millet için çıkmış bir adam değil; zaten milletin içinden hiç çıkmamış bir adam.</p>

<p>Bugün bir siyasetçiden söz etmiyorum sadece. Bir öğretiden, bir duruştan, bir yaşam biçiminden bahsediyorum. Gücün değil, güvenin adamı olan birinden.</p>

<p>Bir selamın ardından gelen içtenliği, bir el sıkışmanın ardındaki samimiyeti, bir suskunlukta saklı olan anlayışı…</p>

<p>Saffet Kaya’yı tanıyan herkes şunu bilir: O, göz hizasından bakar insana. Ne tepeden, ne geriden... Yan yana. Çünkü onun varlığı, halkın içinde yoğrulmuş bir karakterin sessiz ama güçlü yankısıdır.</p>

<p>Bazen bir yardım eli, bazen bir nasihat, bazen de sadece bir dinleyici…</p>

<p>Ama her zaman orada: Yakında, yanında, yürekte...</p>

<p>Bugün Ardahan’a baktığınızda bir coğrafyadan fazlasını görüyorsanız, bunda onun emeği, alın teri, gece gündüz gözetmeksizin çalıştığı yılların izi vardır.</p>

<p>Ama en önemlisi: Onun bıraktığı iz, yolların değil, gönüllerin haritasında durur.</p>

<p>Şimdi dönüp baktığımızda bir meclis kürsüsünden çok daha fazlasını görüyoruz.</p>

<p>Bir halk sevdalısını, bir ömrü millete adamış bir rehberi görüyoruz.</p>

<p>Herkesin sustuğu yerde konuşmuş, herkesin döndüğü yerde durmuş bir adam…</p>

<p>İşte bu yazı, kalemle değil kalple yazıldı.</p>

<p>Çünkü bazı isimler mürekkep taşımaz;</p>

<p>Yalnızca yürek taşır.</p>

<p>Kalem bazen kelimelerle yetinemez. O zaman duygular yazının içine sızar.</p>

<p>İçten bir teşekkür, samimi bir şükran…</p>

<p>İyi ki varsınız Sayın Saffet Kaya.</p>

<p>Ve iyi ki ben sizi tanıdım..</p>

<p>Sevgiyle Kalın.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//golge-degil-rehber-olan-insan-saffet-kaya-ask-atesiyle-pisti/236/</link>
<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 19:56:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sadece Gazze Düşmüyor...</title>
<description><![CDATA[<p>Katil ve işgalci Siyonist İsrail, yaklaşık iki yıldır Gazze’de çocuk, kadın, yaşlı demeden insanları vahşice katlediyor.</p>

<p>Dünyada birkaç ülke dışında herkes gözlerini kapamış, yaşananları görmezden geliyor.</p>

<p>Bu açık soykırımı görmezden gelmek, insanlık vicdanı adına bir felakettir.<br />
Ama en çok da, en derin yarayı, <strong>Müslüman devletlerin sessizliği</strong> vuruyor yüreğimize...</p>

<p>Soykırım karşısında, birçoğu <strong>dut yemiş bülbüle</strong> dönmüş durumda.</p>

<p>Kendi kardeşlerinin öldürülmesine bile ses çıkaramıyorlar. Hatta utanmazlarsa, Hamas’ı ve Gazze’deki mazlumları suçlayacak kadar alçalacaklar!</p>

<div align="center">
<hr align="center" size="2" width="100%" /></div>

<p>Şimdi işgalci zihniyet, Gazze’yi tamamen yutmaya hazırlanıyor.<br />
Şehirdeki <strong>2 milyon insanı sürgüne göndermeyi</strong> planlıyor.<br />
Evlerinden, yurtlarından koparıp bilinmeze sürmek istiyorlar.</p>

<p>Peki Müslüman devletler ne yapıyor?</p>

<p><strong>Türkiye </strong>ve birkaç vicdanlı ülke dışında, geri kalanların neredeyse tamamı susuyor.<br />
Utanmadan, sıkılmadan, arsızca <strong>sessizliği</strong> tercih ediyorlar.</p>

<p>Bu utanç, insanlık vicdanının öldüğü en büyük kanıttır.<br />
Ve bu utançla <strong>tarih boyunca lanetle anılacaklar.</strong></p>

<div align="center">
<hr align="center" size="2" width="100%" /></div>

<p>Makamları, servetleri, koltukları kaybetme korkusuyla dillerini yutmuşlar.</p>

<p>Yazıklar olsun ki, İspanya, İtalya, Güney Afrika, Kolombiya, Venezuela kadar bile ses çıkaramayan, ümmetin lideri olduğunu iddia edenlere!</p>

<p>Çünkü düşen sadece Gazze değil…<br />
Düşen sadece bir toprak parçası değil…</p>

<p>Düşen;</p>

<ul>
	<li>Ümmetin vicdanıdır,</li>
	<li>Ümmetin sözüdür,</li>
	<li>Ümmetin kardeşliğidir!</li>
</ul>

<p>Gazze düştükten sonra yapılacak hiçbir konuşma, hiçbir hitabet, hiçbir edebiyat anlam taşımayacak!</p>

<div align="center">
<hr align="center" size="2" width="100%" /></div>

<p>Ey Gazzeli kardeşim…<br />
Ne olur affet bizleri.<br />
Sizlere sahip çıkamadık…</p>

<p>Biliyoruz ki, Mahşer günü vereceğimiz ağır hesabın üstüne bir de sizin yükünüz eklenecek.</p>

<p>Ne olur affedin bizleri...<br />
Ey Gazzeli kardeşim…</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//sadece-gazze-dusmuyor/235/</link>
<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 19:55:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ben Kimi Korumak İçin Öldüm?</title>
<description><![CDATA[<p style="margin-top:0cm;background:white"><span style="color:#212529">Doğduğunda ailesi tarafından bir çöplüğe atılarak terkedilmiş ve Çocuk Esirgeme Kurumunda yetişmiş, Şehit Komanda Er Murat Akman ne kadar istemese de 18 yaşına geldiğinde de evi gibi bildiği ÇEK’ten (Çocuk Esirgeme Kurumundan) ayrılmak zorunda kalmış, ama ÇEK ile bağlantısını hiç koparmamış ve oradaki çocuklara yardımcı olabilmek için elinden geleni yapmış.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Askerlik görevini komando olarak yerine getirirken devletin kendisine bağladığı maaşı da kendisini büyüten ÇEK’e, çocukların ihtiyaçları için göndermiş.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Çıktıkları operasyonlarda hayati tehlike olması sebebiyle her operasyon öncesi son mektubu olabileceğini düşündüğü bir mektubunu birlikte büyüdüğü bir arkadaşına ulaştırmış.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Murat Akman’ın birlikte büyüdüğü arkadaşı, Akman’ın geri dönemediği bir operasyon sonrası kendisine ulaşan son mektubu Akman’ın vasiyeti üzerine medyaya belirli bir meblağ karşılığı devreder. Ödenen bu para da ÇEK’e bağışlanır.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Jandarma Komando Şehit Murat Akman’ın son mektubu;<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">“Bu yazı bir komando er mektubudur ve siz bu mektubu gazeteden okuyorsanız ölmüşüm demektir. Bir ailem olsaydı bu mektubu onlara yollamak isterdim, ama yok.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Size koğuştaki ranzamdan yazıyorum. Şu an etrafımda Adana, Ağrı, Sivas, Edirne, Diyarbakır, Ankara, Antalya, İzmir, Urfa, Trabzon… Türkiye’nin dört bir yanından birbirini tanımayan ama birbirlerinin canını korumaya yemin etmiş bir sürü asker var. Birazdan operasyona gideceğiz, tek dileğimiz kayıp vermeden geri gelmek.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">İlerde ölürsem eğer diye bir mektup yazmak çok zor. Aklına getirmek istemez ya insan ölümü, hani her zaman bir umut vardır ya. Askerliğim bittikten sonra yırtıp atacaktım bu mektubu ama şu an okuyorsanız yırtamadım demektir. Zaten pek de kalem tutmaz elim. Silah tutmayı daha iyi bilirim. Sizi korumam için siz öğrettiniz silah tutmayı.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Tuhaf olan siz bu mektubu okurken ben neden öldüğümü bile bilmiyor olacağım. Ya bir mayına bastım ya da yediğim birkaç kurşun. Bileniniz var mı ben nasıl öldüm?<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Kışlada her televizyona bakışımda birbirinizi öldürdüğünüzü birbirinizin canını yaktığınızı gördüm. Müziğin sesini çok açtı diye komşusunu vuranlar. Gücü kadına yetenler. Cebindeki on lirası için adam vuranlar. Kız arkadaşına baktı diye alayını bıçaklayanlar.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Bileniniz var mı ben, kimi korumak için öldüm?<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Eti az pişti diye garsona çıkışan adam; sen rahat uyu diye kurşunlar başımın üstünden geçerken ben dağda her bulduğumu kesip yedim.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Arabasını solladılar diye levyesini kapıp arabadan inen adam, beni bir çöp bidonuna atıp giden anam; söylesene ben kimin için öldüm?<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Yetimhanede ve askerde en güzel şeyin ekmeğini bölmek olduğunu öğrendik biz. Peki size neyi bölmeyi öğrettiler?<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Sizi önce Allah’a sonra birbirinize emanet ediyorum.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Ben sizden razı oldum<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Allah da sizden razı olsun.”<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Murat Akman, nasıl şehit oldu?<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Jandarma Komando Er Murat Akman, 14 Haziran 2004 günü saat 23.00’te Şırnak Beytüşşebap-Mezraa’da emniyet görevi icra eden birliğe, PKK terör örgütü tarafından uzun namlulu silah ve roketatarla açılan ateş sonucu şehit olmuştu.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Dualarla andığımız tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize minnetle..<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;background:white;box-sizing: border-box;margin-bottom:
1rem;font-variant-ligatures: normal;font-variant-caps: normal;orphans: 2;
text-align:start;widows: 2;-webkit-text-stroke-width: 0px;text-decoration-thickness: initial;
text-decoration-style: initial;text-decoration-color: initial;word-spacing:
0px"><span style="color:#212529">Sevgiyle kalın..<o:p></o:p></span></p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//ben-kimi-korumak-icin-oldum/234/</link>
<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 00:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sınırları Belli Olmayan Hayat Tam Bir Tuzak </title>
<description><![CDATA[<p>Her geçen gün medyaya yansıyan hırsızlık, gasp, sahtekarlık, dolandırıcılık,  tecavüz, intihar, cinayet vb. haberler ne derece korkunç bir dünya da yaşadığımızı gözler önüne seriyor. Hırsızlıkta, yolsuzlukta, gaspta, tecavüzde, cinayetlerde akademik başarımız(!)  her geçen gün maalesef artıyor. Pek çoğu üniversite mezunu, varlıklı, üst düzey işlerde çalışmış insanlar, şeytana bile pabucunu tersten giydirecek derecede insan aklının, geçmiş ve mevcut dini anlayışların kötü gördüğü işleri çok rahat bir şekilde yapabilecek duruma evriliyorlar.</p>

<p>Manevi açıdan tatmin olmayan, kutsal bir varlığa (Allah’a) inanmayan insanlar zamanla tağutlaşma ve azgınlaşma yolunu tercih ediyorlar? Fıtratla tezat davranışlar, zulümle ve kaosla donanmış sonu felaket olan eylemler…</p>

<p>Azgınlaşan insan davranışlarından yaşadığımız dünyadan pek çok örnekler verebiliriz.</p>

<p>Bir öğrenci otomatik silahı alıpta kendi okuluna gidip neden toplu cinayet yapar?</p>

<p>Polislikten ayrılma bir kişi neden bir kadını öldürürde sonra onu parçalara ayırıp, valize koyup yol kenarına atar?</p>

<p>Askeriye de general rütbesine kadar yükselmiş bir subay devletin aracıyla insan kaçakçılığı neden yapar?</p>

<p>Bir polis normal olarak kontrol edebileceği kişiyi yere yatırıp boğazına ayaklarıyla basarak canice hareketiyle kişinin ölümüne sebep olur?</p>

<p>Üniversitede öğretim üyesi bir kişi öğrencisini nasıl taciz eder?</p>

<p>Bir doktor hastanede hastasına neden tecavüz eder?</p>

<p>Bu kişiler akademik bilgilerine rağmen yaptıkları şu işlerin ahlaken kötü olduğunu,yasal olarak suç olduğunu bilmiyorlar mı?</p>

<p>Her türlü maddi zevkleri kusana kadar yaşamış zengin bir genç bir kadını hem öldürür hem de neden  yakar?</p>

<p>Bir kadın, hatta anne olan bir kadın veya bir baba eşini ve çocuklarını neden öldürür?</p>

<p>Bir genç kendisine uyuşturucu parası vermeyen annesini veya anneannesini neden öldürür?</p>

<p>Bir amca neden hem kardeşini hem de iki yeğenini öldürür?</p>

<p>Bir bankacı çalıştığı bankayı neden soyar? Suç olduğunu bilmiyor mu?</p>

<p>Bir bürokrat ihalelerde neden yolsuzluk yapar? Yasal olarak suç olduğunu bilmiyor mu?</p>

<p>Hepsi de biliyor. Bilerek ve sadistçe yapıyor. Allahsızlık ve ahiret inancının yokluğu, aklın dengeyi kaybetmesi sonucu bunlar oluyor.</p>

<p><strong>Bilerek sınırları İhlal Ediyorlar, Kesin Zarar Edecekler!</strong></p>

<p>Allah inancı yok, yasal boşlukları biliyorlar ve dünya da bu işten bir şekilde kıvıracaklarını biliyorlar. Yalanla, yalan şahitlerle, rüşvetlerle ve zamanla gelecek olan yasal aflarla bu işlerden kurtulacaklarını biliyorlar.</p>

<p>Bildikleri halde kamil manada inanmadıkları şey ise mutlak adaletin tecelli edeceği gün olan Ahiret günü..</p>

<p>Allah inançları yok… Ahiret inançları yok… Hayatın sonundaki ölümden başka bir hayatın olduğuna inanmıyorlar. Hesap verecekleri bir sona inanmak işlerine gelmiyor. Hesaplaşmak zor bir son!</p>

<p>Allahın bilmesini, görmesini, onların her haline dair hakikatini önemsemiyorlar. Kötülük işlemenin ve caniliğin insanda zamanla Allah inancını ve sevgisini kaybettireceğini ve Allah sevgisini kaybetmenin dünyevi ve uhrevi anlamda kişinin hayatında oluşturacağı ‘elim, can yakıcı azab’a dair travmaları hesap etmiyorlar. Edemiyorlar.</p>

<p>Allah ve ahiret inancı nefislerine hoş gelmiyor. Allah ve ahret inancı hayata ve hayatın ölçülerine bir sınır koyuyor çünkü.</p>

<p>İnsanoğlu İnanmanın hayatlarına bir sınır koyacağı hakikatini düşünmek istemiyor.</p>

<p>Görmediği bir güçlü varlık tarafından takip edilme hissiyatının etkisini bir lahza düşünseler fark edecekler. Ama düşünmek istemiyorlar. Ortam ve çevre düşündürtmüyor. Düşündüğü zaman hırsızlık yapamayacak, taciz, tecavüz yapamayacak, cinayet işleyemeyecek, başkasının hakkına konamayacak.. Şu dünyayı kana bulayan tahsilli, çok dil bilen tecrübeli devlet adamı sıfatlı kimilerine baksanıza vahiy bilgisi, akıl ve insani sıfatları tekemmül etmiş olsa böyle olurlar mı? Bir de kocaman, kocaman ülkelerin başındalar. Diğer ülkelerin yeraltı ve yer üstü zenginliklerini hortumlamak için işgaller peşindeler. Kimileri, şimdi kutsal kitaplar bu savaşları körüklüyor derlerse onlara; son kutsal kitabın haber verdiği dinin adının İSLAM olduğunu, barış ve kardeşliği tesis için gönderildiğini öncekilerin muharref olmaları sebebiyle kaale alınmaması gerektiğini hatırlatmak isteriz.</p>

<p><strong>Her Şeyin Sonucu Laboratuarda Gözlemlenemez!</strong></p>

<p>Dünyadaki mevcut seküler eğitim somut bilgide ısrar ederken gerçek etkinin soyut kavram ve hakikatlerde olduğu bilincini profesyonel cambazlıkla perdeliyor. Mobese kamerası yoksa, seni kimse takip etmiyorsa o zaman her türlü suçu işleme özgürlüğünü yakaladın demektir.</p>

<p>Soyut, adil ve güçlü bir kudretin takibi hissiyatına dair ailede ve okulda bir eğitim yok.</p>

<p>Varsa yoksa kapitalist ve seküler bir dünyanın etkisiyle, çok kazan, ama nasıl olursa olsun kapital sende olsun, tatile git, ye, iç, gül, eğlen, helal ve haram kıriteri gerekli değil dert etme, kazanmaya yönelik bitip tükenmek bilmeyen bir hırs, lüks ve konforda limitsiz bir hayatı yaşamana bak, baskısı yeni nesilde alabildiğince görülüyor.</p>

<p>Sonuç kaçınılmaz; ‘Rüzgar eken fırtına biçecektir’</p>

<p>Şeytanlaşan sistemler ve insanlar kutsal kaynakların çizdiği ahlak sınırlarından rahatsızdırlar.</p>

<p><strong>Yaratılış Ayarlarına Dönüş Şart</strong></p>

<p>Ahlak insanın yaratılış fıtratındaki temel orijindir. Aslından kopan insan zamanla şuç işlemeye açık hale gelir ve birebir veya her türlü bireysel suçlara, toplu cinayet ve katliamlara meyyal hale gelir. Çok rahat bir şekilde bir kişiyi de bin kişiyi de öldürebilir. Bir lirayı da bir milyonu da hakkı olmamasına rağmen çok rahat bir şekilde çalabilir veya israf edebilir. Çünkü nefsi bu konuda sınır tanımamaktadır. Görmediğimiz ama etkisini kabul ettiğimiz nefsimizin şerlerinden bizi koruyacak olan onu ve bizi yaratan esas güç ve kudret sahibi her şeye kadir Allah inancı ile sınır tanımayan nefsimize dur diyebilmek mümkün olacaktır. Nefsin, şeytanın ve suça teşvik eden çevrenin sınırsız tahriklerine karşı  ilahi kudret sahibinden yardım almaktan başka çare yoktur. Dünya da ve ülkemizde net örneklerini yukarıda zikrettik.</p>

<p>Ne yapalım? Herkes kendinden mes’ul, başkaları beni ilgilendirmez diyelim mi?</p>

<p>Hayır!</p>

<p>Hepimiz; İslam’ın insanlığa sunduğu hakikatleri bilerek ve yaşayarak muhatabın algılamasına uygun olarak, kırmadan, nefret ettirmeden, motive ederek, merhametle, sabırla, güzel kelimelerle anlatmaya, yeryüzündeki fitne ve fesadın kalkması için evet; sabırla anlatmaya, örnek olarak yol göstermeye mecburuz.</p>

<p><strong>Toplum Yararına Kurulu Dernek ve Vakıflar Önden Buyurun</strong></p>

<p>Ülkemizde pek çok dernek ve vakıflar var. Bunlar iyi şeyler. Tüzüklerinde yok, yok. Uygulamada onların kamu yararı, insanı ihya ve inşa konusundaki çalışmalarının daha nitelikli olmalarını beklemek hakkımız. Akıllı, eğitimli, fedakar, varlıklı insanlar böyle organizasyonlarla topluma, devletin sosyal işlerine dolaylı katkı sunarlar, sunmalıdırlar. Onların aileye, çocuğa ve gençliğe yönelik hissedilir faaliyetleri olmalı. Tabelalar büyük faaliyetler küçük olmamalı, dernekler ve vakıflar farklı bir göreve atlamanın basamağı olarak kullanılmamalı. Onlar bu tür hayri ve insani faaliyetlerde önde olmalı, önder olmalı.</p>

<p>Tabelaları büyük, isimleri caf-caflı İnsanlık ve İslami hizmetler için kurulmuş dernek ve STK larımızın önden buyurmalarını bu toplumdaki iyiliğe meyilli insanların hasbi niyet ve gayretlerini aynı niyetle koordine etmelerini arzu ediyoruz. Hatta onların önden buyurduğu günleri beklemeden bireysel olarak bizler hemen bu günden başlayalım. İnsanlığı ve insanları ifsat etmeye çalışanlara karşı hakkı tebliğ etme ve yaşama gayretiyle nur saçan kandiller misali, karanlık zihniyet ve ideolojiler yok olsun, iyilik hakim olsun, fiziki ve zihni işgaller son bulsun diye samimi bir niyetle başlayalım.</p>

<p>Çünkü Allah cc ‘İyilikte ve takvada ( kötülüklerden uzaklaşıp adaleti ve hakikati tesis etmede) birbirinizle yardımlaşın’ (Maide Suresi,3)buyuruyor.</p>

<p><strong>Aile Yılı İçin Hem Anne-Babalara Hem de Yöneticilere Net Mesaj</strong></p>

<p>‘ Ey İman edenler kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun..’ (Tahrim Suresi,6) diye on beş asır öncesinden kıyamete dek sürecek bir tazelikte mesaj veriyor bizlere. Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun! Kendiniz ve canlarınız için Salih amel adına, ibadetler adına, iyilik adına, barış ve kardeşlik adına bir şeyler yapın beyanıyla ne kadar içten ve candan bir hitabın muhatabıyız ve birebir muhatap alınıyoruz Rabbimiz tarafından…</p>

<p>Allaha iman ettiğini söyleyerek bu hitabın muhatabı olan müminler dikkatli olun! Kendinizi ve ailenizi dünyaya meylettirip Allahın yasalarını unutturup ilahi sınırları ihlal ettirecek, isyan ve masıyete sizleri sevk edecek, dünyadaki helal dengenizi kaybettirip baki hayattaki nimetlerden sizi mahrum ettirecek ve hem dünyevi hem de uhrevi mutluluğunuzu yok edecek olan davranışlardan sakınarak yakıcı ateşten korunun hitabı çok derin aslında!</p>

<p>Şunu unutmayalım ki kendimizi ve ailemizi maddi manevi ateşten koruma maksatlı yapılacak her türlü eğitsel ve sosyal ahlakı ikame edecek çalışmalar hem halk katında hem Hak katında çok büyük bir kıymet ifade edecektir.</p>

<p>Günümüzün en önemli cihadı bu olsa gerek…</p>

<p>Kendimizi ve ailemizi sınırları belli, korunaklı, sağlam bir kurtuluş dairesi (İslam) içine alarak korumak!</p>

<p>Sınırları belli olmayan hayatın sonunda sınırsız hüsran ve azabın olduğunu unutmamak lazım.</p>

<p>Sınırları belli olan hayat her zaman daha güvenlidir.</p>

<p>Hele de bu hayata dair sınırları çizen, yaratıcı olan Allah cc hazretleri ise…</p>

<p>Bu sırlar içinde yaşamak ebedi ve güven huzura talip olmak demektir.</p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//sinirlari-belli-olmayan-hayat-tam-bir-tuzak/233/</link>
<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 00:38:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İslam Hoşgörü Dinidir</title>
<description><![CDATA[<p>Zalimler, her fırsatta İslam’a ve değerlerimize saldırıyor. Müslümanlar bu hakaretlere karşı ses yükseltince hemen “Hani İslam hoşgörü diniydi?” diyorlar.</p>

<p>Evet, İslam hoşgörü dinidir. Ama bu hoşgörü, zulme değil; mazluma gösterilir. Bu merhamet, imanlı gönüller içindir; kin kusanlara değil. Nitekim Fetih Suresi’nde şöyle buyrulur:</p>

<p>“Onlar, kâfirlere karşı şiddetli; kendi aralarında ise merhametlidirler.”</p>

<p>Bunları neden söylüyorum?</p>

<p>Çünkü dün yine insanlığın en şerefli yüzüne, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Hz. Muhammed’e bir saldırı gerçekleştirildi. Karikatür kisvesi altında kin kusanlar, sözde özgürlük maskesinin ardına saklanıp, mübarek olanı kirletmeye kalkıştı.</p>

<p>Biz sustukça, onlar azdı. Geri çekildikçe, daha pervasızca üzerimize geldiler.</p>

<p>Ama artık yeter!</p>

<p>Peygamber Efendimiz bizim için sadece bir isim değil. O, hayatın kendisidir. O bizim rahmetimiz, adalet ölçümüz, vicdan terazimizdir.</p>

<p>Bir karikatürle yıkılamayacak kadar büyük, bir nefretle kirletilemeyecek kadar temizdir.</p>

<p>Ey zulme alışan dünya!</p>

<p>Bil ki bu ümmetin sessizliği, korkusundan değil; saygısındandır.</p>

<p>Ama saygımızı zayıflığımız sananlara bir kez daha hatırlatırız:</p>

<p>Biz öfkemizi bilinçle yönlendiririz. Bizim cevabımız taşla değil, imanla olur.</p>

<p>Ama bu susacağımız anlamına gelmez!</p>

<p>Buradan sesleniyorum:</p>

<p>Bu topraklarda yetişen her genç artık sadece kendini değil; ümmeti de savunacak bir bilinçle yetişecek.</p>

<p>Kur’an’ı okuyup Resûlullah’ı tanıdıkça, ayağa kalkacak.</p>

<p>Ve siz, kin dolu karikatürlerle değil; adalet, şefkat ve imanla yoğrulmuş bir gençliğin gölgesinde kalacaksınız.</p>

<p>Çünkü biz, peygamberimize olan sevgimizi sadece yüreklerde değil, eylemlerde de taşıyoruz.</p>

<p>Ve unutmayın:</p>

<p>Adalet susunca, iftira bağırır. Ama biz artık susmayacağız!</p>

<p>Medine Müdafii, Çöl Kaplanı Ömer Fahreddin Paşa’nın askerlerinden İdris Sabih Bey’in dizeleriyle sesleniyoruz:</p>

<p> Ne kanlar akıttık hep senin için</p>

<p>O Ulu Kitab’ın hakkıçün aziz</p>

<p>Gücümüz erişsin ve erişmesin</p>

<p>Uğrunda her zaman döğüşeceğiz</p>

<p> </p>

<p>Yapamaz Ertuğrul Evladı sensiz</p>

<p>Can verir canânı veremez Türkler</p>

<p>Ebedi Hadimü’l-Harameyn’iz</p>

<p>Ölsek de ravzanı ruhumuz bekler</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://esenlervizyonhaber.com/yazarlar//islam-hosgoru-dinidir/232/</link>
<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 00:38:00 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>